28 Mayıs 2014 Çarşamba

Mürekkep Faresi'nden Gelen Mutluluk Paketi

Önceki yazımda  Mürekkep Faresi'nden kazandığım cicileri paylaşmıştım; bir de benim fotoğraflarımdan görün istedim bu güzelleri. Sürprizleriyle de beni öye mutlu etti ki; kendisine bir kez daha teşekkür :D

Kırtasiye severlerin takip etmesini tavsiye edeceğim çok başarılı bir blogu var: http://murekkepfaresi.blogspot.com.tr/

23 Mayıs 2014 Cuma

"Reading to feel better..."

Günlerdir bir keyifsizlik var üzerim(iz)de; nasıl olmasın ki ülkemizde yaşanan acılar her birimizi öylesine sarsıyor ki... Bu tip durumlarda beni en mutlu eden şey bir birlik ve bütünlük oluşturabilmemiz, yani ne yazık ki o da tam olarak olmuyor ama çevremde, sosyal ağda takip ettiğim yerlerde en azından bunu görebilmem mutluluk verici. Umarım önümüzdeki günler hepimize mutluluk ve daha fazla huzur getirir...

Şu sıralar Canavarın Çağrısını okuyorum; kitap Tudem Yayınları'ndan ve yazarı Patrick Ness Siobhan Dowd'un özgün fikrinden esinlenerek yazmış. Bu kitabı sevmekle sevmemek arasında gidip geliyorum. Yazım incelikleri, fikir ve sürükleyicilik açısından çok hoş, başarılı bir kitap ancak psikolojik tarafı bu günlerde bana pek uymuyor anlaşılan.

Mutluluk alışverişlerimden biri =)

Ve bir diğeri de yeni kalemler tabii... =)

Bu ayracımın da bir 10 senesi vardır sanırım. Nişantaşı'nda oturuyordum üniversite yıllarımda ve en sevdiğim şey Remzi Kitabevi'ne girip, saatlerce orada dolaşmak, güzel, eşsiz ürünlerinden almaktı; bu da onlardan bir tanesi ;)

Bugün aldığım en mutluluk verici haber de çok sevdiğim, şahane bir bloga sahip olan sevgili Mürekkep Faresi'nden geldi. Resimde gördüğünüz sol taraftaki cicileri blogundaki çekilişten kazandım =) Çok ama çok mutlu oldum, kendisine bir de buradan teşekkür ediyorum ^o^Herkese mutluluk dolu bir hafta sonu dilerim şimdiden <3

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Kahve Yayınları'ndan Yeni Kitap: Tanrı Kent

Tanrı Kent / Paulo Lins"Yeraltı kültürünün en yoğun haliyle yaşandığı ve en acımasız yöntemlerinin kullanıldığı bir yerden bahsediliyor burada, Tanrıkent'ten. Paulo Lins'in otobiyografik öğeler de barındıran büyüleyici ve mistik anlatımıyla, buna çok yakından tanık oluyoruz. Uyuşturucu ticaretinin ve kullanımının çok küçük yaşlarda başladığı, hırsızlık, gasp ve adam öldürmenin günlük ve sıradan işler olarak karşılandığı, neredeyse bütün çocukların büyüyünce gangster olmak istediği bir yer burası.Romanda, devletin ve dolayısıyla yöneticilerin yoksul halkı kentten nasıl uzaklaştırdığı ve bataklığa ittiği, bu yetmezmiş gibi onları bir tür toplama kampı havasında yaşamak zorunda bıraktığı bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor, hatta sık sık tokat gibi patlıyor okurun yüzünde. Bireyin devlete ve sisteme yöneltemediği öfkesini, kendi yaşadığı küçük topluluğa nasıl yansıttığını, büyük dramların gölgesinde aşkın, sevginin ve tutkunun kol gezdiği, Tanrıkent'in dar sokaklarında dolaşarak anlayabiliyorsunuz.Yayınlandığı onca ülkede, sayısız ödül almış, filmiyle gişe rekorları kırmış Tanrıkent, kenar mahalle kültürünün toplumdaki etkileri, bireyin bu çöküş toplumunda yaşamak zorunda bırakıldıkları ve şiddetin olağanlaşmasıyla yüzleşmek adına bu bir başucu kitabı, bir Latin Amerika klasiği. Kanın tere, gözyaşının kire karıştığı, yarına dair umudu olmayan kenar mahalle insanlarının oldukça küçük yaşam alanlarında hayatta kalma mücadelesinin destansı öyküsü..."

