29 Nisan 2015 Çarşamba

Gezgin / Sevgi Saygı (ON8 Kitap)

ON8 Kitap'tan bir güzel kitap...GezginSevgi SaygıEditör: Mehmet ErkutOnun gittiği yönü hiçbir pusula gösteremezdi...Sis kalınlaştı ve ben kör oldum. Ayaklarımın altında ezilen karın gıcırtısını duyuyordum; körük gibi soluğumu, rüzgarın ıslığını...Vücudumdaki tüm kıl,tüy adına ne varsa hepsini ayaklandıran hırıltıyı... Çok yakınımdaydı. Belki az sonra nefesini ensemde duyacağım.Durdum. Beş santim ötesini görebilsem keşke. Şalı sıyırdım, elime doladım. İşe yarayacağından değil, kendimi teselli etmek için. Dönüp durmaktan ayağımın altında bir çukur oluşmuştu. Aman ne iyi! Kendi mezarımı kazıyorum.Adsız bir "gezgin" o. Yolu kesişenler, sert mizaçlı bir kadın olarak hatırlıyor onu. Ne nereden geldiğini biliyorlar, ne de nereye gittiğini. Niçin yollarda olduğu bile meçhul. Can yoldaşı motosikletiyle kilometreleri aşarken, birilerinden kaçıyor. Kendince dağıtır göründüğü adaletin tek tanığı ise, katettiği yollar. Derken, bir akşam konaklayabileceği bir yer ararken, o garip köye varıyor. Ve yalnızca bir geceliğine misafir olacağını sandığı o garip eve...Yola ilk ne zaman çıkmıştı? Neydi beklentisi? Kaçıyor muydu sadece? Arıyor muydu yoksa? Bu gizemli ve hayati yolculuktan alıkonmamak, bu sorulardan bile önemliydi...Hayalle gerçek arasına zardan bir duvar ören gizemli kurguların yazarı Sevgi Saygı'nın ilk romanı Gezgin, aynı zamanda yazarın Peri Efsa'dan sonra ON8'de yayımlanan ikinci kitabı. Saygı, bu kitabında okuru ser verip sır vermeyen bir kadının, bir "gezgin"in motosikletiyle, derin sessizliklerde, sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

28 Nisan 2015 Salı

Çekiliş sonucu

23 Nisan tarihinde yaptığım çekilişin sonucu belli oldu.Erkeklerin Kitabı'nı kazanan kişi Lord oldu. Kendisini tebrik ediyor ve iletişim bilgilerini bekliyorum.Kızların Kitabı için talep gelmediğinden, kitabı hediye edemiyorum :)Mutlu bir hafta dilerim herkese!

27 Nisan 2015 Pazartesi

23 Nisan'da çocukları sevindirmek gerek!

Herkese merhaba!23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!Bugün çocukları mutlu edelim değil mi? Herkes elinden geldiğince, ufak da olsa çocuklar için bir şey yapsa ne güzel olur...Ben tabii ki çocuklara kitap hediye edeceğim. Mavibulut Yayınları'nın harika kitaplarından hem de! Birisi kızlar, birisi de erkekler için!Kitap isteyen herkes bu yazının altına yorum yazıp hangi kitabı istediğini belirtsin yeter!Haydi çocuklar, anneler, babalar!Çocukları sevindirmek isteyen herkesi bekliyorum!Kız çocuklar için kitabımız:Kızların KitabıMeraklı ve Becerikli Kızlar İçin Elkitabı Yazarlar: Michele Lecreux, Celia Gallais ve Clemence Roux de LuzeÇizerler: Esao ve Jocelyn MilletTürkçesi: Sumru AğıryürüyenYaş grubu: 8+Meraklı ve becerikli küçük kızlara ait küçük elkitabınızda, türlü çeşitli bilgiler ve çok sayıda etinlik sizi bekliyor!Pareo bağlama yöntemleri, ballı tarifler, salıncak yapma, düşkapanı hazırlama, bitkileri tanıma, kendi oyununu tasarlama, görünmez mürekkeple gizli mesaj yazma gibi 40 konu...Etkinlik Kitapları Dizisi sanata ilgi uyandıracak, el becerilerini geliştirecek, doğa sevgisi kazandıracak, çocukların yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmelerinde yardımcı olacak kitaplardan oluşuyor. Çocukların yaratıcılığına, araştırma-gözlem yeteneklerine katkıda bulunan, bilgiyi eğlenceli hale getirerek merak duygusunu artıran bu kitaplar çocuklar için harika birer armağan olacak.Gerek anlatımları gerek resimleriyle özenle seçilmiş bu kitaplar çocukların dünyasını zenginleştirirken büyükleri de fena halde kıskandıracak.Erkek çocuklar için kitabımız:Erkeklerin KitabıMeraklı ve Becerikli Erkekler İçin Elkitabı Yazarlar: Michele Lecreux, Celia Gallais ve Clemence Roux de LuzeÇizerler: Esao ve Jocelyn MilletTürkçesi: Acar ErdoğanYaş grubu: 8+Meraklı ve becerikli küçük erkeklere ait küçük elkitabınızda, türlü çeşitli bilgiler ve çok sayıda etinlik sizi bekliyor!Çadır yapımını, zehirli yılanları ayırt edebilmeyi, harita okumayı, böcekleri tanımayı, ilkyardımı ve oyunlar icat etmeyi öğreten 40'tan fazla bölüm ile sıkı bir maceracı olmak için bilmeniz gerekenler...Etkinlik Kitapları Dizisi sanata ilgi uyandıracak, el becerilerini geliştirecek, doğa sevgisi kazandıracak, çocukların yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmelerinde yardımcı olacak kitaplardan oluşuyor. Çocukların yaratıcılığına, araştırma-gözlem yeteneklerine katkıda bulunan, bilgiyi eğlenceli hale getirerek merak duygusunu artıran bu kitaplar çocuklar için harika birer armağan olacak.Gerek anlatımları gerek resimleriyle özenle seçilmiş bu kitaplar çocukların dünyasını zenginleştirirken büyükleri de fena halde kıskandıracak.****Çekilişe katılım 25 Nisan Cumartesi saat 23:00'e kadardır.Çekiliş sonucu 26 Nisan Pazar günü açıklanacaktır.

