30 Ağustos 2014 Cumartesi

Swap-Bot

swap-bot.com'da swap yaptığımı daha önce birçok kez yazmıştım. Benim çok sevdiğim bir site; çok farklı, dilediğiniz gibi swap (bir tür takas/hediyeleşme) yapabiliyorsunuz, ama İngilizce bilmeniz şart;) (Daha fazla bilgi için http://www.swap-bot.com/)Ben uzun bir aradan sonra "postcard+bookmark+drink" (kartpostal + kitap ayracı + poşet içecek) ve "4 Bookmarks Swap" (4 Kitap Ayracı) swaplerine katıldım ve bu güzeller bugün elime ulaştı;) Genelde kırtasiye ya da kitaplarla ilgili swaplere katılıyorum ve çoğunlukla böyle cici şeyler geliyor;)Sitede bilmeniz gereken en önemli şey güvenilirlilik. Çok fazla swap yapmış ve belirli (5 gibi) puanları almış kişiler daha güvenilir oluyor. O nedenle yeni olma durumunuz (newbie) geçtikten sonra şart olarak "fazla swap yapmış" kişilerin katılması belirtilen swaplere dahil olmanız daha iyi olur. Tabii ki siz de yeniyken zorlanıyorsunuz ama belirli bir süre sonra size de verilen puanlarla sizin de "güvenilir" olduğunuz ortaya çıkıyor ve böylelikle her swape rahatlıkla dahil oluyorsunuz.Swap yapacağınız partnerleri seçmeniz (özel swap-birebir harici) seçmeniz mümkün değil, koordinatörler katıldığınız swapte katılım tarihinin son günü bunu belirliyor ve bu otomatik olarak site tarafından yapılıyor.Ben kısaca buraya bu bilgileri yazdım ama ne yazık ki İngilizce bilmiyorsanız bu işlemler biraz zor olabilir; o nedenle İngilizce bilen birinden yardım almanızı tavsiye ederim. Karşılıklı gönderim yapıldığı için bir aksilik çıkmaması çok önemli, gerçekten titiz davranıyorlar bu konuda;) ama bu sayede çok güzel takas/hediyeleşme yapılabiliyor;)

Beni Bulun / Michelle Knight (Martı Yayınları)

"Ne zaman bir kelebek görsem, hayatın gerçekten ne kadar değerli olduğunu tekrar hatırlıyorum. Tırtıldan güzel bir kelebeğe dönüşebilmek, özgürce ve mutlu bir şekilde nereye istiyorsan oraya uçabilek. Sana ne yapman gerektiğini söyleyen birileri olmadan yaşamak. Ben de hiçbir endişem, kaygım, acım olmadan; hiçbir şey için gözyaşı dökmeden özgürce uçacağım günü bekliyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum. Güzel kelebeklerinki gibi özel bir gün yaşamak istiyorum. İçimde hüzün olmasın istiyorum."Öyle bir kitap okudum ki, nasıl anlatacağımı bilmiyorum.Michelle Knight. Ailesinden sevgi görmeden büyümüş, evden kaçıp sokaklarda yaşamış, çocuk denecek yaşta hamile kalıp anne olmuş ve bakamadığı için çocuğu elinden alınmış. Tüm bu yaşadıkları yetmiyormuş gibi, 2002 yılında, çocuğunu görmeye gitmeye çalışırken, sapık bir adam tarafından kaçırılmış ve tam 11 yıl boyunca (dile kolay, 11 gün değil, 11 yıl) o adamın tecavüz ve işkencelerine maruz kalmış. Öyle pis bir ortamda, öyle şeyler yaşamış ki, okurken insanın yüreği dayanmıyor; acaba kadın nasıl dayanmış diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.Sonrasında adam iki kadını daha kaçırıp aynı eve kapatmış ve bu üç kadın aynı evde 11 yıl tutsak edilmiş, iğrenç şeyler yaşamış. 2013 yılında kurtulmuşlar ve bu olay dünya çapında yankı bulmuş. Ben böyle bir olay duyduğumu hatırlamıyorum ama kitabı bitirdikten sonra internetten araştırdım, bir sürü habere rastladım."Eve dönüşümü kutlamak istiyorum, cenazemi görmek değil. Söylemek ve yapmak istediğim hala çok şey var. Hayat, yanlış yaşamak için çok kısa... Bugünden sonra her iyi olanı kucaklayacak ve her kötü şeyi bozacağım. Bir hayat için yeterince kötülük gördüm. Şimdi hayatımda iyi şeylerin olmasını ve endişelenmeden yaşayabilmeyi istiyorum. Sevdiğim insanlarla yaşamak, sonsuza dek onların gülümsediklerini görmek ve 'benim' diyebileceğim bir ev istiyorum, hapishane değil. Başarısız ve yıkılmış olabilirim ama bu sadece başım dik ve gururum kırılmış bir şekilde yeniden ayağa kalkabilek için. Sadece bu kabusu kalbim atarak, ruhum çalınmamış ve yara almamış bir şekilde atlatmak için."Kadınların, erkeklerin, herkesin okuması gereken bir kitap çünkü gerçek bir hikaye var, hepimizin başına gelebilecek bir hikaye...