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Can ile kitap okuma maceralarımız (1)

Kitap tanıtımları ve yorumlarına biraz ara verip kendimle ilgili yazayım dedim.Sıkılmışsınızdır belki kitap tanıtımlarından :)Blogumu takip edenler bilir, ben kitap okumadan yaşayamam. Belki diyeceksiniz bu kadar çok okuyorsun ama blogunda göremiyoruz yorumlarını. Haklısınız, çünkü bloga eskisi gibi düzenli yazamıyorum. İş güç, hayat gailesi işte...Belki biraz da bunlarına ardına sığınıyorum...Bazen de insan biraz uzaklaşmak istiyor bazı şeylerden, sonra yine bir şevkle başlıyor kaldığı yerden. Benimki  de böyle bir dönem diyelim işte...Kitap okumayı çok seven bir anne olarak oğlumun da okumaya alışmasını ve okumayı sevmesini çok istiyorum. Bunun için özel bir gayret göstermedim çünkü zaten evde her yerde kitap var ve annesi sürekli kitap okuyor. Ayrıca bebekliğinden itibaren ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir çok kitap aldım. Kitapları kimi zaman ısırdı, yemeye çalıştı, kimi zaman açıp inceledi, resimlerine baktı, yani kitaplarla tanıştı. Şimdilerde neredeyse benimkine yakın sayıda kitabı var! Dilediği zaman gidip kitaplığında alıyor, resimlerine bakıyor, ya da bana getirip "anne bunu oku" diyor.Çocuklara kitap okumayı sevdirmek isteyen anne babalar, bence yapacağınız tek şey kitap okumak! Eğer siz anne baba olarak kitap okumuyorsanız, çocuğunuzdan da kitap okumasını beklememelisiniz. Çünkü çocuk sizde ne görüyorsa birebir taklit ediyor. Eğer evde hiç kitap okumuyorsanız, başucunuzda her daim kitaplar durmuyorsa, çantanızda cüzdanınız, telefonunuz gibi kitabınız da olmazsa olmazınız değilse, yüzlerce binlerce kez kitap oku dediğiniz çocuğunuz kitaplara yanaşmayacaktır.Bizim özellikle gece uyumadan önce kitap okuma seansımız var Can ile. Can'ı mümkün olduğunca erken yatırmaya çalışıyorum, sabah erken kalktığı için. Ama uyumadan önce mutlaka kitaplarına bakmak istiyor ya da benden kitap okumamı istiyor. Bazen ben okuyorum, bazen o okuyor gibi yapıp kendince hikayeler uyduruyor :) Bazen de sadece resimlerine bakıyor.  Yani oğlum kitapları seviyor, eminim ki bu sevgi yaşı ilerledikçe de devam edecek. Bu ara en çok çıkartmalı kitaplara ilgi duyuyor. O çıkartmaları alıp istediği yere yapıştırmak çok hoşuna gidiyor. Bir de tabii vazgeçilmez favorimiz Caillou var! Hem çizgi filmlerine bayılıyoruz, hem de kitaplarına.Size naçizane tavsiyem çocuklara kitapları sevdirmek istiyorsanız, bırakın kendileri seçip alsınlar, siz sadece yol gösterin. Onu alamazsın, bu olmaz, şunu al diye karışmak yerine, güzel güzel açıklayın bak bu senin sevebileceğin bir kitap diye. Tabii öncelikle sizin kitap okumayı sevmeniz gerek ki, çocuklarınız da sevsin...

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Yepyeni Bir Hafta

Günaydıınn :D

Umarım hepimiz için musmutlu, sağlıklı ve güzel bir hafta olur. Uzun aralarla yazıyorum ama instagram'da hemen her gün birşeyler paylaşıyorum, beni oradan da takip edebilirsiniz ;) 

Son zamanlarda neler yaptım bir bakalım;

Öncelikle sonunda ben de bir iPhone sahibi olabildim; çok sevgili eşimin sürprizi ve benim için çok özel, çk değerli.