Yetenek - Kristin Cashore (Yedi Krallık Üçlemesi #1)

Yetenek'i alalı ve okumaya başlayı epey uzun zaman oldu ve sonunda bitirebildim! "Sonunda" diyorum çünkü gerçekten kolay okunabilir bir roman olmasına karşın epey bir zaman aldı kitap.Bu kitabı seçtiğimde konuyu çok seveceğime emindim ve öyle de oldu zaten. Hikayeyi, karakterleri çok sevdim. Katsa özellikle güçlü bir kişiliğe sahip kadın karakter olarak sunulmuş ama bence bu göze batacak kadar yoğun bir şekilde işlenmemiş; yani tam kararında. Po ise oldukça sevimli. Karakterlerin kendi kişiliklerini ve "yeteneklerini" keşfi anlatılıyor, serinin bu ilk kitabında ve gerçekten heyecanlı bir olay örgüsüyle.Şimdi gelelim benim neden bu kadar zamanda okuduğuma. Kitabı ilk elime aldığımda o gün 50sf'yı soluksuz okumuştum, bu 200 sayfa olana kadar böyle devam etti; yani tahminen bir haftada kitap çok rahat biterdi. Çünkü hikayeyi sevmiştim, kolay okunur, sürükleyici bir dili vardı ancak ne zaman kitabın ortasına, yol hikayelerinin anlatıldığı kısımlara geldim işte o zaman kitap elimde sürünmeye başladı hatta blogumun sıkı takipçileri dikkat ettiyse arada bir de başka bir kitap (The 100) bitirdim =) Daha önce yol hikayeleri çok okudum, özellikle bunun gibi fantastik türdeki kitaplardan bahsediyorum; hatta Ejderha Mızrağı'ndaki yol hikayeleri efsanevi bana göre. Ancak çok fazla kendini tekrar eden ve gereksiz detaylarla 100 sayfa uzatılan kısımlar okuyucuyu yoran cinsten. Dediğim gibi hikaye gerçekten çok güzel, ancak karakter gelişimi adına uzatılan yol hikayesi ve kesinlikle ilgi çekicilikten uzak, yorucu anlatım (sadece bu kısımlarda) bu kitabın elimde sürünmesine neden oldu. (Goodreads'te bu nedenden ötürü 4/5 yıldız aldı).Serinin ikinci kitabını bu kitabın başlarındayken kitap fuarı sırasında almıştım, pişman değilim bazı sıkıntılı kısımlara rağmen dediğim gibi sevdim hikayeyi ama yeni kitaba başlamak için biraz ara vereceğim ve başka şeyler okuyacağım.Bu arada küçük bir eleştiri Pegasus Yayınları'na; bu kitap ciltli ve ciltli kitaplar ne yazık ki çok pahalı ülkemizde. Tamam bu durumda birşey yapamıyoruz ama madem bu kadar para veriyoruz biraz daha kaliteli baskıları hakkettiğimizi düşünüyorum; şu an kitabın üzerinde yazı kalmadı, altın varak baskılar ne yazık ki kalitesiz olmuş =/Ve şimdi okunacak yeni kitabı seçme keyfini yaşamak üzere bir süre kitaplığımın önünde oyalanacağım ^o^Sevgiler,

kesişen yazgılar, teğet geçen aşklar

 

