26 Aralık 2015 Cumartesi

En güzeli, çocuk kitapları!

Çocuk kitapları okumaya bayıldığımı söylemiştim değil mi?İnsanın ruh halini değiştiriyor çocuk kitapları. Yaşadığınızı fark ediyorsunuz adeta!İşte güzel bir kaç örnek Final Kültür Sanat Yayınları'ndan:Başımızda KuşlarYazan ve resimleyen: Samdra Gobet"Bu kitap, kuşlarla birlikte yaşayan insanların ve insanlarla birlikte yaşayan kuşların öyküsüdür.Öykünün mekanı düşsel bir ülkedir ve bu ülkede kuşlar, yuvalarını insanların başları üzerine yapar. İnsanlar, başlarının üzerindeki kuşlardan rahatsız olmak bir yana, onar olmadan yapamazlar. Çünkü kuşlar, şükran borçlarını ödemek için insanların hayatlarını kolaylaştırıp eksiklerini kapatırlar. Herkes hayatından memnundur. Fakat günün birinde insanlar, başlarının üzerindeki kuşları kafese kapatmaya başlayınca büyü bozulur, herkesin huzuru kaçar. Kuşlar hasta olur, insanlarsa mutsuz. Neyse ki, bütün bunlara karşı çıkan iyi yürekli insanlar da vardır!Özgürlüğün ve dostluğun kıymetini bilen insanlar...Olağanüstü resimlere eşlik eden felsefi ve lirik bir anlatım...Ömür boyu saklanacak türden bir kitap!"İhtiyar Pastacı ve Kırmızı KedileriYazan: Tobias AufmkolkResimleyen: Nicole Aufmkolk"Dördü de kırmızı, dördü de oyuncu, dört sevimli kedi...Ve dördü İhtiyar Pastacı'nın evinde yaşıyor. İhtiyar Pastacı'nın kedilerinden sonra hayatta en sevdiği şey, üzerinde kırmızı ahududu meyveleri bulunan lezzetli bir pasta. Fakat ahududuyu en az onun kadar çok seven biri daha var anlaşılan. Çünkü İhityar Pastacı ne zaman bir pasta yapıp soğumaya bıraksa, üzerindeki ahududular gizemli bir şekilde kayboluyor! İhtiyar Pastacı düşünüyor, taşınıyor, fakat hırsızın kim olabileceğini bulamıyor. Bunun üzerine ahududu hırsızını yakalamak için pusuya yatıp bekliyor ve sonunda onu yakalıyor. Fakat hırsız, İhtiyar Pastacı'nın hiç ummadığı biri çıkıyor!"Dedektif Rino Kayıp Penguen VakasıYazan: Pilar Lozano Carbayo&Alejandro RodriguezResimleyen: Claudia Ranucci"Fillerden biri kayıp mı olmuş? Aslanların yemeğini mi çalmışlar? Birileri kunduzları mı zehirlemiş? Pandanın üstüne bir kutu boya mı dökülmüş? Havuzda kan mı var? Sırtlana isimsiz mektuplar mı gönderiliyor? Devekuşuna tuzak kuran da kim? Ve geceleri ortaya çıkıp flamingoları korkutan bu gizemli gölge de neyin nesi? Hımmm...Galiba hayvanat bahçesinde birtakım gizli işler dönüyor!Bunları çözmek için dedektif mi lazım? O halde sizi ofisime beklerim. Ben Dedektif Rino! Hayvanat bahçesinin üçüncü bölümüne gelin, orada beni sıcak göletimin içinde otururken bulacaksınız."

15 Aralık 2015 Salı

Aytül Akal Kitapları

Aytül Akal'ı bilmeyeniniz duymayanınız yoktur sanırım. Çocuk edebiyatının önemli isimlerinden birisi, birbirinden güzel kitapları var. Doğan Egmont'tan çıkan kitaplarından bazılarını tanıtacağım sizlere...Dedemin Sihirli Mutfağı Yazan: Aytül AkalResimleyen: Emel Alp Sarı"Işıl ışıl bir dünyanın kapıları açılıyor! Sizce orası dedenin mutfağı mı yoksa torunun oyun alanı mı? Renkli malzemeleriyle, fırça ve boyalarıyla tam bir panayır yeri sanki. Hadi beklemeyin daha fazla...Siz de katılın oyuna."Sade anlatımı, cıvıl cıvıl resimleriyle çocukların çok seveceği bir kitap!Babaannemin Perili OdasıYazan: Aytül AkalResimleyen: Neşe İnan Gök"Rengarenk bir odanın kapıları açılıyor! Sizce orası babaannenin yatak odası mı torunun oyun odası mı? İncik boncuklarıyla, pelüş oyuncaklarıyla tam bir panayır yeri sanki. Hadi beklemeyin daha fazla...Siz de katılın oyuna."Giyinip süslenmeyi çok seven kız çocuklarının çok seveceğini düşündüğüm bir kitap!Moko ile Dinozo Serisi - Vapurda Canavar- Parkta Canavar- Havuzda Canavar- Karda CanavarYazan: Aytül AkalResimleyen: Esra İlter Demirbilek"Yağmur ormanlarından yakalanıp satılmak üzere büyük kente getirilen Dinozo, kafesinden kurtulmayı başarmıştı. Peki ama koskoca vapurun içinde yapayalnız ne yapacaktı, nasıl yaşayacaktı? Yoksa...yalnız değil miydi?"İguana Dinozo ile fare Moko'nun vapurda tanışmaları ve sonrasında yaşadıkları maceraların anlatıldığı kitapların hepsi birbirinden eğlenceli. Çocuklar bayılacak!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Düşler Sirki / Angela Nanetti

Günışığı Kitaplığı'ndan 8-12 yaşa yönelik çok güzel bir kitap çıktı!Düşler Sirki Angela NanettiTürkçe yayın editörü: Müren BeykanTürkçesi: Nilüfer Uğur Dalayİki kentin patlamış mısır kokan öyküsü!İtalyan edebiyatının büyülü kalemi Angela Nanetti, son çocuk romanıyla Türkçe'de! Aile ilişkilerini, dostlukları ve hayalleri anlattığı kitaplarıyla tanınan, Hans Christian Andersen Ödülü sahibi yazar, bu kez çocukların gözünden modern dünya eleştirisi yapıyor. Birileri için yeterince kazançlı değil diye her şeyi yıkan, yutan, yaşam alanlarının dışına iten düzeni mizahi bir dille anlatan roman, ötekileştirme, kentleşme, tek adam, rant kavramlarını ustalıkla işliyor. Yazar, büyülü gerçekçi bir düş evreninde dolaştırdığı ilginç kahramanlarıyla, okuru günümüz toplumsal yaşamının sert gerçekliğini düşünmeye davet ediyor. Avrupa'nın en önemli yazarlarından sayılan Angela Nanetti'nin ölüm gibi zor bir temayı çocuk gerçekliğiyle anlattığı romanı Dedem Bir Kiraz Ağacı da çocuk klasikleri arasında.Giacomo, dünyayı koku duyusuyla tanıyan bir çocuktur. Bir gün sınıfa, mis gibi patlamış mısır kokan bir kız gelir. Giacomo, yeni arkadaşının peşinde hiç bilmediği bir dünyanın kapısından girecektir. Rengarenk kedilerle, yok olmanın sınırındaki bir kente mucizevi yolculuklar yaparken, koku alma yeteneğiyle gizemleri de çözme görevini üstlenir. Giacomo ve arkadaşları çok kötücül bir planı önleyip "ötekilerin" kentini kurtarabilecek midir?...Angela Nanetti, 1942'de İtalya'nın kuzeyinde, Bolonya'ya bağlı Budrio'da doğdu. Bolonya Üniversitesi Ortaçağ Tarih Bölümü'nü bitirdi ve İtalyanca öğretmenliği yaptı. 1995'te öğretmenliği bırakıp kendini yazmaya adayan Nanetti, 2003 yılında Il Mondo dell'infanzia (Çocukluk Dünyası) adlı kitabıyla Hans Christian Andersen Ödülü'nü kazandı. Yaklaşık yirmi dile çevrilen ve Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan Dedem Bir Kiraz Ağacı (2011) adlı çocuk romanı, 2002 Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü'ne aday gösterildi, 2006 Chronos Ödülü'nü kazandı. Yine Günışığı Kitaplığı'nın Türkçe'ye kazandırdığı Mistral (2014) ve ON8'in yayımladığı Kuyruklıyıldız Eken Adam (2015) adlı gençlik romanları büyük ilgi görüyor. Son kitabı Düşler Sirki (2015) olan yazar, İtalya'nın Adriyatik kıyısında, Pescara'da yaşıyor.

7 Kasım 2015 Cumartesi

Umut Sokağı Çocukları / Gülsevin Kıral

Günışığı Kitaplığı yine yeni bir kitapla karşımızda!UMUT SOKAĞI ÇOCUKLARIGÜLSEVİN KIRALEditör: Müren BeykanResimleyen: Sadi GüranOyun arkadaşım bir Suriyeli...Dedektiflik öyküleriyle sevilen, ödüllü yazar Gülsevin Kıral, bu kez toplumsal bir sorunu umuda açılan bir pencereden ve çocukların gözünden anlatıyor. Türkiyeli ve Suriyeli çocuklarla yetişkinlerin özlemleri, hayalleri ve beklentileri aynı mahallede buluşup tek bir hikayeye dönüşüyor. Yolları birbirleriyle kesişen kahramanların yaşama tutunma mücadelesini her birine söz hakkı vererek aktaran yazar, sevginin ve dayanışmanın gücünü hatırlatıyor. Hayatın acıtıcı gerçeklerini mizahı eksik olmayan bir üslupla işleyen roman, yaşadığı çağı anlamlandırmaya çalışan çocuklara hediye niteliğinde.Sevdiklerini ve yaşam alanlarını geride bırakarak Suriye'den İstanbul'a gelen insanlar aynı mahallede, farklı kapılar ardında yaşamaktadır. Çocuklar, top oynarken kırdıkları cam yüzünden azar işitseler de, yabancı bir gazetecinin ortaya çıkması, Karabaş'ın varlığı ve Çakallar'la yapılan maçta Suriyeli Hasan sayesinde atılan goller, mahalleyi şenlendirir. Hasan'ın babası iş bulma, Berivan da kardeşinin çıkıp geleceğine dair umudunu yitirmemeye çalışır. Üstelik, Ali'nin gönlü de Berivan'ın güzel kızı Rojda'dadır...Gülsevin Kıral, 1959'da Eskişehir'de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu ve uzun yıllar bankacılık sektöründe çalıştı. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlandı, çeviriler yaptı. 2008'de Günışığı Kitaplığı'nda Berber Pire Tellal Derve adıyla kitaplaşan "Evvel Zaman İçinde" ve Ablamı Nereye Kaçırdılar adıyla yayımlanan (2006) dosyalarıyla ödüller kazandı. Posta Kutumdan Sihir Çıktı (2006) adlı kitabının ardından yazdığı, polisiye tadındaki "Gizli Silahın Formülü Hangi Zarfta?" ve "Ağaçlar Yemek Yapar mı?" adlı komik çocuk öyküleri, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) 2006 Sulhi Dölek Ödülü'ne değer görüldü. Kıral'ın bu ödüllü öyküleri daha sonra, Günışığı Kitaplığı tarafından  Gizli Formül Hangi Zarfta! adıyla tek kitapta toplandı. Berber Pire Tellal Deve de Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2008'de Yılın En İyi Çocuk Kitabı Tasarımı seçildi. İstanbul'un mimari anıtlarının başrolde olduğu romanları İstanbul'u çalıyorlar! ve Çalınan Kent, "Ömer Hepçözer Dedektiflik Bürosu" adlı altında dizileşti. Son kitabı, Umut Sokağı Çocukları (2015) olan Kıral, eşiyle birlikte İstanbul'da yaşıyor; iki oğlu var.

24 Ekim 2015 Cumartesi

Darmadağın / Aslı Der

Günışığı Kitaplığı'ndan yeni kitap var!DARMADAĞINAslı DerEditör: Mine SoysalŞiddetin savurduğu iki gencin özgürlük kafesi...Ödüllü çocuk romanlarıyla çok sevilen Aslı Der, gençler için yazdığı ikinci romanında, güncel ve önemli bir konuyu felsefi derinlikte işliyor. Defne'yi Beklerken ile gençlik edebiyatına güçlü bir giriş yapan yazar, bu kez aile içi şiddetin incittiği yaşamları anlatıyor. Mağdur ya da tanık, şiddetin odağındaki bireylerin duygu durumlarını, çaresizliğini ve çıkış yolu arayışını incelikle duyumsatan roman, gençlerin sesine kulak veriyor. Sosyal medyadan güzellik takıntısına popüler kültürün etkilerini, günümüzün "gürültülü" sessizlik ortamını sözcüklere döküyor. Dostluğun, dayanışmanın, edebiyatın ve direnmenin sorunlara çözüm üretmedeki büyük etkisine ve gücüne de vurgu yapan, gençler kadar yetişkinlerin de etkilenerek okuyacağı çağdaş bir roman.Ece, babasının tüm aileye yönelttiği şiddetle baş etmeye çalıştığı bir dönemde, apartmana yeni taşınan Cem'le tanışır. Çözümsüz görünen sorunların üstesinden gelmenin, kötülüğe direnmenin yollarını onunla keşfetmeye başlar. Tatilde tanıştığı Hollandalı'nın tasasız yaşamı yüzünden ikilemlere sürüklense de, kaçtığı "kafes"te komşusuyla paylaştıkları, iki genci de yeni bir duygu ve düşünce dünyasına taşıyacaktır...Aslı Der, 1975'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki eğitimini tamamladı. İngilizce ve Fransızca'dan çeviriler yaptı, firmalar için yayınlar hazırladı. Kitaplarına felsefe eğitiminin derinliğini ve zenginliğini taşıyan yazarın ilk kitabı olan Küçük Cadı Şeroks'un ikinci macerası Büyük Tuzak, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı seçildi. Bu kitabıyla 2010'da Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu'nun (IBBY) Onur Listesi'ne girdi. Şeroks'un maceralarını üçüncü kitap Barış Odaları ile tamamlayan yazarın diğer fantastik çocuk romanları Tehlikeye 3 Yolculuk ve Kayıp Rüyacı. İlk gençlik romanı Defne'yi Beklerken'in ardından Darmadağın'ı yine gençler için yazan Aslı Der, eşi ve iki çocuğuyla birlikte İstanbul'da yaşıyor.