bir yaz gecesinden notlar

"Mavi bir renk değil bir huydur bende 

ve benim yetinmezliğimdir"

Hiçbir şey anlamadım bu yazdan, ne tuhaf geçti. Zaten yaz sıcağının insanı pelteleştiren, nemden ağırlaşmış, birbirine benzeyen günleri içime hep bir sıkıntı verir. Büyük şehirlerde sanki şehir o yaz boyunca soğurduğu sıcak nefesini solur yüzünüze yüzünüze, kaçamazsınız bir yerlere. Yaz gecelerini severim ama, uzadıkça uzasın isterim, uzatırım. (Maviye çalar ya bir de rengi hani.) Hafif bir esintide gece yürüyüşleri, sokaklar, teraslar, balkonlar, yine sokaklar... Sanki duvarlar arasında yaşadığımızı bize biraz unutturacak bir şeyler var yaz gecelerinde…Pencereler açık, dışarının sesleri doluyor içeriye. Alt komşu kaç gündür döne döne Ajda’nın insanın içini sızlatan eski şarkılarını dinliyor. Sokağın karşısındaki evlerden birinden de 60ların 70lerin Amerikan şarkıları yükseliyor kimi zaman. Daha önce hiç duymadığım şarkılar, insanın hiçbir şey yapmayıp sadece onları dinleyesi geliyor. Asi bir taşralı şarkıcının söylediğini hayal ediyorum. Cesaret bulsam seslenip soracağım. Bazen bir yaz sarhoşu bir şeyler mırıldanarak geçiyor sokaktan. Uzaktan gelen araba sesleri. Maç varsa –bu geceki gibi- arada duyulan bağırışlar. Tüm sokak, aynı gecenin içinde bu sesleri dinliyoruz hep birlikte. Geceyarısından sonra arka avluda kesik öksürükler, geceyarısı açılan bir musluğun sesi. Martı çığlıklarıyla uyuyoruz, ki çok gürültücüler, sonra uzun uzun öten vapur sesleri geliyor uzaktan sabaha karşı. Denizi hatırlatan bir şeylerle uyanmak güzel! Bütün bu sesler evreni, insana zamanı birileriyle bölüştüğünü hatırlatıyor sanki, biz hepimiz bu şehirde aynı gecenin içindeyiz.

Yaz çoğunlukla bu şehirde, geceleri müzik dinleyerek, sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkarak, öğle vakitleri mümkün olduğunca içerilere kaçarak, kendimi günbatımlarına ve affedersiniz instagrama kaptırarak, Moby Dick’i okumayacağım diye kendimi biraz olsun bazı kitaplardan azade etmenin rahatlığına bırakacakken Melville çevirisiyle cebelleşerek geçti. Okyanus hayaletleri, aman ne fena denizin koordinatsızlığı filan diye bir yazı yazdıktan sonra Melville’in denizcileriyle, güvertede, açık denizlerdeyim şimdi. Aslında denize olan aşkım  baki. Bunu bu yaz daha iyi anladım. Bir de vapurlara. Daha önceki yazımı bilenler nasıl da tutarsız bir insan olduğumu düşünecekler haklı olarak:)