“Dünyanın farklı yerlerinde, farklı insanlar aynı anda aynı şeyi düşünüyor olabilirler," der Krzysztof Kieslowski. Hiç karşılaşmayacak olsanız da dünyanın bir köşesinde sizin gibi düşünen, hisseden birilerinin varlığı, ne güzel ve hüzünlü bir şeydir. "Bu benim takıntım: farklı yerlerde farklı nedenlerle aynı şeyi düşünen insanlar. Ben de insanları birbirine bağlayan filmler yapmaya çalışıyorum.” Aslında filmleri de insan hayatının yazgıyla özgür irade arasındaki salınımından beslenir. Şans, talih, tesadüfler, insan ilişkilerinin rasyonellikle açıklanamayan yanları... Filmleri bu kavramlarla, kimi zaman Kieslowski sinemasında yaratılan Van Den Budenmayer (aslında bu kişi, filmlerinin çoğunun müziklerini yapan Zbigniew Preisner’dir) gibi müzisyenler,  kimi zaman da önemsiz gibi görünen bir eylem ya da karakterle birbirine bağlanır, adeta Kırmızı filmindeki şarkının sözlerini anımsatır, “Her başlangıç bir devamdan başka bir şey değildir.” Kırmızı, başrol kadın oyuncusu Irène Jacob’un yanı sıra, tema olarak da benim çok sevdiğim başka bir Kieslowski filmi olan Veronica’nın İkili Yaşamı filmiyle paralellikler taşır. Her iki filmde de bir yandan kesişen yazgıları görürüz, bir yandan da birbirine teğet geçen hayatları. Kırmızı’da Cenevre’de üniversite öğrencisi olan, aynı zamanda modellik yapan Valentine’in (Irène Jacob) arabasıyla bir köpeğe çarpmasının ardından köpeğin sahibi yaşlı yargıçla (Jean-Louis Trintignant) yolları kesişir. Kazalar Kieslowski filmlerinde önemli rol oynar, insan hayatlarının kırılma noktalarıdır. Bu kaza sonrasında da Valentine’in hayatının gidişatı değişir. Öte yandan Valentine ile yargıç olmaya hazırlanan, onun ruh eşi olabilecek Auguste (Jean-Pierre Lorit) birbirlerinden habersiz yan yana yaşarlar. Aynı mahalle kahvesine gider, arabalarını aynı sokağa park eder, müzik dükkânında sırt sırta aynı şarkıyı dinlerler fakat birbirlerini bilmezler. İşte burada bir şey insanın içini ince ince sızlatır. Farkına varmadan kendi mutluluğumuzun yanından geçip gidiyor olma ihtimali. Kaçırılmış karşılaşmalar. Ve bir bekleme hali. Hayatımızın müsveddesini yaşıyoruz da asıl hayat henüz başlamamış gibi... Ya da insan ömrünün ne yapsa tamamlanamayacak olması.Gizlice komşularının konuşmalarını dinleyen, "mutlu" ev manzaralarının sakladığı sırları bilen yargıç ise filmde kötümserliğin kalesi gibidir. Bu gizli dinlemeleri fark edip dehşete kapılan Valentine “Polis misiniz?” diye sorar yargıca. O da “Daha kötüsü… Yargıcım” diye karşılık verir. “Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek kibirden başka bir şey değil.” Valentine’in hayata karşı iyimser, sıcak yanıyla yargıcın sinik bakışı birbiriyle çarpışıp durur. “Vicdanımızı rahatlatmak için iyilik yaparız, gerçekten iyilik yapmak için değil,” der yargıç. “İnsanlar kötü değildir, sadece bazen güçsüz olabiliyorlar,” der Valentine. Onu modellik yaparken bile gülümserken görürüz, üçleme karakterleri içinde geri dönüşüm kutusuna cam şişe atmaktan zorlanan yaşlı kadına yardım eden tek karakter Valentine’dir. Kieslowski, Irène Jacob’un gerçek hayatta da iyi niyetli ve mütevazı biri olmasından dolayı bu rolde onu tercih ettiğini söyler, hatta Kırmızı onun için yazılmıştır. “O bir köpeğe çarptığında onu arabasına alabilecek biri,” der. Hatta laf aramızda, Juliette Binoche'un bir köpeğe çarpsa arabasına almayacak yapıda biri olduğunu söyler. Gerçi oyunculukla gerçek kişilik örtüşmek zorunda değil elbette ama yönetmen böyle tercih eder. Kieslowski’nin filmlerinde önem taşıyan, birilerine yardım eden, çaba gösteren karakterlerindendir Valentine. Her şeyi biliyor görünen yargıç da Valentine’in bu yanına kayıtsız kalamaz ve kendisi için ikinci bir hayatın, gerçekleştiremediği bir hayatın hayalini kurmaya başlar. “Siz benim karşılaşmadığım kadınsınız,” der ona. Yaşlı yargıcın yaşadıkları Auguste’ün yaşadıklarının aynasıdır. Biz seyirciler hiçbir zaman Auguste gerçekten var mıdır yoksa yargıcın kafasında yarattığı kişi midir bilemeyiz. Birilerinin hayatını yaşamak, Kieslowski’nin deyişiyle “birilerinin yukarıda yaptığı bir hatayı değiştirmek” mümkün müdür? Kırmızı bu soruyu tekrarlayıp durur.  Kırmızı filminin bir telefon sesi ve duvarların içinde, yerin altında uzayıp giden telefon kablolarının yolculuğuyla açılması tesadüf değildir. Telefon, filmde baştan sona önemli bir motiftir, insanlar arasındaki iletişimden çok engelleri ortaya koyar, hatta bir kaygı aracıdır. Valentine’in hiç görmediğimiz sevgilisi, telefon aracılığıyla Valentine üzerinde baskı kurar, onu denetler ve yargılar. Valentine telefona yetişemeyince telaşlanır. Auguste, elinden kaçırdığı sevgilisini arayıp durur ama karşısında hep bir sinyal sesi duyar, telefon açılmaz. Senaryonun yanı sıra Piotr Sobocinski’nin sahne içinde gözetleme hissi veren sahneler, çerçeveler, cam yüzeylerde çoklu yansımalar yaratan ve pencerelerin dışında gezinerek Auguste’le Valentine’i aynı sahnelere taşıyıp birleştiren kamerası da bu hikâyenin güçlü bir anlatım aracıdır. Kimi zaman bir trafik lambasında, kimi zaman köpeğin tasmasında, yanıp sönen ışıklarda, şans makinalarında karşımıza çıkan kırmızı renk gibi. Valentine’le Auguste’ün konuştukları bir sahnede yargıç birden “Durun bir dakika, çok güzel bir ışık var,” der. O sırada sanki herkes susar, biz seyirciler de nefesimizi tutup ışığın yavaşça odayı dolduruşunu, yaşlı yargıcın yüzüne daha uysal bir ifadenin yerleşmesini izleriz. Valentine de o yumuşak öğle üzeri ışığı gibi o katılaşmış görünen yargıçta bir şeyleri çözer. Çok güzel bir sahnedir, gündelik hayatın mucizelerinden biri. Filmin sonundaki feribot kazasında Valentine, sakız reklamında trajik bir olayı düşünüp üzgün bir poz verdiği reklam afişindeki imgesini tekrarlar. Kendini gerçekleştiren kehanettir adeta. Kazadan kurtulan altı kişi üçlemenin karakterleridir. Yedinci kişi ise filmlerden bilmediğimiz bir barmendir. Kieslowski’ye yedinci kişinin kim olduğunu sorduklarında “belki de hakkında film yapılması gereken bir kişi,” der. Her ne kadar Kırmızı filminden sonra film yapmayı bırakabileceğini söylese de belki de sıradaki onun filmidir fakat yolları o barmenle kesişmeden hayata veda eder.  **Yazı Paralel Sinema sitesinde yayınlandı.  