20 Ekim 2015 Salı

Ben Ayrıkotu / İrem Uşar

ON8 Kitap'tan yeni bir kitap!Ben Ayrıkotuİrem Uşar19 yaşından platonik postalar...Ben giyinip evden çıkacağım. Bir apartman kapısının önüne geleceğim, durup önce apartmanın ismine, sonra zillere bakacağım. Zildeki bir isim hoşuma gidecek, hemen oracıkta zahmetsizce sokağının, apartmanın adını, daire numarasını zarfın üstüne yazacağım. Sonrasında, derhal oradan uzaklaşacağım. Postaneye gidip Şef'ten - postanenin şefi, eski ahbap, uzun hikaye - mektubumu postalamasını rica edeceğim.Platonik posta! Yapacağım şey bu.On dokuz yaşındaydı ve insanlardan kopmuştu. Ne buluşmak istiyordu onlarla, ne de karşılaşmak. Konuşup yanlış anlaşılmaktansa, yazının  güvenli ritmini tercih etti. Kapısını kapadı, kalbini açtı. Böyle böyle başladı mektup yazmaya. Kimseye söyleyemediklerini herkese anlattı. Günlerce, haftalarca, aylarca... Ve sonunda, hiç beklemediği birine yakalandı!...Gözlem gücünün yansıdığı kitaplarıyla sevilen İrem Uşar'ın ilk kez 2008'de yayımlanan romanı, göden geçirilmiş baskısıyla ON8'de. Bir gencin yaşamındaki özel bir döneme, onun saklanmak ve erişmek, silikleşmek ve görünür olmak arasındaki gelgitine tanıklık eden Ben Ayrıkotu, gerçeklik ve hayal dünyası arasında usulca geziniyor. İnsanın karmaşık duygu durumlarını, iç hesaplaşmalarını ustalıkla çözen romana İstanbul'un birbirinden farklı ve özel mekanları ev sahipliği yapıyor. Ödüllü çocuk kitaplarının yazarı İrem Uşar, genç ve samimi üslubuyla her yaştan okuru kucaklıyor.1975'te İstanbul'da doğan İrem Uşari Notre Dame de Sion Lisesi'nin ardından Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü'nden mezun oldu. Muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yaptı. 2010'da PEN'in davetiyle Belçika'nın Antwerp kentinde katıldığı yazarlık atölyesinde, Assos yakınlarındaki Sivrice Deniz Feneri için Günışığı Kitaplığı tarafından özel projelendirilen çocuk kitabı Fenerden Tutuşan Işık'ı (2011) yazdı. ÇYGD tarafından Yılın En İyi Çocuk Öyküleri Kitabı 2011 Jüri Özel Ödülü'ne değer görülen Kuuzu ve Lunapark Ailesi'nde (2011), gülümseten aile öykülerini kaleme aldı. Sadi Güran'ın desenleriyle canlanan Lataşiba'da (2013), zıt özelliklere sahip insanların yaşadığı iki farklı kentin fantastik öyküsünü anlattı. Yıllardır tai chi çalışan İrem Uşar, Ankara'da yaşıyor.

13 Ekim 2015 Salı

Benim Babam Ömür Adam / Ömer Açık

Günışığı Kitaplığı'ndan yeni bir kitap daha!BENİM BABAM ÖMÜR ADAMÖmer AçıkEditör: Müren BeykanBal sarısı bisikletin yolunda, aklı beş karış havada!Güçlü öykülemesi ve özgün üslubuyla sevilen Ömer Açık, çocuklar için yazdığı ikinci romanında yine sıcacık ve umut dolu bir dünya yaratıyor. İlk çocuk romanı Menekşe İstasyonu'ndaki zengin dil kullanımı, mahalle kurgusu ve birbirinden ilginç kahramanlarıyla dikkati çeken yazar, bu kez rüzgarla haşır neşir, hayallerinin peşinde koşan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor. Çocukların heyecanını, yaşamı algılayışını başarıyla aktaran yazar, yarattığı mahalleyi ekmek fırını, kedili kitapçı ve dut ağaçlı meydan gibi sevginin sıcaklığını yansıtan ayrıntılarla biçimliyor. Benim Babam Ömür Adam, öğretmenlik görevini sürdüren Açık'tan, hem küçükler hem de büyükler için şiir tadında bir roman.Arkadaşı Şair Amca'yla meydandaki dut ağacı altında buluşmayı seven Fiko'nun hayallerine giden yol, mor bir kuşaktır. Babasının verdiği üç karış uzunluğundaki kuşağı iki hafta boyunca kaybetmemesi gerekmektedir. İyi de, aklı beş karış havadaki Fiko bu işi başarabilir mi?.. Yaz tatili boyunca süreceği bal rengi bisikletin hayali bir yandan, aileye yeni katılacak bebeğin yarattığı karışık duygular bir yandan; Fiko'nun aklı karışmıştır bir kere...Zevkle okunacak bir kitap! Kaçırılmaması tavsiye olunur :)

8 Ekim 2015 Perşembe

Yoksa Hayat Gençken Daha Mı Zor?

Belki bu yazımı okuyanlar beni, bu yaşta hala İpek Ongun okuduğum için garipseyebilir...Saygı duyarım...Ama İpek Ongun benim, 80 yaşına da gelsem vazgeçemeyeceğim yazarlardan biridir.Bugüne dek çıkan bütün kitaplarını okudum, bu kitabı 2013'te çıkmıştı. Çıkar çıkmaz almıştım ama okumaya kıyamadığımdan, kitaplığımda bekliyordu. Geçenlerde baktım, Bir Genç Kızın Gizli Defteri serisinin son kitabı Nerde Kalmıştık çıkmış, hemen onu da aldım.Yoksa Hayat Gençken Daha Mı Zor, bir serinin kitabı değil, başlı başına bir hikaye...Tam bir İpek Ongun tarzı. Bir okuldaki öğrencilerin ve çok sevdikleri öğretmenlerinin etrafında dönen olaylar anlatılıyor. Öğretmenin öğrencileri için nasıl çabaladığını, öğrencilerin her birinin başına gelen olaylar karşısında neler yaptıklarını okuyorsunuz kitapta.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Kalp çarpıntıları her şeyin önüne geçerken, Arayışlar şaşkına çevirirken, Sevgiler, ilgiler, beğeniler birbirine karışırken,Bu arada sıkı dostluklar sınanırken,Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?"Ben, ne zaman canım sıkılsa, moralim bozulsa alırım elime bir İpek Ongun kitabı, başlarım okumaya ve tüm sıkıntımı unuturum... İlaç gibi gelir bana...

6 Ekim 2015 Salı

Zeynep Cemali Edebiyat Günü

Günışığı Kitaplığı'nın bu yıl 5.sini düzenlediği Zeynep Cemali Edebiyat Günü 3 Ekim'de Kadir Has Üniversitesi'nde gerçekleşti. Yayıncılık ve edebiyat dünyasının buluştuğu, ülkemizin ilk ve tek yıllın yayıncılık konferansı önemli isimleri ağırladı.İyi bir sanat eseri insanlara değil, doğaya aittir!Ülkemizin ilk ve tek yıllık yayıncılık konferansı olan Zeynep Cemali Edebiyat Günü'nün beşincisi, 3 Ekim Cumartesi günü Kadir Has Üniversitesi'nde gerçekleşti. Edebiyata ve kitaplara emek verenlerin, yeni bir gündemle bir araya geldiği konferansa Necati Tosuner, Gülten Dayıoğlu, Behçet Çelik, Feridun Andaç, Müge İplikçi, Ahmet Büke, Sevin Okyay, Sevim Ak ve Fatih Erdoğan gibi edebiyatçıların yanı sıra çok sayıda yayıncı, editör, çevirmen, tasarımcı, illüstratör, akademisyen, resmi ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, kütüphanelerden ve eğitim kurumlarından yöneticiler katıldı. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi yine sunuculuğunu, çocuk ve gençlik edebiyatının sevilen kalemi Aslı Der'in üstlendiği konferans, 6,7,8. sınıf öğrencileri için yurt çapında düzenlenen Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2015 Ödül Töreni ve kokteylle sonlandı.Her yaştan okura dokunan eserleriyle sevilen yazar Feyza Hepçilingirler, yayıncılığın güncel başlıklarının tartışıldığı konferansın açılış konuşmasında, yazarlığı ile değil, Türkçe çalışmalarıyla daha çok tanındığını belirterek, "Bir dil nasıl gücünü yitirir, nasıl hastalanır; bunun üzüntüsü ve telaşı içindeyim. Bu yüzden gücümü dile verdim," dedi. Hepçilingirler, öğretmenliğini yazarlığından, yazarlığını da öğretmenliğinden korumaya çalıştığını vurguladı.Konferansın belleklerden silinmeyecek kapanış konuşmasını, edebiyatımızın güçlü hikaye anlatma geleneğinin özgün yorumcularından, usta yazar Latife Tekin yaptı. İyi bir sanat eserinin insanlara değil, doğaya ait olduğunu ifade eden usta yazar, neden ve nasıl yazdığını şu sözlerle açıkladı: "Yoksulların sessizliğini dile çeviriyorum, Kendimi simülatör olarak değil, zuhur olarak görüyorum. Ben 'edebiyat dışıyım' derim kendime. Çünkü, yazmaya yoksulları anlatarak başladım. Edebiyatın sınıfsal olduğunu düşünüyorum. Yoksullara ne yazık ki edebiyat yapma hakkı verilmiyor. Politik hareket içinden gelen kaçak yazarlar var bir de. Ben de onlardan biriyim. Yoksulluğumu koruyarak edebiyat yapma hakkı verilmiyor. Politik hareket içinden gelen kaçak yazarlar var bir de. Ben de onlardan biriyim. Yoksulluğumu koruyarak edebiyat yapmaya çalışırken de doğaya yaklaştım.Yazar, şair Karin Karakaşlı, anadil ve edebiyat üzerine düşündürürken, dilin gücüne değindi. "Benim için önce söz vardı," diyerek konuşmasına başlayan Karakaşlı, "Okula başladığımda Ermeni alfabesinin 38 harfini ve Latin alfabesinin 29 harfini aynı anda öğrenmem gerekiyordu. Düşünebiliyor musunuz, birinci sınıfa giden küçücük bir çocuk harflerin altında eziliyor. İki dilli çocuklar bu ülkede diğerlerine kıyasla daha çabuk büyüyor. Ermenice, Kürtçe demek bir başka tınlıyor bu topraklarda; Fransızca, İngilizce gibi değil. Dillerin siyasallaşması devlet politikalarının ürünüdür. Bize sözünü sakınmayan yayıncı, gazeteci ve yazarlar lazım. Bunlar hepimize sığınak yaratır," dedi.Harry Potter gibi, fantastik edebiyatın önemli eserlerini dilimize kazandıran çevirmen Kutlukhan Kutlu, edebiyatta çeviriye ve çevirmene dikkat çekti. Çevirmenin de yaratılan eser üzerinde hak sahibi olduğunu vurgulayan Kutlu, "Nasıl yazarların ustalık eserleri varsa, çevirmenlerin de hazır oldukları çeviriler vardır. Ben Harry Potter'a hazırdım, çünkü o duygu durumundan geçmiş ve anlatılanlar üzerine daha önce defalarca düşünmüştüm," diye konuştu. "Çevirmenlik, içinizdeki yazar damarınızı bulduğunuzda ilerliyor", diyen Kutlu, o damarın fazla ileri gitmesini engelleyen frenin de yayınevi olduğunu belirterek editörün önemine dikkat çekti.Literatür Yayıncılık ve Punto Kitap Dağıtım'ın kurucu yöneticisi Kenan Kocatürk'ün yönettiği "Yayınevinden Okura Kitabın Satış Süreçleri" paneline, D&R, Ankara Dost Kitabevi ve Kitapyurdu'nun yetkilileri katıldı. Konuşmacılar, Türkiye'deki satış oranlarından mağazaların özelliklerine, kitap dağıtımının öneminden yurt dışı örneklerine, butik yayıncılıktan bağımsız kitabevlerinin sorunlarına kadar pek çok önemli konuya değindi. Panelin soru cevap bölümünde söz alan usta yazar Necati Tosuner, "Çok satan kitabı babam da satar", diyerek zincir kitabevlerinin satış politikalarını eleştirdi.İletişim Yayınları yöneticilerinden, deneyimli yayıncı Tuğrul Paşaoğlu ise dijital yayıncılığın geleceğine ilişkin vizyonunu aktardığı konuşmasında, Türkiye'de dijital yayıncılığın gelişememesinin en önemli nedenini merkezi kayıt sisteminin eksikliğine bağladı. Yurt dışı örnekleri eşliğinde yeni bir veritabanı modelinden bahseden Paşaoğlu, "Eser sahipleri ve yayıncılar gerekli yatırımları yaparak okurun esere ulaşmasını kolaylaştıracak. Okur da kullandığı eser kadar ödeme yapacak," diyerek gelecekte dijital yayıncılığın yönünü bu sistemin belirleyeceğini söyledi.Edebiyat günü, ülke genelinde büyük bir katılımla sonuçlanan Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2015 Ödül Töreni ile sona erdi. Proje başkanı Müren Beykan, 2015 sonuçlarını değerlendirdiği konuşmasında, "Amacımız, yarınlara ilişkin umudumuzu edebiyat bayrağıyla yükseltme cesaretini gençlere aşılamak ve geleceğin yazarlarına dokunmak. Yarınlarda ödünsüz barışı kuracak ve koruyacak olan gençlerin arasında, bu yıl 700'ü aşkın öyküyü yazanların da bulunduğunu düşünmeli, güvende hissetmeliyiz," diyerek, yarışmanın aşıladığı umuda dikkat çekti. Ödül töreninde; Latife Tekin, birinci Ezgi Akar'a; Feyza Hepçilingirler, ikinci Bengisu Belen'e; Behçet Çelik, üçüncü Cem Demir'e ödüllerini verdi.Günışığı Kitaplığı, günün sonundaki kokteylle edebiyat yayıncılığındaki 20. yılına merhaba dedi.