Yazın çok kitap okuyamadım, bölük pörçük okumalar sadece. Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e mektuplarını okudum. Çok dokunaklı satırlar. Has bir tutku. “İki yitik hasret, iki parça can.” Tutkunun, insanı çocuk yapan bir yanı var. Ahmed Arif öyle kendine özgü ifade etmiş ki sevgisini.. Ağzı da bozuk hani bayağı. Basıyor küfrü. Şu çağda yaşasa, (hele ki whatsapp kullansa:)) bunları hissedemezdi, yazamazdı diye düşündüm nedense. Bir yandan da Sylvia Plath'ın günlüklerine başladım fakat ikimizin melankolisini bu yaz kaldırmaz deyip yarım bıraktım. Yoksa çok severek okuyordum. Yetinmezlik üzerine düşündüm. Plath'ın her satırında soluk alan bir his bu. Hayatın eksik kaldığını hissetmek, ikinci bir hayat özlemi sürekli. Ne kadarıyla yetinmeli hayatın, ne kadar fazlasına istek duymalı? Bu sorunun cevabını veremiyorum. Ne kadarı açgözlülüğe giriyor? Hayatı genişletme isteği bir yandan insanı diri tutan, yaşadığını hatırlatan bir şey değil mi?

Dostoyevski’nin Timsah adlı bir öyküsünü okudum ve içine Kafka kaçmış bir Dostoyevski ile karşılaştım. Bir komiklikler, bir ironi, bir taşlama ki sormayın gitsin. Bayıldım! Bir timsahın içinde yaşamaya başlayan bir adamı anlatıyor. Kadınların Kafasından Geçen Öyküler’e başladım bir yandan, -maymun iştahlılık işte- hoş bir seçki. İlk olarak Tomris Uyar’ın “Yaz Şarabı” öyküsünü okudum. Bir kadının yaşadığı bir gecelik tuhaf bir ilişkiyi yine müthiş ayrıntılarla anlatıyor. Ray Bradbury’yi Fahrenheit 451 dışında bilmezdim, geçen gün doğum günü diye gittim Resimli Adam isimli kitabını aldım. Çok yazara da yapmam böyle bir kıyak ama o gün içimden geldi. Bradbury’nin farklı bir kafası var. Resimli adam, vücudu resimlerle kaplı biri. Bu resimler gece boyunca yer değiştiriyor. Her öykü o resimlerden birinin hikayesi. 

Blogu iyice boşladım, işte yazın yan etkilerinden biri. Bir türlü yoğunlaşamamak, kafanın hep biraz bulutlu olması. “Eylülüz bu gece”, diyor şarkıda. Epey hüzünlü bir şarkı. Yaz gecesi bunu kaldırıyor, Romy Schneider da, e yazı da öyle, o halde korkmayalım, dinleyelim! Uzun bir aradan sonra sevgiler.

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir Pazartesi

Dün (Salı gece yarısından sonra yazıyorum, "dün" aslında Pazartesi ;) ) hava yağmurlu olup bir de güzel serinleyince keyfim yerine geldi ve çalışma odamda geçirdim tüm günü. Bu da sabah çektiğim fotoğraf, tam güne uygun, beni mutlu eden aktiviteleri yaptığım güzel saatleri yansıtıyor =)

Bu da gün sonundan bir fotoğraf. Gün boyu okumalar, kalemlerle, defterlerle oynayarak geçti. İnsan resmen stres atıyor böyle saatlerde, mutlu oluyor ;)

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Mürekkepbalığı + Red Kit + Macbeth