17 Nisan 2015 Cuma

Kırtasiye: Mini Alışveriş

Bazen mini alışverişler daha büyük mutluluklar yaşatıyor insana ^.^ Dün böyle biraz kırtasiye alışverişi yapınca da işte öyle güzel bir mutluluk yaşadım; epeydir de kırtasiye gezmemiştim, iyi geldi ;)Stabilo kuşun kalemler: D&R'dan aldım. Ben Stabilo'nun kurşun kalemlerini çok seviyorum; bu da şu ana kadar çıkardığı en harika renklere sahip--benim favori renklerim ;)Umur My Note Defter: Notebook Kırtasiye'den aldım. Bu defterlerden daha önce de bahsetmiştim; bu kapağı da ilk kez görüyorum ve çok beğendim!Clairefontaine Defter: D&R'dan aldım. Masal kapaklarına bayılıyorum bu defterlerin!Bulut "Toki Doki" Anahtarlık: Claire's marka. İndirim köşesini ziyaret etmeye bayılıyorum, çok şahane şeyler buluyorum ;)Kitap Ayraçları ve Rozetler: Toyzz Shop'tan aldım. Toyzz Shop'a da bayılıyorum! Mutlaka böyle tatlı minik sürprizler buluyorum orada ;)Şimdi yeni cicileri kurcalama zamanı ^o^Sevgiler.