3 Ekim 2015 Cumartesi

Martı Yayınları'ndan yeniler!

Martı Yayınları'ndan üç yeni kitap var elimde, sizlerle tanıştırayım:Kader Kitabı / Erika SwylerBelki de bir daha asla bu kadar eski ve içinde beni fısıldayan bir kitaba dokunamayacağım...Simon Watson, ailesinden kalma sahil evinde yaşayan bir kütüphanecidir. Annesi, o henüz yedi yaşındayken hayatını kaybetmiş, babası da annesinin ölümünden bir süre sonra ölmüştür. Kız kardeş Enola ise annesi gibi tarot okuyuculuğu yapmak için ağabeyini terk etmiştir.Gelgelelim, genç adamın hayatı Martin adında yaşlı bir kütüphanecinin gönderdiği, elyazması eski bir kitapla değişir. İki yüz yıl önce gezici bir sirkin sahibi olan Peabody adlı bir adamın izlenimlerini barındıran bu kitabın içinde Simon'ın büyükannesinin ismi geçmektedir.Simon kitapta yer alan isimlerin ve onların akıbetinin peşine düşerek ailesindeki kadınların aynı lanetli sonu paylaştığını fark eder. Kız kardeşinin de tehlikede olduğu korkusuna kapılan Simon, ailesinin kaderine işleyen bu laneti ortadan kaldırmanın yolunu bulabilecek midir?Karanlıkta / Laura Kayeİki YabancıMakenna James daha kötü bir gün geçiremeyeceğini düşünüyordur; ta ki zifiri karanlık bir yabancıyla mahsur kalana dek. İnce çizgili tayyörünün içinde salınan şık muhasebecinin telefonu çalınca dikkati dağılır ve asansördeki adamın gözüne çarpan tek şey, elinin üstündeki ejderha dövmesidir.Dört SaatKızıl saçlı kadın telaşla asansöre binip çantasında telefonunu aramaya başlayınca Caden Grayson keyiflenir. Birden elektrik kesildiğindeyse bu keyif yerini paniğe bırakır. Pirsinglerine, dövmelerine ve korkunç görünümlü yarasına rağmen karanlıktan ve dar alanlardan çok korkmaktadır. Şimdiyse en kötü kabusunun içinde hapsolmuştur.Zifiri Karanlık Bir AsansörŞimd Makenna ve Caden'ın korkuyla baş edebilmek için birbirlerine yardım etmeleri gerekmektedir. Dış görünüşe dayalı önyargıları olmayınca ne kadar çok ortak noktaları olduğunu fark ederler. Ortamı ısıtan karanlıkta aralarındaki çekim giderek büyü ve havada kıvılcımlar uçuşmaya başlar. Peki ama ışıklar tekrar yandığında da aynı şekilde hissedecekler midir?Benim Yolum / Aamir KhanAamir Khan'ın İnanılmaz YolculuğuHayranları yeteneğini oynadığı filmlerden önce gözündeki ışıktan seziyor çünkü oyunculuğu da kendisi gibi samimi. "Gözleriyle oynayan adam" lakabını almasının bir sebebi var.Ona sadece sevgi değil saygı da duyuyorlar çünkü ülkesinde yolsuzluk, eğitim sistemi, cinsiyetçilik, çocuk istismarıyla mücadele, insan hakları gibi meselelerde örnek bir aktivist. O, bir zamanların Hintli çocuk yıldızı, sinemanın içine doğmuş bir aileye mensup, oyunculuktan yönetmenliğe uzanan zirvenin sahibi.Genç kalbinin gümbür gümbür atmasına sebep olan "çikolata oğlan"dan, Hint sinemasının dönüm noktası sayılan filmlere uzanan yolculuğuyla parlamış bir yıldız.Çağdaş Hint sinemasının dönüm noktası sayılan filmlere uzanan yolculuğuyla parlamış bir yıldız.Çağdaş Hint sineması ona çok şey borçlu. Filmografisindeki yirmi bir filmle kalıplaşmış algısına yenilikler kattığı Bollywood'un göz bebeği, Time'ın seçtiği en etkili 100 isimden biri.Aamir Khan'ın zirveye yaptığı tutkulu ve olgun yolculuğun, hayata ve sinemaya duyduğu aşkın, Tanrı'ya ulaşma çabasının inanılmaz hikayesi..."Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, hepimizin içine dürüst bir şekilde bakması, yanlış bulduğu şeyleri düzeltmek için çalışması gerek. O zaman toplum genelinde büyük bir değişim yaşanır."                                            Aamir Khan"Mezuniyete inanmıyorum. Bu işte gerçekten iyi olmak istiyorsanız, onu öğrenmelisiniz. Ben de bunu yaptım. Büyük bir karardı."Aamir Khan

19 Eylül 2015 Cumartesi

Sana Söyleyemediğim Her Şey

Martı Yayınları'ndan oldukça ilgi çekici bir kitap çıktı:Sana Söyleyemediğim Her ŞeyYazan: Celeste NgLydia öldü. Ama henüz kimse bilmiyor...Böyle başlıyor bu hikaye. Lydia'nın kahvaltıya inmediği o mayıs sabahında. Lee ailesi; pişmanlıkları ve kırgınlıkları, ihanetleri ve güvensizlikleri, söyledikleri ve söylemedikleriyle mutfak masasında beklerken. Sonrası, adına mutluluk dediğimiz denge oyunu ve bizi bir arada tutan sırlar üzerine başka bir hikaye...Yayınlandığı günden bu yana, okurların ve eleştirmenlerin övgüyle karşıladığı Sana Söyleyemediğim Her Şey, her sayfası küçük sürprizlerle dolu, etkileyici, özel bir roman.

17 Eylül 2015 Perşembe

Mavibulut'tan Yeni Kitap

Mavibulut Yayınları'nın Bat Pat serisini duymuşsunuzdur.Serinin 6. kitabı çıkmış haberiniz ola!Bat Pat Dansçı VampirYazan: Roberto PavanelloBat Pat minik bir yarasa. Sık sık başını belaya sokuyor ve kendini tehlikeli maceraların içinde buluyor. Neyse ki Rebecca, Martin ve Leo var..."Terk edilmiş Gölge Köşkü'nde garip şeyler olmaya başladı. Geceleri pencerelerde gölgeler görünüyor ve hep aynı saatte garip bir müzik başlıyor. Ben ve arkadaşlarım bu konuyu araştırmaya karar verdik. Tabii başımıza neler geleceğini bilemezdik..."

12 Eylül 2015 Cumartesi

Günışığı Kitaplığı ve ON8 Kitap'tan Yeniler

Yeni kitaplara devam!Kaçırmamak gerek!Günışığı Kitaplığı'nın Köprü Kitaplar serisine bir yenisi eklenmiş:Elde Var Hikaye Yazan: Tarık Dursun K.Editör: Semih GümüşYayına Hazırlayan: Müren BeykanUstanın ardından minnetle:Elde Var Hikaye"2010 Mehmet Fuat Yayıncılık Ödülü'yle taçlanan "Köprü Kitaplar" koleksiyonunun 19.kitabı, Tarık Dursun K. nın özenle seçilen öykülerinden derlendi. Heyecanla beklediği kitabının hazırlıkları sürerken aramızdan ayrılan usta yazar, hikayelerini gençlere miras bıraktı. 1950'lerin en verimli yazarlarından sayılan Tarık Dursun K.'nın kitapta yer alan 13 öyküsü sokağı, gençleri, işçiyi ve hayatı naif ayrıntılarıyla anlatıyor. 'Köprü Kitaplar'ın editörü Semih Gümüş, gerçekçi diyalogları ve yalın üslubuyla bir dönemi kayda geçen ödüllü yazarın edebiyatımızdaki yerini, 'Sait Faik'e yakın, Orhan Kemal ve Sabahattin Ali'nin yanı başında,' diye tanımlıyor. Müren Beykan'ın yayına hazırladığı kitap, Tarık Dursun K.'yı hatırlamak ya da tanımak isteyenler için benzersiz bir edebi yolculuk şansı."Fotoğraf çektirirken yerinde duramayan çocuğun gülüşü, ağaya kafa tutan adamın isyanına karışıyor. Karda kayan çocukların neşe çığlıkları, ayakkabı diken ustanın kederiyle yarışıyor: Kırlar, Kırlar, Ey Kırlar'; İda; Tutanak; Çocuklar İçin Bir Öğretmen; Biz İnsanız; Öpüşsüz Bir Güvercin Aşkı; Bahriyeli Çocuk; Kerem ile Aslı; Ve Büyükanne Aşk Yokken Ölür; Hatırla Ey Peri!; Geriye Dönüş'lü Hikaye; Babam ve Ben; Elim Elim İbrişim, Elde Var Bir Kuşum."Tarık Dursun K., her türde başarılı ürünler vermişti. Tarık'ın Türkçesinin kıvraklığı okuru daha ilk satırda kendine çeker."  Doğan Hızlan"Çok değerli bir öykücü... Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biridir."  Selim İleri"Tarık Dursun K., güzel öyküler yazdın bıraktın; gittin."  Murathan MunganTarık Dursun K., 1931 yılında İzmir'de doğdu, ortaokulu dışarıdan bitirdi. Senaryo, çocuk kitabı, öykü, roman, şiir, deneme gibi farklı türlerdeki ürünleriyle 1950'lerin en verimli kalemlerinden sayılan yazarın İnsan Kurdu ve Kurşun Ata Ata Biter adlı romanları sinemaya aktarıldı. "Yabanın Adamları" ile 1967 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı; Kurşun Ata Ata Biter ile 1984 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı; "Ona Sevdiğini Söyle" ile 1958 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı; Ağaçlar Gibi Ayakta ile 1990 Yunus Nadi Roman Armağanı'nı, Hepsi Hikaye ile de 2006 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 2014'te Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü'ne değer görüldü. Hoşça Kal Küçük (1978), Otobüsüm Kalkıyor (1990) ve Benim Dedem Bir Tane (1998) adlı çocuk romanları da bulunan yazar, heyecanla beklediği Elde Var Hikaye kitabının baskı hazırlıkları sürerken, 11 Ağustos 2015'te aramızdan ayrıldı.İnsan Kendine De İyi GelirYazan: Ahmet BükeAhmet Büke'nin "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi" çıktı!"Hakikatin Z. Hali'ni anlatan öyküler!Gece, Hatçam Teyze'yi eve bırakırken omuzuma dokundu."Evlatçım, mesarif dediydim ama benim param buğdaylara yetti," dedi."Biliyorum Hatçam Teyze," dedim. "Canın sağ olsun." Ertesi sabah yine gün doğmadan uyandım. Yan komşu Türkan Şoray'lı bir film açmış, sesleri bana kadar geliyor. Şöyle dizlerimi yokladım. Her zamanki ağrı gitmiş gibi geldi bana."Acaba cemre dizlerime de düşmüş müdür?" dedim.İşte insan böyledir. Bile bile aldanmayı bilir.Ama insan kendine de iyi gelir...Ana babasız, aile büyükleriyle kalmış bir çocuk... Mahallenin Arap Hatçam Teyze, Bakkal Nihat, Berber Kazım gibi hayli garip, pek müstesna karakterleri...Toplumsal tarihimizin acı tatlı anılarına takılan bir kişisel tarihin izinde öykü öykü saat kaç!..Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke, ON8 Blog'daki "Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi"nde bir yıl boyunca her hafta öykü yazdı. Karakterlerin öyküden öyküye atladığı bir seçki, yeni öykülerle bir araya geldi. Ödüllü öykücü Ahmet Büke, Mevzumuz Derin'in ardından ON8'deki ikinci kitabı İnsan Kendine De İyi Gelir'de, yatay zamanların derinlikli ayrıntılarıyla hem acıtıyor, hem de kırılgan ruhlara şifa oluyor.

1 Eylül 2015 Salı

Şeftali Kokan Bir Yaz / Jodi Lynn Anderson

Novella Yayınları'ndan şeftali kokulu, tam yaz mevsimine uygun bir kitap!Şeftali Kokan Bir Yaz / Jodi Lynn Anderson"Tam bir baş belası olan Murphyİçine kapanık, masum Birdieve sosyetik güzel Leeda...Birbirlerinden her anlamda farklı olan Murphy, Birdie ve Leeda'nın hayatları hiç beklemedikleri bir şekilde bir yaz Darlington Şeftali Bahçesi'nde kesişir. İlk başlarda her ne kadar üçü de birbirinden uzak durmaya çalışıp birbirlerine karşı soğuk da olsa zamanla aralarında hiç kimsenin ya da hiçbir şeyin kolay kolay koparamayacağı bir bağ oluşur. Acaba bu bağ, üç genç kadının hayatındaki sorunların çözülmesinde etkili olacak mı, dahası içlerinde hissettikleri boşluğu doldurmaya bu bağın gücü yetecek mi?Bu yaz diğer yazlardan çok farklı olacak!Şeftali Kokulu Bir Yaz, 'arkadaşlar güzeldir' sözünün altının çizildiği, bütün farklara rağmen insanın birbirine tutunmasının değerini gösteren sıcacık ve samimi bir öykü."