Şu sıralar bloga yazmaya üşeniyorum desem =D Aslında üşengeçlik havaların bu kadar sıcak olmasıyla başladı, resmen dengem şaştı; uyku düzenim bozuldu, sıcaktan fenalık geçirir oldum =D ... vs. Neyse böyle negatif şeyler yazmayı hiç sevmem ama yazılacak çok şey birikti, hava biraz serinlesin de =DBu arada bugün yeni bir video çektim ama paylaşmadan bloga yazmak gerek dedim ve böylece birkaç fotoğrafla neler yaptığımı paylaşmaya karar verdim ;)Bugünkü mutluluğum. Sonunda bu güzel dergiyi ben de alabildim. O kadar harika ve başarılı bir dergi ki; o güzel sayfaları çevirirken defalarca düşündüm kâğıda, kaleme gönül vermiş bu güzel insanlar nasıl muhteşem bir iş yapmışlar üstelik büyük emek harcayarak bu dergiyi çıkarmışlar ve aynı şeylere gönül veren bizleri ortak bir noktada buluşturmayı başarmışlar. Büyük emek yatıyor her sayfasında, umarım uzun yıllar bu harika dergiyle buluşmaya devam ederiz bizler. Onları kutluyorum. (Bu arada her bir sayfası muhteşem ama Sibel Alaş sayfaları pek bir hoşuma gitti, çok güzel bir röportajdı).Bu da dünkü mutluluğum =D Geçenlerde eski Red Kit'lerimi paylaşmıştım, ondan sonra tekrar Red Kit okuyasım geldi, üstelik okumadığım çokça hikyesi var ve bu beni tabii ki mutlu ediyor =) Dün de aklımda yokken aldım bu kitabı ve akşam okuyup bitirdim ;)

HIHHH!! =D

Sanırım Macbeth en sevdiğim Shakespeare oyunu. Bu kitabı da çok seviyorum; kuzenimin hediye ettiği çok eski bir basım, dün sabah elimdeydi yine ;)

Şu sıralar en büyük amacım da aynı anda okuduğum kitapları bitirmek. Cidden bu huyuma bir son vermem gerek çünkü böyle olunca kitaplar bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyor ve ben de yeni kitaplara başlayamıyorum. O nedenle mümkün olduğunca aynı anda birden fazla kitap okumamaya karar verdim ;)

İşte böyle; sabırsızlıkla sıcakların geçmesini beklediğim bugünlerde ben bunları yapıyorum =)) Siz neler yapıyorsunuz, okuyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum =)

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Romantik İroni / Tuba Akyol

Tatile gidecekseniz ve orada deniz kenarında güneşlenirken okumak için bir kitap mı arıyorsunuz? Evet, tam yerine geldiniz!Nar Kitap'tan Sevgili Tuba Akyol adıma imzalı kitabını gönderdiğinde çok hoşuma gitti. Çok güzel düşünülmüş bir jest bence!Kitabı alır almaz okuyamadım ama  gözümün önünden ayırmadım, yakında okurum diye. Geçen hafta izinliydim ve evdeyken başladım, iki günde de bitirdim. Öyle eğlenceliydi ki, illa ki okumanız tavsiye olunur!Kitapta Banu adında bir kadının yaşadıkları anlatılıyor. Daha çok "günlük" havasında yazılmış.İş hayatı, sevgilisi, arkadaşları her şeyi paylaşıyor bizimle. Öyle de tatlı bir dille paylaşıyor ki, su gibi okuyorsunuz.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Mutlu Sonlardan Sonra Ne Olur?İş yolu biraz engebeli: Dubai'den Diyarbakır'a, Moskova'dan Urfa'ya, Cape Town'dan Van'a yollar...Aynı evde hayat biraz dalgalı: Mutlu günler, o kadar da mutlu olmayan günler; kavgalar, barışmalar, kahkahadan sessizliğe, meraktan şüpheye, özlemden umursamazlığa haller...- Aidatı yatırdın mı?- Hı hı.Konuşunca barışmış sayıldık.Maydanozun, şişme botların ve kullanma kılavuzları için kullanma kılavuzu yazılmasının faydaları, rüyalar ve oyunlar, gece hayatı ve sıkıntı, tembellik ve tembel fikirler üzerine, her şey ve hiçbir şey hakkında, sonu olmayan bir kitap.Ayrılık sevginin değil, hayat karşısında artık yan yana, omuz omuza, el ele durma arzusunun bitmesi demek. Sevgiyi bitiren, nefrete dönüştüren, ayrıldıktan sonra ayrılamamak."Hala tatile gitmeyen varsa, bu kitabı almadan gitmesin! Demedi demeyin!