16 Nisan 2015 Perşembe

Mastermind Sherlock Holmes Gibi Düşünmek / Domingo Yayıncılık

Son günlerin en iyi kitaplarından biri.Mastermind.Sherlock Holmes gibi düşünmek istiyorsanız, buyrun buradan...MASTERMINDSherlock Holmes Gibi DüşünmekMaria Konnikova"Gayet basit Watson" diye başlayan ve Watson'un "tabii ya, bunu ben niye göremedim" diye hayıflanmasıyla sonlanan her bir Sherlock çözümlemesi bize şunu söyler: Sherlock Holmes insan zihninin erişilebilir sınırları içinde işini görmektedir; karakter kurmaca da olsa, zihni mümkün olanı simgeler.Peki ama bizler (yani, genel olarak Watson'lar) Holmes'un olağanüstü zihinsel becerilerden biraz olsun nasiplenemez miyiz?Maria Konnikova bunun mümkün olduğunu söylüyor. Örtülü önyargılarımız güçlü ama kırılmaz değil; alışkanlık siperlerimiz sağlam ama yıkılmaz değil. Modern psikoloji ve nörobilim ile ünlü Sherlock vakalarını harmanlayan Mastermind, önce Sherlock'un bu davalarda neyi diğer herkesten farklı yaptığını gösteriyor, sonra bizim de aynı yaklaşımı kullanabilmemiz için zihinsel bir yol haritası sunuyor. Biraz farkındalık ve biraz egzersiz ile Holmes'un alametifarikası olan gözlem, hafıza, yaratıcılık ve tümdengelim gibi meziyetleri nasıl içselleştirebileceğimizi ve bunun sonucunda nasıl algımızı keskinleştirip, yaratıcı yönümüzü parlatabileceğimizi gösteriyor.Mastermind, zihnimizi bir üst seviyeye çıkarmak için eşsiz ve en az Sherlock öyküleri kadar sürükleyici bir rehber."Holmes'un bakış açısı ile modern nörobilimin leziz bir birleşimi"New York Times İlk sayfasından son sayfasına kadar büyüleyici"Brain Pickings"Zihninizin sınırlarını öğrenmek için heyecan verici bir yolculuk. Rehberiniz Sherlock Holmes."Steven Pinker

15 Nisan 2015 Çarşamba

Piranalarla Yüzen Çocuk / David Almond

Günışığı Kitaplığı yine çok güzel bir kitap hazırlamış çocuklar ve biz büyükler için.Ben çocuk kitaplarını yetişkinlerin de okuması gerektiğini düşünüyorum. Öyle güzeller ki, çocukların dünyasına girip o mutluluğu, heyecanı yaşamak, belki kendi çocukluğumuza dönmek inanın ki çok iyi gelecektir.Yeni kitap Piranalarla Yüzen Çocuk, David Almond tarafından yazılmış ve benim favori yazar ve çizerlerimden Oliver Jeffers tarafından resimlenmiş. Oliver Jeffers'ı duydunuz mu bilmiyorum, eğer henüz tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz derim çünkü hem nefis kitapları var hem de harika çizimleri.Piranalarla Yüzen ÇocukDavid AlmondResimleyen: Oliver JeffersTürkçe yayın editörü: Müren BeykanTürkçesi: Mine KazmanoğluBalıkların dilinden anlayan "sıradan" bir çocuğun öyküsü!Günışığı Kitaplığı koleksiyonunda Ay'a Tırmanan Çocuk, Garajdaki Giz, Dünya Büyülü Bir Yer ve Alevler Arasında kitaplarıyla özel bir yeri olan, Hans Christian Andersen ödüllü İngiliz yazar David Almond'dan, etkileyici bir çocuk romanı daha Türkçe'de. Roman, işsiz kalan amcasının, üretim alanına çevirdiği evde, sadece çalışarak geçen tekdüze yaşama hapsolmuş bir çocuğun evden çıkış ve değişim öyküsünü anlatıyor. Çıktığı yolculukta benzersiz insanlarla tanışan, içindeki gücü ve sevgiyi keşfeden çocuğun öyküsü, yazarın sıradışı edebi ustalığıyla okuma keyfi yaşatırken, bir yandan da birçok konuyu düşünme ve tartışma olanağı sağlıyor. Farklı insanların toplum mühendislerince dizgine getirilme ve sindirilme çalışmalarına maruz kalması, hataların telafisi için çaba gösterme, her bireyin içindeki "özel insan"ı keşfetmesi ve vücuda getirmesi gibi, hem toplumsal hem de bireysel okumaların yolunu açıyor. Dünyaca ünlü illüstratör Oliver Jeffers'in kendine özgü üslubuyla hayat kattığı kitabı, her yaştan okur tekrar tekrar okumak isteyecek.Stanley, işsiz kalınca evi konserve üretim işliğine çeviren amcasının yanında, birbirinden farksız uzayıp giden saatler boyunca çalışmaktadır. Ama bir gün bu tekdüzelik yerle bir olur. Doğum gününde kasabada yeni kurulan panayır, Stan'i daha önce hiç karşılaşmadığı tuhaflıkta insanlarla buluşturur. Önünde bir macera, ardında ise sevdiği amcası ve yengesi vardır. Tam da o sırada ortaya esrarengiz bir minibüs çıkar. Stan bir yol ayrımında mıdır?

