30 Ağustos 2014 Cumartesi
Swap-Bot
Beni Bulun / Michelle Knight (Martı Yayınları)
bir yaz gecesinden notlar
"Mavi bir renk değil bir huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir"
Hiçbir şey anlamadım bu yazdan, ne tuhaf geçti. Zaten yaz sıcağının insanı pelteleştiren, nemden ağırlaşmış, birbirine benzeyen günleri içime hep bir sıkıntı verir. Büyük şehirlerde sanki şehir o yaz boyunca soğurduğu sıcak nefesini solur yüzünüze yüzünüze, kaçamazsınız bir yerlere. Yaz gecelerini severim ama, uzadıkça uzasın isterim, uzatırım. (Maviye çalar ya bir de rengi hani.) Hafif bir esintide gece yürüyüşleri, sokaklar, teraslar, balkonlar, yine sokaklar... Sanki duvarlar arasında yaşadığımızı bize biraz unutturacak bir şeyler var yaz gecelerinde…Pencereler açık, dışarının sesleri doluyor içeriye. Alt komşu kaç gündür döne döne Ajda’nın insanın içini sızlatan eski şarkılarını dinliyor. Sokağın karşısındaki evlerden birinden de 60ların 70lerin Amerikan şarkıları yükseliyor kimi zaman. Daha önce hiç duymadığım şarkılar, insanın hiçbir şey yapmayıp sadece onları dinleyesi geliyor. Asi bir taşralı şarkıcının söylediğini hayal ediyorum. Cesaret bulsam seslenip soracağım. Bazen bir yaz sarhoşu bir şeyler mırıldanarak geçiyor sokaktan. Uzaktan gelen araba sesleri. Maç varsa –bu geceki gibi- arada duyulan bağırışlar. Tüm sokak, aynı gecenin içinde bu sesleri dinliyoruz hep birlikte. Geceyarısından sonra arka avluda kesik öksürükler, geceyarısı açılan bir musluğun sesi. Martı çığlıklarıyla uyuyoruz, ki çok gürültücüler, sonra uzun uzun öten vapur sesleri geliyor uzaktan sabaha karşı. Denizi hatırlatan bir şeylerle uyanmak güzel! Bütün bu sesler evreni, insana zamanı birileriyle bölüştüğünü hatırlatıyor sanki, biz hepimiz bu şehirde aynı gecenin içindeyiz.
Yaz çoğunlukla bu şehirde, geceleri müzik dinleyerek, sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkarak, öğle vakitleri mümkün olduğunca içerilere kaçarak, kendimi günbatımlarına ve affedersiniz instagrama kaptırarak, Moby Dick’i okumayacağım diye kendimi biraz olsun bazı kitaplardan azade etmenin rahatlığına bırakacakken Melville çevirisiyle cebelleşerek geçti. Okyanus hayaletleri, aman ne fena denizin koordinatsızlığı filan diye bir yazı yazdıktan sonra Melville’in denizcileriyle, güvertede, açık denizlerdeyim şimdi. Aslında denize olan aşkım baki. Bunu bu yaz daha iyi anladım. Bir de vapurlara. Daha önceki yazımı bilenler nasıl da tutarsız bir insan olduğumu düşünecekler haklı olarak:)
Yazın çok kitap okuyamadım, bölük pörçük okumalar sadece. Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e mektuplarını okudum. Çok dokunaklı satırlar. Has bir tutku. “İki yitik hasret, iki parça can.” Tutkunun, insanı çocuk yapan bir yanı var. Ahmed Arif öyle kendine özgü ifade etmiş ki sevgisini.. Ağzı da bozuk hani bayağı. Basıyor küfrü. Şu çağda yaşasa, (hele ki whatsapp kullansa:)) bunları hissedemezdi, yazamazdı diye düşündüm nedense. Bir yandan da Sylvia Plath'ın günlüklerine başladım fakat ikimizin melankolisini bu yaz kaldırmaz deyip yarım bıraktım. Yoksa çok severek okuyordum. Yetinmezlik üzerine düşündüm. Plath'ın her satırında soluk alan bir his bu. Hayatın eksik kaldığını hissetmek, ikinci bir hayat özlemi sürekli. Ne kadarıyla yetinmeli hayatın, ne kadar fazlasına istek duymalı? Bu sorunun cevabını veremiyorum. Ne kadarı açgözlülüğe giriyor? Hayatı genişletme isteği bir yandan insanı diri tutan, yaşadığını hatırlatan bir şey değil mi?
Dostoyevski’nin Timsah adlı bir öyküsünü okudum ve içine Kafka kaçmış bir Dostoyevski ile karşılaştım. Bir komiklikler, bir ironi, bir taşlama ki sormayın gitsin. Bayıldım! Bir timsahın içinde yaşamaya başlayan bir adamı anlatıyor. Kadınların Kafasından Geçen Öyküler’e başladım bir yandan, -maymun iştahlılık işte- hoş bir seçki. İlk olarak Tomris Uyar’ın “Yaz Şarabı” öyküsünü okudum. Bir kadının yaşadığı bir gecelik tuhaf bir ilişkiyi yine müthiş ayrıntılarla anlatıyor. Ray Bradbury’yi Fahrenheit 451 dışında bilmezdim, geçen gün doğum günü diye gittim Resimli Adam isimli kitabını aldım. Çok yazara da yapmam böyle bir kıyak ama o gün içimden geldi. Bradbury’nin farklı bir kafası var. Resimli adam, vücudu resimlerle kaplı biri. Bu resimler gece boyunca yer değiştiriyor. Her öykü o resimlerden birinin hikayesi.