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Agapi Yayınları'ndan iki kitap

Agapi Yayınları yepyeni bir yayınevi. Bakalım nasıl kitapları var?İki tanesi elimde:Çıkmaz Sokak / Gülsüm Yüksel" Çünkü sana geç kalmak istemiyorum.İlk aşkım dediğim insandan duyacaktım bu cümleyi. Tabii doğru zamanda ve doğru yerde duyup duymadığım tartışılır. Her neyse, artık bunu dert etmiyorum zaten.Ben Eslin. Söylemeyi en çok sevdiğim şekli ile; Eslin Yılmaz. Şu klasik, hayata 1-0 yenik başlayanlardanım. Ama sadece başlangıcı öyle. Sakar, kararsız, kimsesiz ve yalnızım. Daha doğrusu yalnızdım. Şimdi mi?Şimdi her şey değişti. Bana geç kalmak istemeyen bir ilk aşkım, çıkmaz sokak olduğumu düşünen bir son aşkım var. Bana tamamlanmanın, bir bütün olmanın ne demek olduğunu öğreten arkadaşlarım, yani kocaman bir ailem. Uluç, hatta Hulusi var... Değişmeyen tek şey ise sakarlığım...Söylediğim gibi şimdi her şey değişti.Artık acılarımın kahkaha almış halini yaşıyorum."Gecenin Sonu / Lauren Blakely"Kendini benim kontrolüme bırak.Dünyaları seks, aşk ve yalanlarla doluydu. Onu baştan çıkarıyordu. Aklını ve bedenini tamamıyla ele geçirmişti. Ruhu da sözcükleri kadar seksiydi. Clay Nicholas, Julia Bell'in isteyebileceği her şeye sahipti, ama aynı zamanda da sahip olamayacağı tek şeydi. Bir gece hayatına girmiş ve ona hiç bilmediği bir zevkin ve aşkın kapılarını açmıştı. Bedenini ve düşüncelerini ele geçirmişti. İşte bu da onu çok tehlikeli kılıyordu. Julia, onunla geçirdiği, aklını başından alan bir haftanın ardından  ondan apar topar kaçmıştı, ama şimdi Clay, ona sahip olmaya kararlı bir tavırla karşısında duruyordu.Bedeli her ne olursa olsun...Julia, ondan uyuşturucu etkisi yaratıyordu. Ateşli, unutulmaz ve asla tadına doyulmayan. Julia, onun için tam bir gizemdi ve Clay mücadele etmeden onun gitmesine izin vermek niyetinde değildi. Ama Julia'nın mutlu olabileceğine dair en ufak ihtimali dahi yerle bir etmekle tehdit eden karanlık sırları vardı. O aranan bir kadındı -riskli, tehlikeli- ama yine de aralarındaki çekim inkar edilemezdi. Aşkta daha önce hüsrana uğramış iki insanın tutkuları ve özlemleri, tehlikeyle buluştuğunda, yeniden güvenmeyi başarabilirler miydi?"

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Çıtır Çıtır Felsefe - Makineler ve İnsanlar

Günışığı Kitaplığı'nın Çıtır Çıtır Felsefe serisi devam ediyor. Yeni kitap Makineler ve İnsanlar.Çıtır Çıtır FelsefeMakineler ve İnsanlarBrigitte LabbéDanışman: P. - F. Dupont-Beurier  Resimleyen: Jacques AzamTürkçe Yayın Editörü: Müren Beykan  Türkçesi: Azada AslanMilyonların okuduğu Çıtır Çıtır Felsefe serisi 28. kitabına ulaştı!Kontrol kimde? Makinelerde mi insanda mı?Çocukları erken yaşta felsefeyle tanıştıran ve tüm dünyada her yaştan okurun beğenisini kazanan "Çıtır Çıtır Felsefe" dizisinin yaratıcısı Brigitte Labbé, Türkçeleşen 28. kitabında insan-doğa-teknoloji arasındaki etkileşimi tartışmaya açıyor. Makinelerin insan yaşamındaki etkisini yargıya varmadan, örnekler ve sorular eşliğinde irdeleyen kitap, çift yönlü bir bakış açısı sunuyor. Bir yandan makinelerin yaşamımızdaki önemini ve insanı özgürleştirdiğini açıklarken, diğer yandan onu nasıl tutsak kılabildiğini, üstelik doğayı da tahrip edebileceğini hatırlatıyor. Minik filozofları çoklu düşünmeye davet eden renkli kitap, Jacques Azam'ın karikatür tadında desenleriyle boyutlanıyor.Her yaştan okuru, sorular sormayı ve düşünmeyi gündelik yaşamın bir pratiği haline getirmeye özendiren, eğitimcileri ve ebeveynlerin ilk okuma önerileri arasındaki dizi, yeni kitaplarıyla zenginleşiyor.İnsan arabayı icat ettiğinde, akciğerlerimizi ve şehirlerimizi boğan hava kirliliğine de neden oldu. Nükleer enerjiyi keşfettiğinde, yüz binlerce insan için elektrik üretmeyi başardı, ama binlerce canlının zarar gördüğü felaketleri de yarattı. İnsanın teknik gücü çok arttı. Ancak insan, tarihinde olmadığı kadar fazla, gökyüzünden ve yeryüzünden, denizlerden, nehirlerden, havadan, hayvanlardan, ağaçlardan ve çiçeklerden de sorumlu artık.

20 Ağustos 2015 Perşembe

Petekgözlü Adam / Wu Ming-Yi

Kahve Yayınları'ndan ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir kitap geldi:Petekgözlü AdamYazarı: Wu Ming-Yi"Ölmeye karar vermiş, ölmek için bütün hazırlıklarını tamamlamış bir kadın; okyanusun uçsuz bucaksızlığında tek başına yaşayan hayali bir adadan gelen bir delikanlı. Tsunami, dünyadaki bütün insanların attığı çöplerden oluşan muazzam bir Çöp Girdabı'nı Tayvan kıyılarına çarptığında ikisinin yolları beklenmedik biçimde kesişiyor, onlarınkiyle birlikte çevrelerindeki insanların hayatları katman katman açılarak gözlerimizin önüne seriliyor. Sadece bu hayatlara değil, Tayvan'a da yakından bakıyor, oradan çevreci harekete ve dünyayı nasıl hızla, geri dönülemez biçimde tüketip mahvettiğimize uzanıyoruz.Şafakla birlikte ispermeçet balinasına dönüşen ada ruhları, tırmanılacak dağ yolları, kentsel dönüşüm, Aborjin halkları, akdarı şarabı, Orman kilisesi, efsaneler, masallar, böcekleri seven kayıp çocuk, şarkılar, hepsinin içinden kuyruğu havada gururla geçen siyah-beyaz kedi ve Petekgözlü Adam.'İnsanlar yaşamak için başka organizmaların hafızalarına güvenmek zorunda olduklarını fark etmiyorlar. Çiçeklerin yalnızca göz zevkinizi okşamak için rengarenk açtığını varsayıyorsunuz. Yaban domuzunun yalnızca sofranıza et sağlamak için varolduğunu. Balığın, yemi sırf sizin hatırınız için kaptığını. Uçuruma düşen bir taşın hiç önemi olmadığını. Dereden su içmek için başını eğmiş bir sambar geyiğinin hiçbir şeyi açığa vurmadığını...Halbuki aslında herhangi bir organizmanın en ufak bir hareketi bile ekosistemde değişiklik demektir.' Petekgözlü adam derin derin içini çekip 'Ama bundan farklı olsaydınız, insan olmazdınız' diyor.Ursula K.LeGuinBu roman gibisini hiç okumadık. Hem de hiç. Güney Amerika büyülü gerçekçiliği verdi bize, Tayvan ne veriyor? Yeni gerçekliğimizi ifade etmenin yeni bir yolunu, güzel, eğlenceli, ürkütücü, inanılmaz bir yolunu. Wung Ming-Yi insanın kırılganlığıyla dünyanın kırılganlığına korkusuz bir şefkatle yaklaşıyor."

18 Ağustos 2015 Salı

Müze / Susan Verde (Günışığı Kitaplığı)

Uzun zaman oldu yazamadım.Artık eskisi kadar yazmak gelmiyor içimden, neden bilmem...Ne zamandır kitap da okuyamadım, yüksek lisansa heves ettik bakalım, becerebilirsem...Ama yeni çıkan kitapları takip ediyorum tabii.Günışığı Kitaplığı'ndan yine çok güzel bir kitap çıkmış 3-8 yaş grubu için.Müze Yazan: Susan VerdeResimleyen: Peter H. ReynoldsTürkçesi: Müren BeykanSanat dokununca yaşam renklenir!Sanat müzelerine bakışımızı tazeleyen, müzelere ilişkin durağan ve "eski" algımızı çocuksu bir coşkuyla bozan enerji dolu bir kitap!Amerikalı yazar Susan Verde ile çok ödüllü, ünlü illüstratör Peter H. Reynolds'un birlikte yarattıkları eser, hem küçükleri hem büyükleri etkileyecek nitelikte. Okuru bir sanat müzesinin kapısından içeriye, sınırsız bir hayaller dünyasına davet eden kitap, Van Gogh, Picasso, Rodin gibi ünlü sanatçıların eserlerini örnekleyerek, eğlenceli ve düşündürücü müze yolculukları öneriyor. Sayfalarındaki canlılığı kapağının dışına taşırmayı başarıyor; dünyaca ünlü sanat eserlerinin önünde bambaşka duygulara kapılan, hayallere dalan bir kız çocuğu eşliğinde yaşamın bin bir halini anımsatıyor. İllüstrasyonları ve şiirsel anlatımıyla çocukların yaratıcılıklarını tetikleyen bu özgün yapıt, her yaştan kitapsevere özgürlüğü fısıldıyor; sanatın ruh ve beden üzerindeki etkisini hissettiriyor.Müzede zaman geçirmekten zevk alan biri var. Bir tablo onda dans etme arzusu uyandırıyor, başka bir tablo iştahını kabartıyor. Renkler, şekiller, eğriler büğrüler...insanı şaşkına çeviriyor, ama zaman çok eğlenceli geçiyor..."Sanatı bir nesne olarak anlamaktan çok, onu deneyimlemek için cazip bir yol."  Publishers Weekly"Kitabın metnindeki ritm sanatın ateşlediği heyecanı yansıtıyor."  Booklist"Müzede kahkaha atmanın, poz vermenin, meraklı sorular sormanın aslında ne kadar ne kadar doğal olduğunu hem çocuklara hem de yetişkinlere hatırlatan bir kitap."  School Library JournalNew York'ta doğan Susan Verde, Hamptons'a taşınıp Eğitim Fakültesi'nde eğitim gördü. Bir süre ortaokullarda öğretmenlik yaptı. İllüstratör Peter H. Reynolds ile bir yazarlık konferansında tanışan Verde, onunla Müze'yi paylaştı ve ikilinin ilk yapıtları böyle doğdu. İkilinin 2015 yılının sonunda yayınlanacak kitabı Ben Yogayım ( I Am Yoga); 2016 için müjdelenen kitapları ise The Water Princess ( Su Prensesi). Yazar, kütüphanelerde ve okullarda çocuklarla bir araya geliyor. East Hampton'da iki oğlu ve kızıyla yaşamını sürdüren yazar, çocuklara yoga öğretiyor.Peter H. Reynolds, Massachusets Sanat Okulu'nda eğitim gördü. Okul yaşamı boyunca birçok ödüle değer görülen illüstratör, eğitiminin ardından çocuk kitapları yazmaya ve resimlemeye başladı. Kendi yazıp resimlediği kitaplardan bazıları; So Few Of Me (Benim Birazım, 2006), My Very Big Little World (Benim Koca Küçük Dünyam, 2006), The North Star (Kuzey Yıldızı, 2009). Türkçe'de de okurla buluşan The Dot (Nokta, 2003) eseri ise bol ödüllü çalışmalarından biri. Birçok farklı yazarla ödüllü projelere imza atan illüstratör, yaşamını Massachusetts'te sürdürüyor.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Gelsin yeniler!