Kırtasiye: Deffter

Ben bu markanın defterlerini çok seviyorum! Hem minikler; her yere rahatlıkla taşınabilir oluşu güzel, hem de pratikliği ve kağıt kalitesi hoşuma gidiyor. Ama en güzeli de bir sürü çeşidi olması; zevkinize uygun kapakta bir "deffter" mutlaka bulabiliyorsunuz ^o^Siz de kullanıyor musunuz bu defterlerden?

14 Nisan 2015 Salı

The 100 - Kass Morgan

Kass Morgan'ın The 100 isimli serisinden uzun zaman önce haberdar olmuştum ama serinin ülkemizde yayımlanmaya başladığından haberim yoktu; sonra bir gün Go Kitap! sayesinde haberdar oldum ve nasıl mutlu oldum anlatamam! Go Kitap! son zamanlarda beğenerek takip ettiğim bir yayınevi; çıkardığı kitaplar özellikle genç yetişkin türünde olduğundan beni daha da mutlu ediyor, çünkü sabırsızlıkla beklediğimiz kitapları onların sayesnde elimize alıyoruz. Özellikle mıknatıslı kapakları bir muhteşem!The 100 son dönemde epey bir popüler olan ve genç yetişkin kurgularında tercih edilen türlerden biri olan distopya türünde bir kitap. Ancak benzerlerinden oldukça farklı. Olay örgüsü, hikayenin işlenişi ve devamlı sizi zinde tutan bir heyecan bu kitabın en harika özellikleri. Genç karakterlerin tahmin edilebilirlikten uzak karakterleri ve deneyimleri Taht Oyunları serisine benzer bir şekilde onların dilinden bölüm bölüm farklı ağızlardan aktarılıyor. Bu tarz anlatımları çok seviyorum; hem okuyucuyu daha çok heyecanlandırıyor, hem de olaylara ve karakterlere daha bir derinlik kazandırıyor.The 100'ı elimden bırakmadan okudum diyebilirim. Çok yoğun olduğum bir dönemde okumaya başlamıştım ona rağmen hiç olmadı bir bölüm bitiririm diyerek hep yanımda taşıdım =) Kurguyu çoksevdim; karakterleri ise kimi zaman sevdim kimi zaman da onlara sinirlendim ama hep şaşırarak, ağzım açık okudum diyebilirim =DThe 100 21. Gün yine Go Kitap'tan yakın bir zamanda çıktı ve benim de elimde mevcut. Bundan önce okuduğum kitabı yarım bırakmıştım onu bitirip 2. kitaba devam ederim dedim ama aklım nasıl kitapta kalıyor anlatamam. Bu arada bu serinin bir de epey popüler dizisi var, ben izlemedim -- önce kitapları okuamak istediğimden-- ama birçok kişiden aldığım yoruma göre başarılı ve güzel bir dizi olduğu söyleniyor ;)Kısacası genç yetişkin distopya severlere tavsiyem olur ;)Sevgiler.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Kıyıya Vuran Deniz Kabukları / Hannah Richell (Orkinos Yayınları)