Blogu iyice boşladım, işte yazın yan etkilerinden biri. Bir türlü yoğunlaşamamak, kafanın hep biraz bulutlu olması. “Eylülüz bu gece”, diyor şarkıda. Epey hüzünlü bir şarkı. Yaz gecesi bunu kaldırıyor, Romy Schneider da, e yazı da öyle, o halde korkmayalım, dinleyelim! Uzun bir aradan sonra sevgiler.
20 Ağustos 2014 Çarşamba
Bir Pazartesi
Dün (Salı gece yarısından sonra yazıyorum, "dün" aslında Pazartesi ;) ) hava yağmurlu olup bir de güzel serinleyince keyfim yerine geldi ve çalışma odamda geçirdim tüm günü. Bu da sabah çektiğim fotoğraf, tam güne uygun, beni mutlu eden aktiviteleri yaptığım güzel saatleri yansıtıyor =)
Bu da gün sonundan bir fotoğraf. Gün boyu okumalar, kalemlerle, defterlerle oynayarak geçti. İnsan resmen stres atıyor böyle saatlerde, mutlu oluyor ;)18 Ağustos 2014 Pazartesi
Mürekkepbalığı + Red Kit + Macbeth
HIHHH!! =D
Sanırım Macbeth en sevdiğim Shakespeare oyunu. Bu kitabı da çok seviyorum; kuzenimin hediye ettiği çok eski bir basım, dün sabah elimdeydi yine ;)
Şu sıralar en büyük amacım da aynı anda okuduğum kitapları bitirmek. Cidden bu huyuma bir son vermem gerek çünkü böyle olunca kitaplar bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyor ve ben de yeni kitaplara başlayamıyorum. O nedenle mümkün olduğunca aynı anda birden fazla kitap okumamaya karar verdim ;)
İşte böyle; sabırsızlıkla sıcakların geçmesini beklediğim bugünlerde ben bunları yapıyorum =)) Siz neler yapıyorsunuz, okuyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum =)
16 Ağustos 2014 Cumartesi
Romantik İroni / Tuba Akyol
15 Ağustos 2014 Cuma
Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -2
Sana Sarılırsam Korkma / Fulvio Ervas
13 Ağustos 2014 Çarşamba
Barış Odaları / Aslı Der
12 Ağustos 2014 Salı
Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -1
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Cenneteki Yabancılar + Red Kit + Cinayet Sırları
“Comics are a gateway drug to literacy.”
― Art Spiegelman
Cenneteki Yabancılar-1 bitti. Böyle harika bir çizgi roman serisine başlamış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve vesile olan amcama birkez daha teşekkür ediyorum;) Çizgi roman okumayı seviyorum ama böyle derin karakterlere, eşsiz konulara, muhteşem uslûba sahip olanları ayrı seviyorum. Şimdi ikinci kitaba başladım, yine aynı mutlulukla ara vermeden okumaya devam etmek çok güzel.
Katchoo benim favori karakterim, işte böyle kızıyor arada =) Ama öyle doğru söylüyor ki...
Çizgi roman demişken dün bir kez daha bu güzellikleri elime aldım =) Bu Red Kit'leri babam 90'lı yıllarda gazete ile almıştı. Öyle severek okudum ki, hem de defalarca sonradan yepyeni büyük boy çıkan Red Kit kitapları nedense aynı keyfi vermedi. Elimdekilerin çizimi ve çeviri kalitesi gerçekten çok iyi; bir ara sahafa gidip bunlardan bulabilir miyim bakacağım ;)
Bu fotoğrafta da fonda Neil Gaiman'ın Cinayet Sırları isimli çizgi romanı var. Mitolojik, harika bir hikaye, çizimlerini ve kitabın (kocaman) boyutunu pek seviyorum ;) Bir süre önce okumuştum, blogda diğer resimleri de vardır sanırım, tavsiye ederim.
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Doctor Who Sezon 8
8 Ağustos 2014 Cuma
6 Ağustos 2014 Çarşamba
Renkli Kitap Youtube Kanalım!
5 Ağustos 2014 Salı
Eat. Sleep. Read & Ye. Uyu. Oku.
Bu da bol fotoğraflı bir yazı olsun;) Eğer beni Instagram'dan takip ediyorsanız fotoğrafları zaten görmüşsünüzdür; şu sıralar Instagram'sız yaşanmıyor =) Gerçekten ben çok seviyorum Instagram'ı, bir nevi micro blogging, anlık paylaşımlar&mutluluklar çok keyif verici oluyor ;) ve tabii ki oradaki dostluklar da bir başka ;)