ON8 Kitap ve Günışığı'ndan yeni kitaplar var!Ayın İki Yüzü Manuela SalviTürkçesi: Nilüfer Uğur DalayBiri olmadığında, diğerinin anlamı kalmıyordu...Hepimizin aşkın ağına düşmemiz, aşık olmaya bu denli ihtiyaç duymamız ya da sevdiğimizi sandığımız kişiye bir şeyler vermeyi beceremememiz, sence de garip değil mi?"Aşık olma"nın ne demek olduğunu bilmiyor olmama karşın hem de. Bunun, bu mide bulandıran tahammülsüzlükle, karışık duygularla, doyurulamaz arzularla bir ilintisi yoktur diye umuyorum. Yüce dağların tepelerinde dolaşmaktan hiç hoşlanmıyorum. Önce göklere dokun, sonra en aşağı, cehennemin dibine kadar in. Buruk bir tadı var, mutluluğa hiç benzemiyor.Aralarındaki mesafe ne kadar kısalırsa kısalsın, ikisi de ayın iki farklı yüzünde yaşıyorlardı. Bianca ve Manuel. Biri aydınlıkta, diğeri karanlıkta. Birinin yakınlaşması, diğerinin ziyanı demekti. Ama biri olmadığında, diğerinin de anlamı kalmıyordu. Karşılıklı besledikleri bu aşkın bir yarını olabilir miydi? Tutkuyla arzuladıkları yarınlar, neyin ve kimlerin uğruna yaşanacaktı?..Ailevi sorunlar, geçmişin travmaları, hayallerle gerçeklerin amansız savaşı, iki genci de öngörmedikleri bir cenderenin içine itmişti. Şiddetin ve adaletsizliğin farklı cümleler kurduğu hayatlarında, yalnızca resim ve müzik ikisine de aynı şeyleri söyler, tutkularını ortak bir dilde doğrular, çıkmazların ötesini görmelerini sağlar gibiydi. Yine de yarınları belirsiz, bugünleriyse son derece tekinsizdi... İtalya'nın genç kalemi Manuela Salvi, suç dünyasında iki gencin masumiyetini ve aşkın yaşanabilirliğini sorguluyor.1975'de İtalya'da doğan Manuela Salvi, okul yaşamını her zaman sıkıcı diye tanımlasa da, grafik ve görsel iletişim alanında İtalya'nın en prestijli üniversitelerinden sayılan ISIA'dan (Yükses Sanat Enstitü) mezun oldu. Yazarlık denemelerine küçük yaşta başlamış, Viktorya Dönemi kızlarının öyküleriyle özellikle ilgilenmişti. Üniversiteden sonra iş bulmak için gittiği Londra'da, J.K. Rowling'in başarısından etkilenip, yazar olmaya karar verdi. Roehampton Üniversitesi Çocuk Edebiyatı Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Tezini, çocuk edebiyatında cinsellik ve ve sansür üzerine hazırladı. Farklı yaşlar için, farklı türlerde yirmiye yakın kitap yazdı. Türkçe'de yayımlanan ilk romanı Ayın İki Yüzü'nü (E sara bello morire insieme, 2010), Picabo Swayne. Le storie della camera oscura (Picabo Swayne. Karanlık Oda Öyküleri, 2011) ve Nemmeno un bacio prima di andare a letto (Ne de Bir İyi Geceler Öpücüğü, 2011) adlı iki roman izledi. 2012'de ICWA'yı (İtalyan Çocuk Kitabı Yazarları Derneği) kuran, kitapları pek çok dile çevrilen Salvi, çevirmenlik ve metin yazarlığı da yapıyor.Gizemli AnahtarAndrew ClementsTürkçe yayın editörü: Müren BeykanTürkçesi: Mine KazmaoğluDünya çocuk edebiyatının en çok okunan yazarlarından Andrew Clements'in altıncı kitabı Türkçe'de!Okul koridorları, görünenin ardındakini keşfe çağırıyor!Bunun Adı Findel, Karne Oyunu, Konuşmak Yok!, Tek Mi? Çift Mi? ve Sıradan Bir Çocuk romanlarıyla ülkemizde de sevilen çok ödüllü yazar Andrew Celements'in altıncı kitabı Türkçe'de! Okul öyküleriyle tanınan yazar, bu kez ön yargılar ve aile içi iletişim üzerine düşündürüyor. Okulunun bina görevlisi olan babasıyla aynı ortamda bulunmaktan utanç duyan bir çocuğun duygu ve düşünce dünyasını etkileyici bir kurguyla aktarıyor. Yazar, bir yandan okul kurumunun olumlu davranışa yöneltme yöntemlerini vurguluyor; diğer yandan da mesleklerin saygınlığı konusundaki ön yargılarımıza ayna tutuyor. Merak uyandırıcı olay örgüsü ve hız kesmeyen temposuyla dikkat çeken roman, görünenin ardındakini keşfetmeye, çevremizdekileri sosyal konumları yerine insani nitelikleriyle değerlendirmeye davet ediyor.Jack, yeni okul binasına taşınmaktan hiç memnun değildir. Çünkü bina görevlisi babasıyla aynı yerde olmayı utanç verici bulur. Okulda çılgınca bir pislik yaratmayı başarırsa, temizliğe koşacak babasından hıncını alabileceğini düşünür. Ama işler hiç de umduğu gibi gitmez. Üstelik, beklenmedik sırların kapısını araladığının da epeyce geç farkına varır...Andrew Clements, 1949'da ABD'nin New Jersey eyaletinde doğdu. Northwestern Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi aldı. National Louis Üniversitesi'nde eğitim üzerine yüksek lisans yaptı. İlk çocuk romanı, 1996'da yayımlanan Bunun Adı Findel'le müthiş bir satış başarısı yakaladı. Amerika'nın hemen  her köşesinde pek çok ödül kazandı. Günışığı Kitaplığı tarafından Türkçeleştirilen kitapları Bunun Adı Findel (2007), Karne Oyunu (2008), Konuşmak Yok! (2010), Tek Mi? Çift Mi? (2011), Sıradan Bir Çocuk (2013), Gizemli Anahtar (2015). Ellinin üzerinde kitabı bulunan yazar, eşiyle birlikte Massachusetts'ta yaşıyor; dört oğlu var.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Yokluğun Yalnızlığım ve Gölgen / Emin Abdi Tüzer

Yeni çıkan değil ama okunmaya değer, gencecik bir insanın yazdığı kitap...Yokluğun, Yalnızlığım ve GölgenEmin Abdi TüzerGece Kitaplığı"Bu kitap, serin yaz gecelerinde yıldızlara bakıp hayal kuranların, hala bir işaret bekleyenlerin kitabıdır. Hayatın bir takım sıkıntılarının irdelendiği bu kitap; başta tek bir kişi için yazılmış olsa da, zaman içerisinde bekleyişler, ödenen bedeller, hiç gelmeyenler ve en sevdiği renk mavi olanların da dahil edilmesiyle son halini almıştır. Yokluğun, Yalnızlığım ve Gölgen'i kanayan yerlerinize sıkı sıkı bastırmanızı tavsiye ederiz."

27 Haziran 2015 Cumartesi

Kadın Beyni Erkek Beyni / Serkan Karaismailoğlu

Beyne olan merakım yaklaşık birkaç sene önce başladı. Bunda sevgili arkadaşım Esra Öz'ün payı büyük. Onun sayesinde N Beyin'i tanıdım. Serkan Karaismailoğlu ve Sinan Canan'ın kurdukları N Beyin grubu, beyin üzerine süper ötesi şeyler anlatan, bizlere beyni sıkmadan bıkmadan usanmadan anlatan bir gruptu. Şimdi Serkan Karaismailoğlu sanırım gruptan ayrıldı, farklı üyelerle yoluna devam ediyor N Beyin.

Serkan Karaismailoğlu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı'nda doktora yapmış ve halen aynı kurumda çalışmaya devam ediyor. Kitapta beyni size öyle güzel anlatıyor ki bayılıyorsunuz!Şaka değil, gerçekten okurken bayılabilirsiniz :) Esprili dili, açıklayıcı anlatımı ve verdiği önemli bilgiler ile okurken bir de bakmışsınız bütün kitabı çizik çizik çizmişsiniz!Aslında hiç sevmem okurken kitabı çizmeyi ama bu kitapta çizmem gerekti napıyım, hepsi çok faydalı bilgilerdi.Altını çizdiklerimden bazıları:- "Son 10 yılda yapılan çalışmalar çok net ortaya koymaktadır ki beynimizin kendine ait bir cinsiyeti vardır. Beynimizin sahip olduğu cinsiyet, biyolojik cinsimizden bağımsızdır. Yani genel anlamda erkeklerin çoğu erkek beynine, kadınların çoğu dişi beynine sahip olmakla beraber bunun tam tersi de söz konusu olmaktadır."- "Erkekler kadınların söylediği şeyleri düşünürken, kadınlar erkeklerin söylemediği şeyleri düşünür."- "Hollanda ve Portekiz'de yapılan bilimsel çalışmalar, erkeklerin beyni ile ilgili çok enteresan bir durumu gözler önüne sermiştir. Ergenlik dönemindeki testosteron ve östrojen hormonlarındaki dalgalanmaların, kız ve erkeklerin beyinlerinde duyma farklılıklarını iyice belirginleştirdiği gösterilmiştir. Örneğin yapılan bir çalışmada yaşları 17-25 arasında olan sağlıklı erkek ve kadın gönüllülere iki tip ses dinlettirilmiştir. Bu seslerden birinde kişilere müzik dinletilirken diğerinde belirli bir frekansta kendini tekrarlayan parazit sesler dinlettirilmiştir. Gönüllüler bu sesleri dinlerken eş zamanlı olarak beyin görüntüleri incelenmiştir. Kadınların beyninde hem müzik hem de parazit sesin etkin bir şekilde analiz edildiği görülmüştür. Yani beynin ilgili kısımları her iki ses türünde de aktif bir şekilde çalışmaktadır. Diğer taraftan erkeklerdeki durum bir miktar farklı sonuçlar ortaya koymuştur.Erkeklerin beynindeki ilgili alan, kadınlarda olduğu gibi müzik dinlerken etkin bir şekilde çalışır ancak parazit sesini duyduğunda kadınlardan farklı olarak buradaki aktiviteyi durdurmaktadır. Yani parazit gibi kendini tekrarlayan bir ses durumu söz konusu olduğunda erkek beyninde ilgili alanlarda aktivite durmaktadır. Çok ilginç bir şekilde erkek beyni tekrar eden uyarıya daha fazla ket vurmaktadır. O nedenle sevgili kadınlar bir şeyi defalarca tekrarlama çabanız aslında erkeğin sizi hiç duymamasına neden olmaktadır. Çünkü erkek beyni sizin yaptığınız bu tekrarları otomatik olarak parazit gibi algılayıp beyindeki ilgili bölümde aktiviteyi kapatmaktadır. İşte bu nedenle erkek, duyamadığı bu tekrarlara "dır dır" adını vermektedir."Bu kitabı herkes okumalı herkes! Uçarı kaçarı yok!

24 Haziran 2015 Çarşamba

Fil Kadar Küçük / Jennifer Richard Jacobson

Son zamanlarda okuduğum en güzel çocuk kitabıydı.Kitapçıda dikkatimi çeken kapağı sayesinde tanıştım onunla. Arka kapak yazısını okuyunca anladım ki bir anne oğul hikayesi.Küçücük bir çocuk düşünün. 11 yaşında ama yaşadığı şeyler için çok küçük. Bir gün annesiyle kamp yapmaya gidiyor ve ertesi sabah uyandığında yanında annesinin olmadığını görüyor. Sadece annesinin değil, kiraladıkları arabanın da yerinde de yeller esiyor. Annesinin akli dengesi yerinde değil ve önceden de böyle şeyler yapmış, ancak Jack o kadar cesur ve güçlü bir çocuk ki, annesini kendi aramaya karar veriyor ve böylece macera başlıyor.Yazar bir çocuğun yaşadıklarını, hissettiklerini öyle güzel anlatmış ki bence çocuk kitapları yazarı olmak demek bu demek! Tıpkı bir çocuk gibi düşünebilmek, hareket edebilmek, hissedebilmek ve bunları okuyucuya çocuk gibi aktarabilmek...Çocuklardan önce yetişkinlere tavsiyedir bu kitap...Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Filler tehlikeyi sezebilir. Onlar, yaklaşan tsunamiyi ya da depremi önceden hissedebilme kabiliyetine sahiptir. Ne yazık ki Jack bu yeteneğe sahip değildi. Bu yüzden, hayatının tepetaklak olduğu gün, hazırlıksız yakalanmıştı.11 yaşındaki Jack, sabah uyanıp önceki gün annesiyle geldiği kamp alanında yalnız olduğunu fark eder. Akli dengesi yerinde olmayan annesinin daha önce de ortadan kaybolduğunu bilen ve buna alışkın olan Jack, diğer çocukların yapacağı gibi birilerine annesinin kayıp olduğunu haber vermek yerine kendi başının çaresine bakmaya karar verir.  Annesini kendisi bulacaktır. Bunun için yapması gerekenlerse önce karnını doyurmak, sonra da kamp alanından evine dönmenin yolunu bulmaktır."

22 Haziran 2015 Pazartesi

Paris'te Aşk - Stephanie Perkins

Orjinal İsmi: Anna and the French KissYazar: Stephanie PerkinsÇeviren: Burcu ÇelikYayınevi: ArunasTür: Genç yetişkin, çağdaş, romantikSeri: 1. KitapSayfa Sayısı: 318Tanıtım Yazısı: Ah Aşk... Ne Seninle Ne de Sensiz... Bu kitabı okuduğunuz süre boyunca âşık olma hissi bütün benliğinizi saracak...Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlanta'dan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgette'den ve hoşlandığı çocuk Toph'tan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paris'teki Amerikan Okulu'na yazdırılmıştır. Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. Tabii onu Paris'te özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani "ev"ini aramaktadır.Çok sevdiğim bir lisem vardı; artık yok.Çok sevdiğim bir çocuk vardı; artık yok.Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; artık yok.Artık Paris benim de evim.Yeni arkadaşlar, yeni aşklar…Ah aşk…Ne seninle ne de sensiz…Oysa ben imkânsızı değil, gerçek aşkı arıyordum.Ama aşk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Paris'te…Yorumum: Türk ya da yabancı birçok kitap blogunda uzun zamandır Paris'te Aşk ya da orjinal adıyla Anna and the French Kiss hakkında çok olumlu yorumlar görüyordum. Ben de yine uzun zaman önce e-kitap foratında 2-3 sayfa okumuştum ama sonra kitabın fiziksel kopyasını almaya karar verip bırakmıştım. Geçen ay babil.com kampanyasıyla da kitabı aldım - ki uzun zaman önce çevrildiği ve tahminen yeni baskısı da çıkmadığı için zor bulunan bir kitaptı ama sonunda kavuştum kitabıma =)Kitabı başından sonuna kadar çok severek okudum. Karakterleri, yazarın Paris'i anlatışını çok sevdim. Yazar özellike bölüm sonlarını öyle ilgi uyandıracak, meraklandıracak şekilde yazmış ki tam bu bölümde bırakayım, ara vereyim diyordum sonra bölüm öyle bir sonla bitiyordu ki hep diğer bölüme devam etmek zorunda kaldım =)Anna ve St. Clair çok tatlı karakterlerdi ama onlarla bağlantısı olan diğer karakterler de Çok iyi tasvir edilmişti.Anna'yla ilgili olarak en sevdiğim şey sinemaya olan tutkusu ve bu tutkusunu bloguna/hayatına yansıtıyor ouşuydu. Bu açıdan bu kitabı okuyan her blogger benim de yapmış olduğum gibi kendinden bir parça bulmuştur eminim Anna'da ;)Bir de hayallerimi süsleyen kitapçı Shakespeare and the Company'den bahsediyor oluşu (sf. 160) gerçekten çok hoşuma gitti. Shakespeare and Company'i Before Sunrise'ı izlediğimden beri çok severim; ayrı bir havası olan gidip-görülesi güzel kitapçılardan biri. Kitabın en güzel yerlerinden biriydi bu kısım bana göre.Altını çizdiğim birçok yer de oldu. Kendi düşüncelerime yakın gördüğüm ya da bana ilham veren sözler vardı kitapta; pozitif ve aydınlatıcı yönlerini de sevdim kitabın.Sonuçta herşeyiyle çok severek okuduğum sürükleyici, yüzümü devamı güldüren şahane bir hikayeydi Paris'te Aşk. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.Puanım:

17 Haziran 2015 Çarşamba

Günışığı'ndan Yeni Kitaplar

Çocukların tatili hazır başlamışken, bence onlara kitap almanın tam zamanı!Eğer yeni çıkan kitaplara göz atmadıysanız, Günışığı Kitaplığı ve ON8 Kitap yayınlarına mutlaka bakın derim.İyi Uykular Dedektif / Silvia RoncagliaResimleyen: Marianna FulviTürkçe yayın editörü: Müren BeykanTürkçesi: Demet ElkatipÇok komik, çok leziz, çok uykusuz!İtalyan çocuk edebiyatının ödüllü yazarı Silvia Roncaglia ( Silviya Ronkalya), komik bir dedektiflik romanıyla Türkçe'de. Narkolepsi (istemdışı derin uykuya dalma) hastası bir dedektifin maceralarını anlatan roman, düşmeyen  temposu ve mizah gücüyle okuru sarmalıyor. Yazar, yarattığı birbirinden ilginç karakterlerle hem şaşırtıyor, hem düşündürüyor. İyilerle kötülerin mücadelesi çerçevesinde kurguladığı romanını, insanın bir bir halini sergileyerek zenginleştirmeyi başarıyor. İtalyan mutfağı, özdeyişlerin günlük dildeki yeri gibi konuları da merak uyandırıcı şekilde işleyen yazar, okuru araştırmaya ve öğrenmeye teşvik ediyor. Çocuklarla ebeveynlerinin birlikte okumaktan büyük zevk alacağı bu roman, okumaktan sıkılanları bile edebiyata yakınlaştıracak nitelikte.Özel dedektif Pippo Merlo, amcasından ona kalan büroda başarılı işlere imza atıp şöhreti yakalama düşleri kurar. O günlerde şehirde, müzikte insanları sersemleten bir soyguncu çetesi iş başındadır. Bol kazançlı bir kayıp arama işi de kapısını çalınca dedektif, iki arada kalır. Üstelik, yakaladığı her ipucunda, her heyecanda, aniden uyuyakalmaktadır. Bu komik dedektif, ilginç hastalığını yenip olayları çözebilecek midir?..Silvia Roncaglia, İtalya'nın kuzeyinde Modena'da doğdu. Uzun yıllar ilkokul öğretmenliği, çocuk dergilerinde yayın yönetmenliği ve editörlük yaptı. Mizah romanlarından şiire, farklı yazın türlerinde kırktan fazla eseri bulunan Roncaglia, hem çocuklara hem gençlere yazıyor. Il signore delle farfalle (Kelebeklerin Efendisi, 1999) isimli resimli öyküsü ve Les Bidons (Kutular, 2011) adlı çocuk romanı en sevilen kitapları arasında. Roncaglia, mektuplardan oluşan Caro Johnny Depp ( Sevgili Johnny Depp, 2005) isimli gençlik romanıyla 2006'da, İtalya'nın en prestijli ödüllerinden Bancarellino Ödülü'ne değer görüldü. Okullarda, kütüphanelerde çocuklarla ve gençlerle yaratıcı okuma etkinlikleri yapıyor; tiyatro oyunları da yazıyor. "Lumpi Lumpi Arkadaşım Ejderha" dizisi de Türkçe'ye çevrilen Silvia Roncaglia, Modena şehri yakınlarındaki Maranello'da yaşıyor.Foucault'yu Sayıklamak / Patricia DunckerTürkçesi: Murat ÖzbankOkurla yazar arasında, tutku dolu bir yolculuk...Hep birlikte bekledik. Ellerim, Paul Michel'le görüşmemin engellenebileceği korkusuyla terden sırılsıklam olmuştu. Durgun, esintisiz havada ve yapay ışık altında oturup lekeli spor ayakkabılarımı izleyerek, kendimi sefaletin kollarına bıraktım. Sonra bir mucize oldu. Bir el usulca omzuma dokundu. Başımı kaldırdım ve Paul Michel'in bana hınzırca sırıttığını gördüm; dünkü bembeyaz önlüklü hemşire de hemen arkasında duruyordu. 1997 Dillons İlk Roman Ödülü1997 McKitterick ÖdülüHer şey bir doktora teziyle başladı. Öğrencinin, Fransız yazar Paul Michel üzerine hazırladığı tez, alelade bir akademik çalışmadan farksızdı. Cambridge Üniversite Kütüphanesi'nin tozlu rafları, profesörlerin bıkkın bakışları, metinlerin alışıldık incelemelerinden örülü bir yolda, anlamlar ve çağrışımlar arasında ilerliyordu. Şikayeti de yoktu, heyecanı da.Oysa, birileri bu heyecanı fazlasıyla duyuyordu. Öğrenci, satırların ardındaki kişiye dokunmak üzere olduğunun ve benzerini tatmadığı duygulara doğru sürüklendiğinin farkında değildi...İngiliz yazar Patricia Duncker, metinle çıkılan özgün yolculuğun ve okurla yazar arasındaki saklı tutkunun izini sürdüğü ödüllü romanıyla ilk kez Türkçe'de.1951'de Jamaika'da doğan Patricia Duncker, Cambridge'deki Newman College'da İngiliz dili ve edebiyatı okudu. Oxford'daki St Hugh's Collge'da İngiliz ve Alman Romantizmi üzerine doktorasını tamamladı. Hayatının önemli bir kısmını yolculuklara ayıran yazar, yılın belli zamanlarında Almanya'da ve Fransa'da dersler veriyor. 2007'den beri yaşadığı Manchester'da Romantik Dönem, Victoria Dönemi ve çağdaş İngiliz edebiyatı üzerine dersler vermeyi sürdürüyor. İlk romanı Foucault'yu Sayıklamak'la (Hallucinating Foucault, 1996) hem Dillons İlk Roman Ödülü'nü ve McKitterick Ödülü'nü kazandı, hem de başka ödüllere aday gösterildi. Çok sayıda roman kaleme aldı. Sisters And Strangers: An Introduction to Contemporary Feminist Fiction (Kız Kardeşler ve Yabancılar: Çağdaş Feminist Edebiyata Giriş, 1992) ile yazarlık ve edebiyat üzerine yazılarının yer aldığı Writing on the Wall (Duvara Yazmak, 2002) adlı incelemeleri de bulunan, edebiyat üzerine pek çok deneme ve makale yayımlayan Duncker, akademisyenliğin yanı sıra editörlük de yapıyor.Kitabın Adı / Necati TosunerEditör: Mine SoysalNecati Tosuner'in yeni romanı yine çocuklar için!Limonata tadında bir yaz geliyor balkona!Keleş Osman, Arda'nın Derdi Ne?, Dur BakalımPetek adlı romanları ve öykü kitabı Dayım Balon Olmuş...ile çocuk edebiyatına eşsiz zenginlikte bir koleksiyon armağan eden Necati Tosuner yine çocuklar için yazdı. Roman, gençliğe adım atan bir çocuğun iç dünyasını yansıtıyor. Mahalle yaşamında çocuk olma duygusunu, büyümenin zorluklarını, aile ilişkilerini, arkadaşlıkları büyük bir yoğunlukla ve zarafetle anlatıyor. Yazar, yalın bir öykü içinde devasa bir dünya yaratarak ve çocuk hayatını etkileyen onlarca temayı kucaklayarak, dil ustalığını bir kez daha gösteriyor. Okurunu, dilin lezzetine teslim olmaya davet eden roman, çocukların edebiyatta bir başlarına çıktıkları keşif yolculuklarında onlara yoldaşlık etmenin yanı sıra sınıf içi okumalar için de birebir.Caner, zihni daldan dala atlayan, bir kelimeden koca bir dünya yaratabilen bir çocuktur. Dedesinin ve anne babasının başrolde olduğu çocukluk anılarına düşkün Caner, okul servisinde Ece'yle tanışır.  Küçük atışmalar, sohbetler, zamanla onları etkileyen bir paylaşıma dönüşür. Bu arkadaşlık, Caner'in dünyasını daha da genişletecek ve sözcüklerle dünyayı renklendirecektir.Necati Tosuner, 1944'te Ankara'da doğdu. Bir süre Almanya'da yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönerek Derinlik Yayınları'nı kurdu ve yönetti. 1983'ten sonra reklam şirketlerinde metin yazarı olarak çalıştı. "İki Gün" adlı öyküsüyle 1971 TRT Öykü Başarı Ödülü'nü, "Armağan" adlı öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, Güneş Giderken adlı eseriyle 1999 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, Elde Kitap adlı eseriyle 2006 Ömer Asım Aksoy Deneme Ödülü'nü Kasırga'nın Gözü adlı romanıyla 2008 Atilla İlhan Ödülü'nü, son olarak Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı adlı kitabıyla 2014 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü'nü kazandı. Çocuklar için iki kitap halinde yazdığı "Keleş Osman'ın Maceraları" (1977) Günışığı Kitaplığı'nın "Köprü Kitaplar" koleksiyonunda Keleş Osman adıyla tek kitapta toplandı. 2011 Türkan Saylan Sanat ve Bilim Ödülleri Sanat Dalı Jüri Özel Ödülü'ne değer görülen Arda'nın Derdi Ne?'nin ve Dur Bakalım Petek adlı çocuk romanlarının ardından, ilk kez 1977'de okurla buluşan çocuk öyküleri Dayım Balon Olmuş... Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlandı. Çocuklar için son olarak Kitabın Adı (2015) romanını kaleme alan Tosuner, her yaş için yazmayı sürdürüyor. İstanbul'da yaşayan yazar, şiirsel bir yalınlık içindeki kusursuz Türkçe kullanımıyla kısa öykü türünün ustalarından sayılmaktadır.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Kitap Kurtlarına Hediye Önerileri -1-

Bloglarda kitap kurtlarına hediye önerileri yazıları görünce benim hemen ilgimi çekiyor ve paylaşımları dikkatle okuyorum (Tabii burada genelde "kitap" harici hediyelerden bahsediyorum;) ). Böyle yazıları sevdiğimden ben de ara ara beğendiğim bazı ürünleri paylaşayım dedim ve bu ilk yazımda seçtiklerim nelermiş bakalım ^o^

1. FUNKO (POP) Figürler:

Instagram'da kitap bloggerlarını takip ediyorsanız bu figürlerin epey popüler olduğunu görebilirsiniz. Açıkçası ben debayılıyorum bu figürlere; hem dizi karakterlerine hem de kitap karakterlerine ilgim ayrı. O kadar çok beğendiğim seçenek var ki, hepsini istiyorum! ^o^ İşte benim birkaç favorim:

2. Kitap Ayracı:

Kitap ayraçlarına hangimiz bayılmıyoruz ki =) Şöyle güzel bir kitap ayracına kimse hayır demez eminim. Benim son zamanlarda favorim Legami markasının ayraçları sevgili Mürekkep Faresi'nin hediyesi olan ayracıma bayılıyorum; üzerinde bulunan lastikle kitabın içinden düşmemesi bir harika!

Bu benimki;)

Aşağıdakiler de D&R'dan beğendiklerim:

3. Film / DVD:

Biraz klasik olacak belki ama kitap kurtları genelde uyarlama filmleri izlemeyi severler. Tabii bu demek değildir ki uyarlamayı beğenecekler! Kitaplar her zaman bir adım önde olur değil mi? =))

Şimdilik tavsiyelerim bu kadar ama bu yazı dizisine dönüşsün arada bol bol yazayım istiyorum; benim için de bir alışveriş listesi gibi eğlenceli oluyor =P

Sevgiler,

8 Haziran 2015 Pazartesi

Mayıs Favorilerim

Sizi bilmem ama ben bu "favorilerim" yazılarını çok seviyorum; birçok blogger ya da Youtube'da vloggerlar aylık favori yazıları yazıyor ya da videoları paylaşıyorlar ve benim de çok severek takip ettiğim kişiler var. Dedim ki ben niye böyle birşey yapmayayım? Epeydir de aklımdaydı tabii ki blogumun da konseptine uygun olarak bugün böyle aylık bir yazı yazmaya başlayayım istedim ^o^ Umarım devamını getirebilirim ve umarım sizin de hoşunuza gider ^o^Şimdi bakalım Mayıs ayı favorilerim nelermiş ;)Favori Kitabım:Kesinlikle Y: The Last Man! Okuduğum en harika çizgi romanlardan biri olabilir. Post-apocalyptic yani kıyamet sonrası bir dönemi anlatan bu bilim kurguda gizemli bir hastalıkla dünya üzerindeki bütün erkekler ölür ancak Yorick ve erkek maymunu hariç =) Onların hem eğlenceli hem de heyecan dolu serüveni böyle bir disütopyada sosyal, kültürel ve varoluşsal sorunları da irdeleyerek ilerliyor.Ben şu an Vol. 8'deyim ve artık bitmesin diye yavaş yavaş okumaya başladım ama bir yandan da sonunda ne olacak çok merak ediyorum =)Bu türü ve çizgi roman okumayı seviyorsanız, kesinikle tavsiye ederim.Ben İngilizce okuyorum ama Türkçesi de mevcut (yalnız bütün sayıları çevrildi mi bilmiyorum).Favori Kalemim:Tabii ki yeni dolma kalemim ^o^ Kaweco Ice Sport Pembe tam anlamıyla en gözde kalemlerimden biri oldu.O kadar yumuşak, rahat bir yazımı var ki dolma kalem sevgimi artırdı; sayesinde başka dolma kalemler de almak istiyorum ^o^ Üstelik çok tatlı bir dizaynı var; zaten Kaweco dolma kalemlerin dizaynını seviyordum, hepsi birbirinden güzel ama bu tam benlik ^o^Bu sabah yeni bir modelini daha gördüm, tam bir şeker pembesi; o da aklımda ^o^Favori Ayracım:Zaman zaman Pinterest'te sevdiğim resimleri kaydediyorum ve sonra onların fotoğraf kağıdına çıktısını alıp kitap ayracı yapıyorum.Bu ayraçları da aynen o şekilde yaptım ve bu ayki favorilerim bunlar oldu.Soldakini çok sevdiğim unicornlarla ilgili çizimler ararken bulmuştum, çok da sevimli oldu ^o^Sağ üstteki karikatürlerini çok sevdiğim Pusheen The Cat ve alttaki de Gorjuss kızlarından The Dreamer ^o^Favori Defterim:Dolma kalemle yazmaya başlayınca kağıt kalitesinin ne kadar önemli olduğunu anladım ^-^ Evdeki defterlerden hem sevimli olup hem de ihtiyacımı karşılayacak en tatlı defterim Clairefontaine'in bu "masal" temalı defteri oldu.Bu defterde dolma kalem pürüzsüz bir şekilde kayıyor ve yazma keyfini artırıyor.Clairefontaine defterlerinin diğer çeşitlerini de denemek istiyorum.Favori Dizi & Film:Benim için en önemli maddelerden biri bu aslında ama dönem sonuna yaklaşırken iş güç epey yorucu ve stresli olunca pek yeni birşey izledim sayılmaz. Devam eden sezon sonu yapan dizilerimi izledim ve film adına çok önemli birşey izlemedim arada TV'dekilere baktım o kadar. Umarım bu yaz aylarında daha çok vakit ayırabilirim film ve dizilere ^-^Siz de Mayıs favorilerinizi yorumlarda bırakabilirsiniz ^o^Sevgiler!