15 Ağustos 2014 Cuma

Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -2

Bu haftanın ikinci videosunu az önce youtube kanalımda yayımladım, yine eğlenceli bir DIY/Nasıl Yapılır? videosu sizi bekliyor. Siz de denerseniz burada ya da diğer sosyal ağlarda (instagram, twitter, facebook, youtube ) paylaşmayı unutmayın, biliyorsunuz DIY/Nasıl Yapılır projeleri yapıldıkça, çeşitlendikçe güzelleşiyor ;)Bu arada diğer DIY/ Nasıl Yapılır? projemi deneyenler instagram'da paylaştılar, çok mutlu oldum; bir kez daha teşekkür ediyorum onlara ^.^

Sana Sarılırsam Korkma / Fulvio Ervas

"Bazı yolculuklar daha yola çıkmadan başlar. hatta bazen çok daha önce.On beş yıl önce hayat,sevdiklerimle birlikte, tanıdık, rahat ve huzurlu bir şekilde akıp gidiyordu. Sonra birdenbire Andrea beni altüst etti, ceplerim boşaldı, kalbime açılan kapıların kilidi değişti. Her şey birbirine karıştı.Bütün bunlar için birkaç kelime yetti: Oğlunuz muhtemelen otistik."Oğluna 3 yaşında otizm teşhisi konulan bir baba, 18 yaşına gelen bu otistik oğlunu alıp ABD ve Latin Amerika'ya uzanan bir yolculuğa çıkar mı? Hangi anne baba böyle bir şeye cesaret edebilir?Franco Antonello etmiş. Otistik oğlunu alıp Amerika'dan başlayarak ta Brezilya'ya kadar geze geze gider. Kitapta anlatılanlar da işte bu yolculukta yaşananlar. Aslında öyle güç bir iş ki yaptığı! Oğlu otistik, ne zaman ne yapacağı bilinmiyor. Tanımadığı insanlara sarılıyor ve karınlarına dokunuyor. Ve baba oğul tamamen plansız programsız bir yolculuğa çıkıyorlar.Kitapta onların yolculuğunu okurken, diğer yandan da bir babanın oğluna olan sevgisini, onunla ilgili endişelerini, çabalarına tanık oluyorsunuz. Hani hep annedir ya çocuğunun etrafında dönen, onun için endişelenen, kendinden bile vazgeçen...İşte burada öyle olan kişi baba, anne değil. Bu yüzden, ben bu kitabı annelerden ziyade babalara tavsiye ediyorum, umarım okurlar...Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Andrea otistik bir genç. Ne zaman başlayacağı bilinemeyen bir fırtına gibi. Parmak uçlarında yürüyor. Nesneleri büyük bir titizlikle sıralıyor. Birini tanımak istediğinde sarılıp karnına dokunuyor. İnsanlardan uzak, paralel bir evrende yaşayan Andrea hastalığının esiri ve babası Franco da oğlu uğruna savaşan bir şövalye, yılmayan ve hayal kurmayı bırakmayan bir şövalye...Yıllarca modern, deneysel ve alternatif tıp yöntemlerinin hepsini denediler. Şimdi farklı bir yolculuğa çıkıyorlar. Ne pusulaları var ne de yol haritaları belli. Amerika'yı motosikletle bir uçtan öbür uca kat edip Guatemala ormanlarının derinliklerine dalıyorlar. Normal kabul edilenin geçerliliğini yitirdiği, aslında kimin farklı olduğunun belli olmadığı bir üç ay. Bu yolculukta Andrea timsahları sevip garsonlara sarılıyor ve şamanlarla iletişime girip arkasında kağıt parçacıklarından izler bırakıyor. Bu destansı yolculuk macera dolu, zorlu, şaşırtıcı ve gerçek. Tıpkı Andrea gibi.Oturup kendine acımak yerine harekete geçmek gerek çünkü hayat sürprizlerle dolu. Ve her şey her an değişim halinde. İnanın."