Kıyıya Vuran Deniz KabuklarıHannah RichellOrkinos YayınlarıSon zamanlarda okuduğum en güzel kitaptı...Hızlı başlayan bir aşk ve arkasından gelen evlilik, çocuklar... Zamanla herkesin yaşadığı çatışmalar ve bunların getirdiği kopmalar...Ve tabii yaşanan o korkunç olay ile yıkılan aile bireyleri...Hannah Richell öyle güzel, öyle doğal anlatmış ki, sanki yanı başınızda dostunuzla sohbet ediyormuşsunuz gibi okuyorsunuz kitabı. Bir geçmişe bir günümüze gidip gelmesi, dikkatinizi sürekli canlı tutuyor ve sizi hep merakta bırakıyor. Tabii bu sayede kitabı elinizden bırakamıyor, neler olacağını öğrenmek için sürekli okuma isteği duyuyorsunuz.Çok güzel bir kitap ancak oldukça duygusal. Eğer kendinize güveniyorsanız, mendilinizi alın ve okumaya başlayın... "Kalbiniz affetse bile ruhunuz ihaneti unutup yeniden sevmeyi öğrenebilir mi?""Dorset sahilini dalgalarıyla döven fırtınalı bir deniz...Kıyıların tepesinde gün ışığında beyaz duvarlarıyla adeta inci gibi parlayan bir çiftlik evi...Clifftops.Burası Dora'nın bir zamanlar evim dediği yerdir. Şimdi ise Dora sevdiği adamla Londra'da yaşamaktadır ve içinde yeni bir hayat büyümektedir. Ancak on bir sene önce yaşadığı o korkunç olaydan bu yana kendini bir türlü toparlayamıyordur. Dahası kendini bir anne adayı olarak yeterli görmemektedir.Daha fazla bu şekilde yaşayamayacağını anlayan Dora, geçmişiyle yüzleşmek için çocukluğunun geçtiği o eve döner. İstediği cevapları annesinden öğrenecektir. Fakat döndüğünde hiçbir şeyin eski masumluğunu korumadığını görecektir. Çünkü her ailede sırlar vardır ve bazıları sonsuza kadar saklanmalıdır...Kıyıya Vuran Deniz Kabukları, ihanet ve yalanlarla parçalanan bir ailenin umuda tutunuşunu anlatan muhteşem bir roman..."

6 Nisan 2015 Pazartesi

Nisan'da Kitap

Instagram'da yabancı kitap hesaplarında kullanıcılar bu tarz "#bookchallenge"lar oluşturuyorlar; ben de ne zamandır katılmak istiyorum bu hafta acele bir şekilde adını "Nisan'da Kitap" koyarak böyle bir etkinlik başlattım. Aslında amacım kendi kendime bir liste oluşturmaktı, daha doğrusu pek katılan olmaz diye düşünmüştüm ama bir baktım katılım epey fazla olmuş! O kadar mutlu oldum ki herkese bir de buradan teşekkür ederim!Ben bu haftanın yoğunluğundan ötürü birazı eski fotoğraf olmak üzere konu başlıklarına uygun fotoğraflarımı paylaştım. Bilmeyenler için Instagram adresim: https://instagram.com/renklikitap/ #NisandaKitap etiketi altında benim ve diğer kitapsever dostların paylaşımlarını görebilirsiniz. Eğer bir Instagram adresiniz varsa siz de istediğiniz günün konusuna uygun fotoğraflarınızı paylaşabilirsiniz! Bu tip etkinlikler ay boyu olsa da hiçkimse hepsini tamamlamak zorunda değil, dilediğinizce paylaşım yapabilirsiniz ;)İşte benim paylaştıklarım:1.Gün • Nisan Ayında Okumayı Düşündüklerim: • Yetenek: Ne tazık ki Mart ayı pek verimli olmadı kitap okuma açısından; o nedenle Yetenek'i bu ay bitirmeyi umuyorum  • The 100: Bu hafta bitirmeyi düşündüğüm canım kitabım • The 100 21. Gün: Serinin ikinci kitabı  • Umut Bıçağı: Kaos Yürüyüşü serisinin ilk kitabı   Önceden okuyacaklarımı belirlemeyi aslında pek sevmem ama#NisandaKitap etkinliğimin başında bunu yapmayı istedim, bakalım ne kadar bu listeye bağlı kalabileceğim bunu ayın son günü göreceğiz  2. Gün • Çay ve Kitap: Bugün epey geciktim saat 12'yi geçti ama hiç olmamasından iyidir diyerek #NisandaKitap'ta ayın ikinci fotoğrafını paylaşıyorum ️ Ben çay içmeyi çok seven biri olarak kitabın yanına da çayı çok yakıştırıyorum. Bu fotoğrafı da daha önce paylaşmıştım, en sevdiklerimden biri ️3. Gün • Favori yazarım: Çok sevdiğim Neil Gaiman 4. Gün • Öneri: Üçleme ~ Kitaplığımdan size önerebileceğim en harika üçleme Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi serisi 

4 Nisan 2015 Cumartesi

şarkı söyleyen kadınlar: kıyameti beklerken

Şarkı Söyleyen Kadınlar herhangi bir yerde ve neredeyse herhangi bir zamanda geçiyor. Karşımıza Büyükada çıksa da burası kıyametini bekleyen herhangi bir yer olabilir. Yaklaşan deprem nedeniyle tahliye edilen bir ada, buna kulak asmadan orada kalıp kendi felaketlerine gömülmüş erkekler ve hayatları onların felaketlerinden etkilenen kadınlar.