5 Haziran 2015 Cuma

Yeni Dolma Kalemim: Kaweco Ice Sport Pembe

Çok istediğim bir dolma kalemi sürpriz bir şekilde sevgili Mürekkep Faresi'nin çekilişinden kazanınca nasıl mutlu olduğumu anlatamam ^o^

Dolma kalemler konusunda pek bilgi sahibi değilim, ama son yıllarda çok sevdiğim bazı Türk ve Yabancı bloggerların dolma kalemler hakkında yazılarını bloglarından sıkı bir şekilde takip ediyorum ve bayılıyorum. Aslında birazda bu bloggerlar sayesinde dolma kalemlere olan sevgim arttı.

Zamanla yazıları okudukça ben de kendi çapımda bazı fikirlere sahip oldum pek tabii; alırsam hangi markaları, modelleri, mürekkepleri, renkleri tercih ederim diye. Ben pek koleksiyoner olamam bu açıdan =) ama almak istediklerim, kullanayım dediklerim var pek tabii.

Bunlardan biri de Kaweco markasıydı; genelde küçük boyutlu kalemlere özel bir ilgim olmasa da bu markaya bayılıyorum! Kalemlerinin hemen hepsi hoşuma gidiyor ama özellikle bu model/renk daha çok hoşuma gidiyordu ve şimdi elimde olması beni daha da mutlu ediyor ^-^

En hoşuma giden şeylerden biri de dolma kalemle yazmanın bu kadar farklı bir güzellikte olacağını daha önce düşünmemiş olmam. Hatta yazdıkça daha da keyifli geliyor insana ^o^ Yanımdan ayırmıyorum artık bu kalemimi, bol bol kullanmaya çalışıyorum ;)

Kaweco dışında en beğendiğim markalardan biri de daha önce bahsetmiş olduğum üzere Lamy. Rengarenk, güzel tasarımıyla birçok kişinin tercih ettiği bir marka ki ben de bayılıyorum =) Pembe ve Vista arasında gidip geliyorum ama birini alırsam diğerinin de versatil modelini alacağım sanırım. Bakalım ne zaman ;)

26 Mayıs 2015 Salı

Celladına Aşık Olmak / İlkim Öz

Hayatımda fark yaratan kadınlardan İlkim Öz...Onun sayesinde hayata daha farklı bakabilmeyi öğrendim.En son kitabı Celladına Aşık Olmak'ı, Ankara Kitap Fuarı'ndan almış, hem de kendisine imzalatmıştım. Ama hemen okuyup bitirmemek için bir süre kütüphanemde sakladım! Evet benim böyle garip huylarım vardır. Çok sevdiğim yazarların merakla beklediğim kitaplarını alınca hemen bir çırpıda bitmesin diye okumam. Önce bir müddet kütüphanemde dinlendiririm :)Celladına Aşık Olmak bir gecede okuyup bitireceğiniz ama etkisinden uzun süre çıkamayacağınız bir kitap. Birbirinden farklı birçok kadının hikayelerini okuyacak, okurken hayretler içinde kalacaksınız. Ben açıkçası böyle hikayeleri duyunca kendi hayatımdan zaman zaman şikayet ettiğim için pişmanlık duyuyorum. Gerçekten çok zor şeyler yaşayan, hayatı altüst olan, buna rağmen o illetten kurtulamayan, hayatından çıkarıp atamayan kadınlar var. Bu kitabında da bu kadınları anlatıyor İlkim Öz. Tabii ki her kadının, her annenin ve bence en önemlisi her erkeğin okuması gereken bir kitap.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Yoksa siz de mi celladınıza aşıksınız?Ülkemizde Psikoterapi Öykülerinin öncüsü olan İlkim Öz, bu kitabında 'celladına aşık olan kadınları' kaleme alıyor. Gerçek yaşam öykülerinden oluşan terapi öykülerini okurken, insanın en temel ihtiyacı olan sevme-sevilme duygusundaki eksiklerin, kişiyi ne büyük çıkmazlara götürdüğüne şahit olacaksınız. Celladına Aşık Olmak'ta yer alan psikoterapi öykülerinde, yaygın bir sendroma, Stokholm Sendromu'na ışık tutan ünlü psikolog/yazar İlkim Öz'ün bu kitabı da diğerleri gibi pek çok kadına ışık tutacaktır.'Ruhum işkencede olduğu halde neden ayrılamıyorum?' diyorsanız bu kitabı tereddütsüz okumalısınız."

evlerin ışıkları bir bir yanarken

 

“İnsanın çocukluğunda bir an bir kapı açılır ve o sırada içeri gelecek sızar,” diyor Graham Greene. Ben bu sözü düşünürken aklıma sadece günbatımları geliyor, kayıtsız kalamadığım günbatımları, hayatın o sıradan mucizesi, hani biraz incedir sızısı.

Çocuğum o zaman, ekmek almaya gidiyorum. O sıralarda bilmiyorum akşam vakitlerinde çöken iç sıkıntısı nedir, ben bir tek arka arkaya banyoya girilen, önlük ütülenen Pazar günlerinin sıkıntısını biliyorum. Gün boyu insanı ikna etmeyen bir “tatil neşesi”nin televizyonda yankılanan sesini, odaya yayılan ütü buharını biliyorum. Kimi günlerin kırışığının hiçbir ütüyle açılmadığını, çayın çoğu zaman can sıkıntısını savuşturmak için demlendiğini bilmiyorum daha. Akşam vakitlerinde üst üste üst üste örtülen perdelerin sıkıntısını biliyorum ama. Ah o perdeler. Geceyi evin içine hapseden, dışarıyla içerinin arasına kalın bir çizgi çeken perdeler. Geceyi yine florasan lambaların cızırtısına, çekyatların, formikaların, portatif eşyaların insafına teslim edeceğiz, belli. Kenar süsleri defterlerde uzayacak alabildiğine.

Ama ekmek almaya gidiyorum şimdi, dışarıda insanı ürperten güzel bir ıssızlık. Portakal ağaçlarının yanından yürüyorum, gökyüzünün değişen renklerini görüyorum. Günbatımını seyrediyorum. Birden yaşadığım kasabanın dışına çıkıyorum sanki. Yağ tenekelerine dikilen küpeçiçeklerinin, ev terliklerinin, komşu terliklerinin, misafir terliklerinin dışına çıkıyorum. Hayatın müsveddesini yaşıyormuşuz gibi örtülerle saklanan misafir odalarından uzaklaşıyorum.  Gökyüzü çocukluk gibi, şair haklı, hiçbir yere gitmiyor, orada duruyor ve ben biliyorumZeze, Nemedik ve niceleri de bu gökyüzünün altında bir yerlerde. Dünyanın renkleri değişirken, erken çöken akşamlarda, o toprak yolda sanki birden hayatımın içine başka bir hayat sığdırıyorum. Kömür kokusunu, kış ayazını adımlarken kasabanın sınırlarını aşıyorum, bakkala değil de arzın merkezine gidiyorum sanırım. Gökyüzü böyleyken bir mucizeye tanık olmam an meselesi!  

Bu kasabanın akşamları hep hüzünlü oluyor. Yaz geceleri bile. Biraz kimsesizlik var üzerinde ama o kimsesizliğinin farkında değil, belki de bu yüzden bu kadar seviyorum. Üzerinde çıplak lambaların sallandığı karpuz sergileri, gece gezintilerine çıkılan, kendini eğlenceli olduğuna inandırmak için renkli florasanlarla aydınlatılan parklar. Oturup vazife gibi çekirdek çitlenen banklar ki taşrada bir ömre ne çok çekirdek sığar, çekirdek ne çok gönlü oyalar! Yol üstünde lokantalar, plastik masa sandalyeler, muşamba örtüler, bardaklarda ayran kalıntısı, uçuşan sinekler. Paris Düğün Salonu’ndan gelen neşeli sesler. Paris. Düğün. Salonu. Pascal, senin sokaklarında kırmızı balonunla koşuşturduğun şehre benzemez bizim Parisimiz. Hem düğün hem salonu…

Ama bu renklerin uçuştuğu gökyüzü altında sıradan bir şey olamaz. Güneşlikler, tüller, güpürlü danteller çok geride kaldı. Ekmek almaya değil, uzaklarda bir yere gidiyorum ben, toprak yolda, önüm arkam sağım solum sobe. Bir şeylerin olması an meselesi. Gökyüzü böyle olmazdı yoksa. Bu alacakaranlık çok fena. Yetiş Küçük Prens, bu hallerden sen anlarsın!

Ekmek almaya gidiyorum. Güneş batıyor. Belki de mucize, her gün aynı kararlılıkla, çok eskilerden kalma bir alışkanlıkla batması güneşin, bıkmadan yorulmadan. Yoksa taşra, çekirdeklerin, terliklerin, perdelerin, iç çekmelerin, “Allah büyük” demelerin yeri, uzak ihtimallerin meskeni.

“Kimse çıkamaz çocukluğundan dışarı” diyor Dağlarca. “Bundandır sevmemiz kiraz ağaçlarını.” Biliyorum ki benim bundandır sevmem günbatımlarını ve biraz da olsa kabullenebilmem sıradanlığımı; insan ömrünün taşradakine benzer sınırlarını. O halde taşrada büyüyenlere ve bakkaldan dönerken ekmeğin ucunu koparanlara gelsin bu yazı. Bir de küçükken (ve hȃlȃ) bir mucize bekleyenlere. Belki buluşturmuştur bizi bir günbatımı. 

22 Mayıs 2015 Cuma

İlk Aşk - John Green

İlk Aşk John Green'i tanımak için konusuna bakarak aldığım bir kitaptı. Yoğunluktan biraz elimde süründü ama dün gece bitirdiğimde iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu yani çok beğendim.Instagram'da bu kitabı okuduğumu ilk paylaşığımda çoğunlukla olumsuz yorumlar aldım, hatta sonraki paylaşımlarımda da devam etti bu. Kimi yorumlar tanıdığım kişiler tarafından geldi ki ne derlerse desinler yorumlarını görmek mutlu ediyor beni ama tanımadığım bir çoğunluk var ki genelde hem olumsuz hem de hoş olmayan bir eleştirel yaklaşımda bulundular. Daha kitabı elime alır almaz benim hevesimi kaçırmaya çalışır derecede yorum yapılması çok hoş değildi açıkçası. Neyse ben kitabı neden beğendiğimi açıklayayım size. Kitap üstün zekalı bir çocuğun bir kez daha terkedilmesiyle sonuçlanan aşk hayatının onu nereye götürdüğünü esprili ve bolca matematiksel bir dille anlatıyor. Matematiksel kısımları yorucu ya da anlaşılmaz gelebilir ama genel olarak Colin ve yakın arkadaşının diyalogları, hayatlarını değiştiren dönüm noktaları ve bu gençlerin geleceğini belirleryen deneyimleri okurken bana keyif verdi. Öyle ki çoğu zaman kahkahalar attım Colin ve Hasan'ın diyaloglarına. Kısacası John Green'in dilini ve yarattığı karakterleri sevdim, diğer kitaplarını da eğer ilgimi çekecek konulara sahipse okumak isterim.Kitap genç yetişkin türünde belki de bu nedenle yalın ve sürükleyici anlatım diliyle daha çok gençlere hitap ettiği düşünülüyor. Ancak dünya üzerinde bu türü severek okuyanlar yalnızca gençler değil ki zaten ben hiçbir kitabın belli bir yaş aralığına hitap ettiğine inanmıyorum bir edebiyatçı ve 31 yaşında bir kişi olarak. Çocuk kitaplarını hala severek okumuyor muyuz? Okumaktan keyif aldıktan sürece dilediğimiz kitabı okumakta özgürüz =)Eğer konusu ilginizi çekerse pek tabii tavsiye ederim okumanızı.Sevgiler.

19 Mayıs 2015 Salı

toprağın tuzu: dünyayı yeniden yazmak

Son zamanlarda izlediğim en etkileyici belgeseldi Toprağın Tuzu. Film, Amazon’un ağzındaki Serra Pelado altın madeninde, uzaktan birer karınca gibi görünen, çamurlara bulanmış yüzlerce insanın Sebastião  Salgado tarafından çekilmiş siyah beyaz fotoğraflarıyla açılıyor. Her meslekten, her profilden insanın bulunduğu bu mahşeri ortam,  gerçeküstü bir atmosfer gibi görünse de herkes o fotoğraflarda biraz kendi insanlığına bakabilir. “Köle gibi görünüyorlar ama değiller, sadece zengin olma fikrinin kölesi onlar,” der Salgado.