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Barış Odaları / Aslı Der

Günışığı Kitaplığı yazarlarından Aslı Der'in yeni kitabı çıkmış.Barış Odaları / Aslı Derİlk iki kitabı yüz binlerce çocuğa ulaşan Küçük Cadı Şeroks'un üçüncü macerası!Barışı bir kral mı, bir çocuk mu kurabilir?Felsefenin derinliğini fantastik edebiyata taşıdığı çocuk romanlarıyla çok sevilen Aslı Der, Küçük Cadı Şeroks'un üçüncü macerasıyla okurla buluşuyor. Dizinin ikinci kitabı Büyük Tuzak'la Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı ödülüne değer görülen ve 2010 yılında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu (IBBY) Onur Listesi'ne giren yazar, dizinin üçüncü kitabında barış ve uzlaşma üzerine düşündürüyor. Sorunlara konuşarak ve tartışarak çözüm aramanın, barışı birlikte kurmanın önemine değinen roman, fantastik unsurlarla iç içe felsefi metni, tempolu kurgusu ve siyah-beyaz desenleriyle keyifli bir okuma vaat ediyor. Birlikte yaşamanın evrensel sorunlarını ve deneyimlerini hassasiyetle öyküleştirirken, çocuklara, eğitimcilere ve ailelere keyifli bir okuma ve tartışma olanağı sunuyor.Prens Hortim'in aniden ortadan kaybolduğu Masallar Ülkesi'nde uğursuz bir sis hızla yayılmaktadır. halkın sorunlarını, anlaşmazlıkları tartışıp konuşarak çözümlemek için kurulan Barış Odaları'nın yerini uzun süredir Prens almıştır. halk her derdini ona anlatmaya, çözümü de doğrudan ondan öğrenmeye alıştığından, prens ortada olmayınca huzursuzluk tırmanır. Sarayda işleri ele alan Prenses Foreri'nin prensi bulmakla görevlendirdiği Küçük Cadı Şeroks, hain bir oyunu bozabilecek midir?Aslı Der, 1975'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki eğitimini tamamladı. İngilizce ve Fransızcadan çeviriler yaptı. Kitaplarına felsefe eğitiminin derinliğini ve zenginliğini taşıyan yazarın ilk kitabı Küçük Cadı Şeroks'un ikinci macerası Büyük Tuzak, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı seçildi. Yazar, bu kitabıyla Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu'nun (IBBY) Onur Listesi'ne girdi. Son olarak Şeroks'un üçüncü macerası olan Barış Odaları'nı kaleme aldı. Fantastik çocuk romanları Tehlikeye 3 Yolculuk ve Kayıp Rüyacı'nın ardından ilk gençlik romanı Defne'yi Beklerken'i yazan Aslı Der, eşi ve iki çocuğuyla birlikte İstanbul'da yaşıyor.

12 Ağustos 2014 Salı

Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -1

Youtube kanalımda yeni videom var! =) Kanalı açma sebeplerimden biri de çeşitli DIY/Nasıl Yapılır videoları paylaşma isteğim. Bu tip projeler yapmayı, denemeyi çok seviyorum. Siz de denerseniz burada ya da diğer sosyal ağlarda (instagram, twitter, facebook, youtube ) paylaşmayı unutmayın, biliyorsunuz DIY/Nasıl Yapılır projeleri yapıldıkça, çeşitlendikçe güzelleşiyor ;)

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Cenneteki Yabancılar + Red Kit + Cinayet Sırları

“Comics are a gateway drug to literacy.” 

                            ― Art Spiegelman

Cenneteki Yabancılar-1 bitti. Böyle harika bir çizgi roman serisine başlamış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve vesile olan amcama birkez daha teşekkür ediyorum;) Çizgi roman okumayı seviyorum ama böyle derin karakterlere, eşsiz konulara, muhteşem uslûba sahip olanları ayrı seviyorum. Şimdi ikinci kitaba başladım, yine aynı mutlulukla ara vermeden okumaya devam etmek çok güzel.