Geçen hafta çok yoğun geçti ofiste, bulabildiğim boş anlardan birinde az biraz keyif yaptım. İşimi çok seviyorum ama öğrencilerin bu bahar aylarındaki huysuzlukları ve son dönem yakınmaları hiç çekilmiyor. Şikayet ettikleri vakti çalışmaya ayırsalar aslında çok başarılı olacaklar ama yaşlarına vermek lazım.

Ve işten eve döndüğümde benim durumum bu oluyor ama ne yazık ki bazen yorgunluktan 2 sayfayı zor okuyorum :)

Taht Oyunları başlasın! dedim ama Yüzüklerin Efendisi'ni bitirmeden olmaz! :D

Yaşasın Cuma demiştik iki gün önce değil mi? Ahh ahh :))

Bu da hafta sonundan güzel bir an. Şu an evde olmayı ve bu keyfi yapmayı çok isterdim. Aslında gerçekten çalışmayı çok seviyorum ama keşke evden çalışabilme imkanım olsaydı. İngiliz Edebiyatı mezunu olarak bu ülkede sevdiğin ve istediğin şekilde çalışmak çok zor. Aslında birçok meslek için geçerli ya bu, neyse...

Dün gece günün yorgunluğu böyle atıldı :D

Ve işin en güzel tarafı muhteşem insanlarla çalışmak değil mi? Bunlar da dostlarımın bana Pazartesi sabahı sürprizleri :D

9 Mayıs 2014 Cuma

çay, annem, bir de ben

 umulmadık bir gün olabilir bugünaslan kardeşçe uzanabilir kayalıklarabir çay söyle yağmurların kokusunda.

Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi, annem dikmişti. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince.

Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıralım, çiçek dikelim” filan der. (İstanbul’a gelir, penceremden benim göremediğim çiçekleri görür, hala buradaki kerevizlerin yeşil saplarının –Mersin’de sapsız satılıyormuş- nasıl da güzel olduğunu anlatır durur. Kerevizden bir heyecan yaratılır mı yaratılır işte.)

Yatılı okuldaki ilk günümde, o Pazar günü, İç Anadolu’nun bozkırında, bomboş bir arazinin ortasındayım. Bulutsuz, gölgesiz ve neredeyse insansız bir gün -biraz erken bırakılmışım okula- bir ağaç altı yok, güneş tepede, önümde betonarme lise binası, donuk gözler gibi sıralanmış pencereleri. Hayatı saçma bulmak için eşsiz bir gün! Dolaşıyorum etrafta, sonra bir kadına rastlıyorum, bekçinin eşi sanırım. Evinin önündeki taşlığı yıkıyor. Aslında nasıl da insanı rahatlatan bir şey, “bir taşlık yıkanıyor”. Hayatın sakince akışını sürdürmesi. “Çay içer misin,” diyor. “İçerim” diyorum. O yeni yıkanmış taşlığın serinliğinde, saksı çiçeklerinin arasında ikimiz sessiz sessiz çay içiyoruz. O kadını unutamam. Belki de, yatılı okula gidenlerin ilk günlerini kurtaran bir evliya kadındı. Kim bilir. Adını bile bilmediğimiz insanların iyiliklerinin üzerimizdeki etkisi ne güzeldir.

Çay, işte şairin dediği gibi, mutfağa dikilen o kokulu ağaç. Çocukluğum o ağacın altında geçti. O sürgit düzenin içinde bana hep göz kırpan bir şey oldu. Bir ses kulağıma C. Süreya'nın şiirindeki gibi "umulmadık bir gün olabilir, bir çay koy yağmurların kokusunda," dedi. Eski bir arkadaşlık bizimkisi. Ne olursa olsun evlerde her şeye rağmen bazı şeyler neşeyle yapılır. Çay demlemek de onlardan biri. Hem bir özen ister. Öyle suyunu çok kaynatmamalı, çayı yakmamalı, demlemeden önce azıcık bir çayı çalkalamalı,  altını kapattıktan sonra bir süre dinlendirmeli. Cam bardakta, rengini göre göre içmeli.