Film etkileyici bir fırtına sahnesiyle açılıyor. Sonunu bekleyen adada bir küçük kıyamet yaşanıyor. Esma, pelerini ve boynuna astığı feneriyle filme sert bir rüzgârla bir masal karakteri gibi giriyor. Biliyoruz ki Esma, bu masalın iyilerinden. “Kötülük” ise oğluna karşı son derece haşin davranan avcı baba Mesut (Kevork Malikyan), hastalığını öğrendikten sonra baba evine sığınan, çocukluktan çıkamamış oğlu Adem (Philip Arditti) ve Mesut’un geçmişi karanlık, “zampara” doktor arkadaşı (Vedat Erincin) arasında pay ediliyor. Bu kötücüllüklerinin nedenini tam olarak hiçbir zaman bilemiyoruz. Diğer tarafta da Adem’in bencilliklerinden ve sorumsuzluklarından çeken karısı Hale (Aylin Aslım), Mesut’un yanında çalışanEsma (Binnur Kaya) ve bir fırıncının tecavüzünden kaçıp Esma’nın yanına sığınan Meryem (Deniz Hasgüler) var. Bir de atların dilinden anlayan, sürekli kitap okuyan suskun Emin’i ve Meryem’in eski kocasını görüyoruz. Filmde bu karakterler kadar, uzun sekanslarla çekilmiş, koruluklarda can çekişerek ölümü bekleyen atların da önemli bir yeri var.

“Başkasının acısına kör kalmak” filmin temalarından biri. Adem’in uyanışında da önemli bir rol üstleniyor ve hasta atlar, film boyunca ağıt yakarak kayıp oğlunu arayan anne, bir bakıma kör kaldığımız bir acının temsili oluyor. Esma ise başkasının acısını hissedip dertlere çare arıyor. (Ve zaman zaman bütün o şaşkınlığıyla Vavien’den çıkagelmiş gibi duruyor.) Adem’in ağrısına şifa bulmaya çalışıyor, yas tutan anneyi teselli ediyor, kimsesiz Meryem’e kol kanat geriyor. Etrafındaki kötülüklerden etkilenmeden, saf bir inançla duasını ediyor, “inşallah” sözünü dilinden düşürmüyor. Diğer kadınlarla baş başayken ağaçlar arasında, deniz kenarında şarkılarını, tekerlemelerini söylüyor. Film bizden, o mahrem anlarda içlerinden geldiğince konuşan, şarkılar mırıldanan, hatta saçmalayan (insanın zihnine kazınan yatak-tatak tekerlemesi) kadınların özgürlük duygusunu hissetmemizi istiyor. Hatta sanırım atlarla, onların sakatlanmış, ket vurulmuş halleriyle kadınlar arasındaki bir benzerliği de belli belirsiz işaret ediyor

Fakat nedense bunları soyutlayarak anlatmak isterken kendi sentetikliği içinde derdini, karakterlerini hissettirmekte yetersiz kalıyor ve Mesut’un evi bir yerden sonra neredeyse acemice bölüştürülmüş rollerle birlikte bir tiyatro dekoruna dönüşüyor. Film zaten baştan sona baba-oğul, doğa-insan, kadın-erkek çatışması ve iyilik-kötülük, yaralamak-iyileştirmek, inanmak-inanmamak gibi kavramlara göndermeler yapıyor, ara ara erkek şiddeti ve cinselliğini ekrana taşıyor. Film boyunca birtakım alegoriler üzerimize boca ediliyor. Esma’ya görünen geyiğin ya da “en güzel yatak deniz” lafının neyin karşılığı olabileceğini düşünürken Adem bir aydınlanma yaşıyor, Esma bir yerlerden düşüp hiçbir şey olmamış gibi karşımıza çıkıyor, (Binnur Kaya’nın kaderi oldu artık.) ara ara Halit Ergenç–maalesef Osmanlı padişahı sesiyle- uhrevi metinler okuyor, filmin bir yerinde pelerinli Esma, ölü İsa’yı kucağında tutan Meryem, bir pieta heykeli olarak gözümüze görünüyor. Seyirci olarak bu kadar çok göndermenin, alegorinin altında ezilmemek kolay değil. Bunlara yetişme telaşının verdiği yorgunluk ve bu dağınıklığın ortasında bırakılmanın hayal kırıklığıyla artık filmi değil de sonu gelmeyen bir kafa karışıklığını seyrediyoruz sanki. Bohçanın içinden çekilip etrafa saçılmış çaputlar ve sersemleten bir rüzgârla baş başa.

*Filmi izlerken atların o yürek paralayıcı halini görünce pek çok kişi gibi bu çekimlerin nasıl yapıldığını merak etmiştim. Reha Erdem bir söyleşisinde hiçbir ata zarar verilmediğini, adada çok sayıda ölüme terk edilmiş, can çekişen at olduğunu söylüyor.

**Yazı Paralel Sinema sistesinde yayınlandı.