Katchoo benim favori karakterim, işte böyle kızıyor arada =) Ama öyle doğru söylüyor ki...

Çizgi roman demişken dün bir kez daha bu güzellikleri elime aldım =) Bu Red Kit'leri babam 90'lı yıllarda gazete ile almıştı. Öyle severek okudum ki, hem de defalarca sonradan yepyeni büyük boy çıkan Red Kit kitapları nedense aynı keyfi vermedi. Elimdekilerin çizimi ve çeviri kalitesi gerçekten çok iyi; bir ara sahafa gidip bunlardan bulabilir miyim bakacağım ;) 

Bu fotoğrafta da fonda Neil Gaiman'ın Cinayet Sırları isimli çizgi romanı var. Mitolojik, harika bir hikaye, çizimlerini ve kitabın (kocaman) boyutunu pek seviyorum ;) Bir süre önce okumuştum, blogda diğer resimleri de vardır sanırım, tavsiye ederim.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Doctor Who Sezon 8

Vee çekimler biter! Biz heyecanla 8. Sezon'u izlemeyi beklerken, çekimler bu hafta bitmiş. Moffat yeni Doctor için "öncekinden çok daha İskoç" diyor =D Bu kısacık yorum  o kadar çok şey ifade ediyor ki ;D Jenna Coleman, "Gizemli, karmaşık, sıcak" derken Capaldi ise Doctor için,"Eğlenceli, tutkulu, korkusuz!" gibi ifadeler kullanıyor. Ağızlarından çıkan her bir kelime merakımı, heyecanımı o kadar artırıyor ki; günler geçsin bir an önce yeni sezon başlasın istiyorum ;)Jenna Coleman benim çok ama çoook sevdiğim Rose'dan sonraki en favori Companion'ım. Farklı, gizemli ve çok hoş bir karakter. The 9th'i çok severim, The 10th benim için bambaşkadır ve onların sezonları gerçek Doctor serüvenleridir benim gözümde; ama The 11th'a gelecek olursak o Doctor'u farklı bir şekilde sevdirdi ve "popülerleştirdi". İçlerinde en az sevdiğimin o olduğunu bu yorumumdan anlayabilirsiniz; o ve companionları tam bir "Popüler Kültür" ikonları oldular; fangirller, fanboylar yani bir dizinin belki de izlenebilme oranını en iyi artıracak kitle onlara bayıldı. Öncesinde popüler değildi demiyorum; buradaki popülerlik daha çok "kullan-at", "harca-bitir", "sev-geç"... kitlesinin diziyi başka yöne çekmesi. Tabii ki Doctor Who için (Moffat için;) ) bu güzel birşey ama sonunda yeni Doctor Peter Capaldi'nin belki de bu yaşta olması onu başka tarafa taşıyabilir, Doctor'un olgun karakterini (çocuk ruhlu olması ayrı tabii, onu seviyorum ;) ) öne çıkarır diye düşünüyorum. Kısacası Capaldi'den çok umutluyum ;)Sonuç olarak; Doctor'u beklerken geçmeyen şu günlerde şöyle eğlenceli bir şeyler izlemek istersiniz belki ;)Daha fazlası için;http://facebook.com/ArtworkOfStephenB...http://twitter.com/stephenbyrne86

8 Ağustos 2014 Cuma

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Renkli Kitap Youtube Kanalım!

Renkli Kitap Youtube kanalıma geri dönüş yapıyorum ve pek yakında yepyeni videolarımı hem blogumdan hem de youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.Sevgiler ;)

5 Ağustos 2014 Salı

Eat. Sleep. Read & Ye. Uyu. Oku.