Kahve şehirse, çay taşra. Çayda hep bir kır havası. Çocuklukla kurulan bir bağ. O yüzden şu çay yapan modern zımbırtılara bir türlü ısınamadım, bir yanım alabildiğine eskici. Hani neredeyse o odun sobası üzerine konan alüminyum demlik –ki kapağı yamulur, hep zor kapanır ya da kapanmaz – diye tutturacağım. Gidip 4-5 liraya çay içersem çay içmiş gibi olmuyorum. Kantin köşelerinde, dumanlı beşeri kantininde, ahşap iskemleler üzerinde, şehirlerarası otobüslerin mola yerlerinde, muşamba örtülerde, çıplak lambalı öğrenci evlerinde içilmiş çayların ruhu insanı rahat bırakmıyor. Çay gözümde imkânsızlıkların ve azlığın içeceği. Ayrıcalığın içeceği değil, çayla “özel” hissetmezsin kendini, sıradanlığının keyfine varırsın.

Kahveyi severim de onunla arkadaşlığımız görece yeni sayılır. Diğerini avucumun içi gibi bilirim. Gözümü onunla açtım, yataktan onun kokusuyla uyandım, uykudan sıyrılıp güne onunla başladım. Eve yayılan çay kokusuyla, annemin çay kaşığı sesiyle... Sevmediğim işlere onunla katlandım. Hep çaycılarla suç ortaklığı yaptım (israr etmeyiniz, açıklayamam). Kaç çay bahçesinde sıcak çay içmek için çay ocağının yakınına oturdum. Kötü çay yapan kaç yeri defterden sildim (böyle de acımasız olur bu klan.)  

Annem“çay demleyelim mi?” diye sorar. Aslında bu bir soru değildir. “Tut ucundan da dünyayı değiştirelim,” demektir,  karşısında hiçbir sinik dayanamaz. Bu soruya “bu saatte mi”, “bilmem ki” diye karşılık verilmesi abesle iştigaldir. Çay her saatte demlenir, uykuyu kaçırır, kaçırsın, dünyayı değiştirecekken bir ağaç altında uykumuz kaçmış çok mu?

8 Mayıs 2014 Perşembe

Çalınan Kent / Gülsevin Kıral (Günışığı Kitaplığı)

Dedektif öykülerinin sevilen yazarı Gülsevin Kıral'ın heyecan dolu dizisinin ikinci kitabı çıktı!Bir kentin neleri çalınabilir?Çocuklar için yazdığı gizem ve mizah dolu roman ve öyküleriyle sevilen Gülsevin Kıral, İstanbul'u Çalıyorlar! ile başlayan Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu dizisinin ikinci kitabında okuru yine, ipuçlarını izlemeye davet ediyor. Tarihinden, doğasından koparıldığında bir kentin kimliğini nasıl kaybettiğini, onu kent yapan değerleri ustaca bir kurguyla okuruna düşündüren yazar, öğretici olmadan tarihle ve mimari anıtlarla ilgili bilgiler de sunuyor. Yedikule Hisarı'ndan Çin Seddi'ne ve daha birçok mekana ve zamana uzanan roman, kentlerin geçmişini bugünde buluşturuyor. Usta bir dedektif ve ona yaz aylarında çıraklık yapan Mustafa'nın akıl almaz maceraları ekseninde genişleyen dizinin bu kitabında, Yenikapı arkeoloji kazıları ve ağaç katliamı gibi güncel konular da bir çocuğun merakını uyandıracak biçimde olay örgüsünde yerini alıyor. Muzip dili ve gerçekliğin içinde yarattığı fantastik tadıyla heyecanla okunan dizi, yetişkinleri de çocuklarla birlikte kentlerin geleceğini düşünmeye davet ediyor.Mustafa Ömer Hepçözer'İn dedektiflik bürosunda çalıştığı yaz tatilinde inanılmaz bir maceranın parçası olmuştur. İstanbul'un mimari anıtlarının çalınmasıyla başlayan uluslararası kovalamacanın üzerinden bir yıl bile geçmeden, bu kez hem başka anıtlar hem de koskoca bir orman tehlike altındadır! İflah olmaz hırsızların yeni planlarını boşa çıkarmak ve sevdiklerini kurtarmak için işe koyulan ikili, gizemli şifrelerin ve ipuçlarının izini sürer...Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu Dizisi1. İstanbul'u Çalıyorlar2. Çalınan KentGülsevin Kıral, 1959'da Eskişehir'de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlandı, çeviriler yaptı. Yazarın, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) 2006 Sulhi Dölek Ödülü'ne değer görülen çocuk öyküleri, Günışığı Kitaplığı tarafından Gizli Formül Hangi Zarfta adıyla tek kitapta toplandı. Desenleri ve öykü şiirleriyle çok sevilen Berber Pire Tellal Deve de, ÇGYD tarafından 2008'de Yılın En İyi Çocuk Kitabı Tasarımı seçildi. Kıral'ın en son kitabı, "Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu" dizisinin ikinci kitabı Çalınan Kent.

6 Mayıs 2014 Salı

İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti / Hagop Baronyan

Can Yayınları'ndan güzel bir kitap daha...İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti / Hagop Baronyan"Hicvi ve dolayısıyla mizahı; toplumsal yozlaşmayı, kurumların bozulmasını, insanlar arasındaki bitmek bilmeyen çekişmeyi ve adaletsizliği anlatmak için bir silah olarak gayet iyi kullanan Hagop Baronyan, yaşadığı dönemde sansür baskısına uğramış ve elinden geldiğince buna direnebilmiştir.İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti'de XIX. yüzyılın ikinci yarısının İstanbul'unda 34 mahallenin toplum yaşantısı, mahalle hayatı oldukça kuvvetli bir mizahi dille anlatılıyor. Ermeni ileri gelenlerinin Ermeni toplumunun sorunlarına ilgisizliği, zengin fakir ayrımının yarattığı çelişkiler, kadın erkek ilişkileri, kilisenin mahalle hayatı üzerindeki hegemonyası, ince ve keskin gözlemlerle aktarılıyor.Baronyan, rengini, "siluetini" ve hatta halklarını büyük ölçüde kaybetmiş bir şehrin mazisine başka bir gözle bakmamızı sağlıyor."

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Alışverişi

Bakalım, bakalım ben neler almışım, mutlanmışım ^o^

Sendromsuz bir Pazartesi; sağlıklı, mutlu ve başarılı bir hafta olsun hepimiz için! ^o^

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Son Kamelya / Sarah Jio

SON KAMELYA / SARAH JIOÖnce küçük bir tohum düşer kalbin odasına, sonra aşkla yeşerir. Kulak verin, umudun sesini duyabiliyor musunuz?1940'lı yılların Amerika'sında bir fırıncının kızı olan Flora Lewis, un kokulu hayatının bir gün çok farklı yöne sürükleneceğini bilmiyordur. Genç kız bir yandan yaşlı anne babasına yardım ederken, öte yandan botanik bahçesinde bitkilerin ve çiçeklerin gizemli dünyasıyla uğraşmaktadır. Ta ki kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinin tam ortasında bulana kadar...Yapacağı iş çok basittir; İngiltere kırsalındaki Livingstone Köşkü'ne gidip Middlebury Pembesi olarak bilinen ender bir kamelya türünü bulup haber vermek. Köşke dört öksüz çocuğa dadı olarak sızan Flora, içinde imkansız bir aşkın tohumlarını büyütürken, ne tür bir belaya bulaştığını acı bir şekilde öğrenecektir.Tam elli sene sonra bahçe tasarımıyla uğraşan Addison Sinclair, eşiyle birlikte Livingston Köşkü'ne gelir. Geçmişindeki hayaletten kurtulmaya çalışan Addison, aslında burada çok daha sancılı bir gizemin içine düşer. Bunu çözmeye çalıştıkça, dillere destan kamelya bahçesinin kanla sulandığı gerçeğine de adım adım yaklaşacaktır...Mart Menekşeleri ve hala çok satanlar listesinde yer alan Böğürtlen Kışı yazarı Sarah Jio'dan muhteşem bir kitap daha. Son Kamelya, kalbimizdeki geçmişin zehrini umut kırıntısına tutunan küçük bir tohumla yok edebileceğimizi gösteren bir başyapıt."Günümüze kadar taşınan geçmişin gizemi ile olayları yatıştıran affetmenin gücü tek kelimeyle muazzam."                                                                                                                                           Booklist