"Eat. Sleep. Read" bir tatilden başka ne beklerim =D Açıkçası son bir hafta (Ramazan Bayramı Haftası) çook yoğun geçti benim için ve pek tatildeymişim gibi hissetmedim. Koşuşturmaca bitip de şu söylediğim güzel aktiviteleri yapmaya başlayınca tatilde olduğumu anlamaya başladım. Belki de en doğrusu bugünden itibaren biraz tatil yapacağım demek ve umarım güzel, mutlu bir tatil olur ;)Koşuşturmaca dedim ama aradaki küçük zamanları değerlendirmedim değil geçen hafta =) Bolca balkon keyfi yaptım sanırım; balkon keyfi de okumalı, yazmalı, çizmeli oldu tabii ki ;) Ayrıca Strangers in Paradise / Cennetteki Yabancılar'a başladım ve çook sevdim. Güzel bir çizgi roman okumaya başlayınca neden hep çizgi roman okumuyorum ki diye düşünüyorum; çok seviyorum çizgi roman, grafik roman ya da manga okumayı.

Bu da bol fotoğraflı bir yazı olsun;) Eğer beni Instagram'dan takip ediyorsanız fotoğrafları zaten görmüşsünüzdür; şu sıralar Instagram'sız yaşanmıyor =) Gerçekten ben çok seviyorum Instagram'ı, bir nevi micro blogging, anlık paylaşımlar&mutluluklar çok keyif verici oluyor ;) ve tabii ki oradaki dostluklar da bir başka ;)

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Şifre / Martha Louise&Elisabeth Nordeng

"Çok büyük bir enerjik değişimin içinden geçiyoruz ve bu durum yaşadığımız hayatı sıradışı bir hale getiriyor. Bizi de etkileyen bu artan enerji akışı, hayatlarımızın değişmesine neden oluyor. Geçmişte bize önemli gelen bazı şeyler şimdi çok sıradan ve yüzeyseller. Hayatımızın her alanında, her zaman yapabileceğimizin en iyisini yapmak üzere koşullandırıldık. Şimdi ise, belki siz de bir değişime uğradınız. Hayatınızı sizin için anlamlı olacak şekilde, amacınıza uygun yaşamak istiyorsunuz. Ama bunu nasıl gerçekleştirebileceğiniz konusunda bir fikriniz yok. Belki spiritüel alanınızı çoktan açtınız bile, ancak her günkü yaşantınıza ugulamakta zorluk çekiyorsunuz. Spiritüel şifrenizi yeniden keşfetmek, bizim hayatlarımızı değiştirdiği gibi sizin de hayatınızı değiştirebilir."Norveçkraliyet ailesinden Prenses Martha Louise ve melekler dünyası üzerine çalışmalarıyla tanınan Elisabeth Nordeng'in yazdığı bu kitap, spiritüel tarzda okumayı sevenler için birebir.Kitap iki bölümden oluşuyor:1.Spiritüel şifreye doğru2.Spiritüel şifreniz aracılığıyla bağlantılar kurunBirinci bölümde çakralar, fiziksel vücut, aura, spiritüel şifre ve spiritüel şifreyi keşfedin bölümleri yer alıyor. Bu bölümlerde kendinizi nasıl tanıyacağınız anlatılırken, buna yönelik egzersizler de veriliyor.İkinci bölüm de kalbin kaynağı, yeryüzü, evren, hayattaki en iyi şey, melekler ve ayrılma başlıklarına ayrılmış ve yine meditasyonlarla zenginleştirilmiş.En sonda ise, meditasyonlar için ipuçları verilmiş.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Şifre, kişisel gücünüzü keşfederek hayatınızı değiştirebilmeniz için, yenilikçi meditasyon teknikleriyle yolunuza ışık tutan bir rehber niteliğinde. Spiritüel şifrenizi bularak kalbinizin kaynağına ulaşmak, ruhsal bir yolculuk yapmanızı sağlayacak. Böylece, koruyucu meleğinizin sevgisini hissedebilecek, kalbinizin gerçekte ne dediğini anlayacak ve kendi içsel gücünüzü keşfedeceksiniz.Norveç kraliyet ailesinden Prenses Martha Louise ve melekler dünyası üzerind çalışmalarıyla tanınan Elisabeth Nordeng, öğrencilerinden ve müşterilerinden duydukları ilham verici hikayeler ile kendi kişisel tecrübelerini birleştirerek, kalbinizle, dünyayla, evrenle ve koruyucu meleğinizle nasıl bütünleşeceğinizi, içsel enerjinize nasıl ulaşacağınızı gösteriyor."