Toprağın Tuzu, fotoğraflarıyla insanlık hallerini ve yaşadığımız gezegeni bize hatırlatan bir adamın zihninde dolaşan bir belgesel. Bir fotoğrafçı nedir ki? “Dünyayı ışık ve gölgeyle yazan, yeniden yazan kişidir,” der filmin başında Wim Wenders.

Sebastião  Salgado, Brezilya’da bir çiftlikte dünyaya gelir. O sıralarda bir fotoğrafçı olmayı düşünmese de çocuklukta babasıyla gittiği bir yer vardır, orada dağların ardına bakıp merak eder, her dağın ötesinde bir hikâye, görülecek bir şey vardır, der ve hayatının geri kalanında o gittiği ovadaki ışığı unutmaz, çocukluğu onu bir biçimde dünyanın her yerinde takip eder. Ne tuhaf işte, çocuklukta bir kapı açılırmış ve oradan gelecek süzülürmüş içeriye. Graham Greene demiş bunu. Bu ışık da böyle anlardan biri olsa gerek fotoğrafçı için. Yurttaş Kane için çocukluktaki kızak neyse Salgado için de bu ışık oydu belki.  

Salgado askeri rejim yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kalır, Paris’e yerleşir. Karısının mimarlık öğrenimi için aldığı fotoğraf makinesiyle gitgide daha çok ilgilenir. Öyle ki Dünya Ekonomi Bankası’nda bir ekonomist olarak çalışmayı bırakır ve kendini makinasıyla birlikte Afrika’nın derinliklerine atar. Salgado’nun bir fotoğrafçı olma yolundaki serüveni de böylece başlar.

Ondan sonra dünyanın türlü hallerine tanıklık edecek fotoğraf projeleri geliştirir. Katliamlar, kuraklık, açlık yüzünden göç etmek zorunda kalan insanları (Exodus); savaş mağdurlarını; el emeğiyle iş üreten işçileri (Workers), fotoğraflar. Bütün dünyanın mültei çadırlarıyla kaplanmış olduğunu düşündürtecek manzaralar görür. Aylarca Afrika’da kalır. Bosna’daki, Ruanda’daki kıyımlara tanıklık eder, o insanların yanında bütün çekilen acıları fotoğraflar. İnsanların yavaş yavaş ruh sağlıklarını kaybetmelerine, delirmelerine ve yok olup gitmelerine tanık olur. Çoğu zaman makinasını bırakıp çaresizce ağlar. “Bizler insafsız hayvanlarız, tarihimiz savaş tarihi, bir delilik öyküsü.” Ruanda’dan sonra insanlığın kurtuluşuna inanmaz, buradan sonra bir hayat inşa edilebileceğine inanmaz, buna hakkı olduğuna da. Kendi deyişiyle “ruhu hastadır” artık. Fotoğrafçının umutsuzluğa düştüğü noktada seyirci de aynı umutsuzluğu hisseder. Wenders arka arkaya bu dehşet görüntülerini paylaşmaktan geri durmamıştır. Fakat bir söyleşisinde “bu filmi Ruanda’da bitiremezdim,” der, “umutlu bir şeylerin olması gerekti.”

Salgado çocukluktaki çiftliğine döner. tTropik bir ormandan geriye kıraç bir arazi kalmıştır. Burada karısı Lélia devreye girer, muazzam bir ağaçlandırma projesine (Instituto Terra) ön ayak olur. Bu proje hem o topraklara hem de Salgado’ya hayat verir. O çorak arazi tekrar tropikal bir evrene dönüşür. Bu arada yeryüzünde insan eli değmemiş toprakları fotoğraflamak üzere Genesis isimli projesine başlar. Modern hayatın sızamadığı kabileleri ziyaret eder, Amazon’un derinliklerindeki anaerkil Zo’e’leri, Sibirya’da soğuktan çizmeleriyle uyuyan Nenetleri, Ob nehri’ni ve dünyanın kıyısını keşfe çıkar. “Yeryüzüne bir aşk mektubu” olan bu projeyle gezegenin daha iyimser bir çehresiyle karşılaşır. Brezilya’daki çiftliğe döndüğünde artık ağaçların arasındadır.

“Ağaç herkesin evidir. 400-500 yıl yaşayacaklar. Ne müthiş bir güç ama! 400 yılda gökyüzüne yükselecekler. Belki sonsuzluk ölçülebilir bir şeydir,” der Salgado filmin sonunda.

Toprağın Tuzu, fotoğrafçının siyah beyaz fotoğraflarıyla, aile hayatına dair hikâyelerle ve Wenders’le ve oğluyla birlikte kutuplara ve Papua Yeni Gine’ye yaptığı gezilerle ilerler. Wenders, Salgado’yu karanlık bir odada, siyah fon önünde çeker, onun rahat olmasını istediğini ve onun alışkın olduğu karanlık odada karar kıldığını söyler bir söyleşisinde. Bu gerçekten işe yaramış gibidir, kimi çevrelerce fotoğrafları “fazla güzel” bulunduğu için eleştirilen Salgado’nun samimiyetini bize hissettirir. Wenders’in filmin başında da dediği gibi insanları, insanlığı önemseyen biridir o, yaşamı sırasında bir değer yaratmayı başarmış kişilerdendir -ne zor ve ne güzel bir şey bu- ve film sırf bu ilham için bile izlenir.*Yazı daha önce Paralel Sinema'da yayınlandı. Tembel blogger :)

Kitap Tanıtımı: BENİM UZAK YILDIZIM - Amie Kaufman & Meagan Spooner

GO! Kitap'ı nasıl sevdiğimi size daha önce de yazmıştım; harika genç-yetişkin (young-adult) kitaplarını dilimize çeviriyorlar. Ben yayınevini keşfettiğimden beri büyük bir mutluluk ve heyecanla takip ediyorum yayımladıkları kitapları ve Benim Uzak Yıldızım da kargoda bana doğru geliyorken sizlerle de heyecanımı paylaşayım istedim.Aşağıdaki tanıtım yazısından kitabın konusu hakkında bilgi edinebilirsiniz. Yalnız kitabın kapağı ne kadar muhteşem, değil mi? ^o^O GECENİN, DEVASA UZAY GEMİSİ İKARUS'TAKİ DİĞER GECELERDEN HİÇBİR FARKI YOKTUR. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver’ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac’ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…(Tanıtım Bülteninden.)

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Son Zamanlarda: Kitaplarım, Kalemlerim ve Ben

Merhaba!Uzun aralar vererek yazmaktan nefret ediyorum ama mecburen öyle oluyor =) Hayat böyle; hem yoğun zamanlarımız hem de daha rahat olduğumuz zamanlar oluyor ama dengede olanlar daha az ne yazık ki =) Yine de bu yoğunlukta çok güzel bir alışkanlık kazandım o da çok kısa dinlenme anlarımda bile kafamı kitaplarla boşaltabilmek. Bu benim için çok önemli bir kazanç çünkü genellikle çok yoğun olduğumda stres altında oluyorum ve konsantre olmam güçleşiyor. Ama sanırım yaz aylarının gelişi, havanın güzel oluşu ve günlerin uzamasının da yarattığı pozitif etkiyle bu şekilde zihnim rahatlamaya başladı, çok mutluyum.Ama kitap bitirme konusunda o kadar mutlu değilim =) Tabii ki kısa kitap okuma molaları kitap bitirmeme yetmiyor. İlk Aşk'ı bitiremedim hala, ama araya bir çizgi romann bir de daha kısa bir kitap sokmayı başardım.Ama çok fazla olumsuz eleştiri almasına rağmen ben İlk Aşk'ı beğendim; oldukça eğlenceli bir kitap benim için. Bol bol işaretledim, altını çizdim ve keyifle okuyorum =)Ve son olarak bu yazının kırtasiye bonusu =) Son zamanlarda en severek kullandığım kalemlerim. Sırasıyla;Accessorize siyah tükenmez kalem,Zebra Sarasa Clip Blue Black 0.7,Zebra Sarasa Clip Gray 0.7,Stabilo Point 88 Gri,Stabilo Pen 68 Açık Gri,Stabilo Swano White 2B Kurşun Kalem,Scrikss Peak Dolma Kalem 0.3mm Mavi.Defter: Keskin Color Soft Pembe.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Seke Seke Uçtu Öyküler / Gürsen Özen (Günışığı Kitaplığı)

Günışığı Kitaplığı'nın nefis kitaplarına bir yenisi daha eklenmiş!

Seke Seke Uçtu Öyküler

Gürsen Özen

Editör: Müren Beykan

Resimleyen: Mustafa Delioğlu

Birbirinden renkli 15 öykü, Gürsen Özen'in ilk kitabında...

Havada çocuk sesi var!

Çocuk dünyasının umutlarını, özlemlerini, kırgınlıklarını dillendiren Gürsen Özen'in ilk öykü kitabı, gündelik yaşamdan muzip ve neşeli ayrıntılarla dolu. Her yaştan okurun keyif alacağı 15 öykü, arkadaşlığın, oyunun, aile ilişkilerinin, komşuluğun ve okul günlerinin renkli anılarını sunuyor. Uzun yıllar öğretmenlik yapan yazarın, Türkiye'nin farklı bölgelerinden insanlara ilişkin ayrıntıları ele alışı, gülümseten deyişleri, akıcı edebiyat dili dikkati çekiyor. Çocuğun yakın çevresine bakışının, öğretmenleriyle ve ebeveynleriyle kurduğu ilişkinin ön planda tutulduğu renkli öyküler, okuru düşünmeye, hayal kurmaya, kendi öykülerini yaratmaya davet ediyor. Çocukluğun bin bir halini anlatan bu kitapta, mahalleden geçen baloncunun yarattığı heyecan, kamp çadırında uyumanın verdiği tedirginlik, fen deneyinde yıldızları yakalamanın coşkusu gibi onlarca duygu, okuruyla buluşmayı bekliyor. Her öyküde yaşamı yücelten bir umut yeşeriyor.

Kitapta yer alan 15 öykü: Okyanusta Deniz'i Özlemek; Tavşan Çetesi; Çeyrek Altın Günü; Issız ve Işıksız; Güller Yağdı, Kuşlar Uçtu; Delikli Beyaz Peynir; Çikolata Sesli Kadın; Seke Seke Uçtu Sesler; Yıldız Taşıyan Çocuklar; Tüy Tüy, Kanat Kanat Pembe; Camgöbeği Mavi; Cup Diye Oyuna Düştük; Balonlar ve Köpükten Öfkeler; Güneş Konmuş Yağmurluğuma; Gugukkular.

Gürsen Özen, 1949 yılında Balıkesir, Susurluk'ta doğdu. Bolu Kız Öğretmen Okulu'ndaki eğitiminin ardından, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü'nden mezun oldu. Artvin Şavşat'ta başladığı öğretmenliği, uzun yıllar Fethiye Lisesi'nde sürdürdü; sonrasında da dershane ve özel okullarda görev yaptı. Edebiyat öğretmenliğini sosyal çalışmalarla destekleyen Özen, gençlerle ve çocuklarla ilgili sosyal ve kültürel projelere emek verdi. Uzun yürüyüşleri ve otobüs yolculuklarını seven yazar çocukluğun farklı hallerini Seke Seke Uçtu Öyküler (2015) adlı ilk kitabında öyküleştirdi. Çocukların zengin ve pırıltılı dünyasından ödünç aldığı izlenimleri bu kitapla onlara armağan etmek isteyen Özen, eşiyle birlikte Fethiye'de yaşıyor; iki çocuğu var.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Hamburgere Dönüşen Anne / Fatih Erdoğan (Mavibulut Yayıncılık)

Mavibulut'un kitaplarına bayıldığımı söylemiş miydim?Peki, Fatih Erdoğan'a bayıldığımı?Zaten bu ikisi birbirine bağlı :)Hamburgere Dönüşen Anne, Fatih Erdoğan'ın yeni kitaplarından. Yine çok güzel yazmış.Evin annesi Güler Hanım, bir gün aniden hamburgere dönüşüyor ve ailenin diğer üyeleri ne yapacaklarını şaşırıyor. Hele de komşuları Ayten Hanım gelip Güler Hanım'ı sorunca, işler iyice çıkmaza giriyor!Kitap çok neşeli, okurken yüzünüzdeki gülümseme silinmiyor. Çocuklarınız için alırsanız, dayanamayıp sizin de okuyacağınıza eminim! Ha yok kendiniz için alırsanız, zaten sorun yok :)Kitabın tanıtım yazısı şöyle:"Not: Lütfen kitabı yemeyin!Evli ve iki çocuklu Güler hanım bir sabah uyandığında kendini orta boy bir hamburgere dönüşmüş olarak buldu. Bu da çok tuhaf sayılmazdı çünkü Güler hanım da orta boyluydu. O nedenle kocası Hasan bey ve oğulları Ege ile Emre de bu duruma çok şaşırmadılar. Ama anneleri bir hamburgere dönüştüyse o sabah kahvaltıyı kim hazırlayacaktı? Peki ya kim çay koyacaktı? En iyisi kahvaltıyı börekçide yapmaktı...Evet evet, en mantıklısı buydu. Annelerini yiyecek halleri yoktu ya!Dünyadaki işleri çoğunun kadın emeğiyle yapıldığı ama tabiri caizse "kaymağını" erkeklerin yediği hepimizin malumudur. Ya da belki de değildir... Gerçekten de hepimiz bu durumu o kadar kanıksamışızdır ki etrafımızda kendi kendine yoluna giren birçok sorunun arkasındaki ince dokunuşun farkına bile varmayız. Taa ki onu kaybedene dek!Bu kitapta da kahramanımız Güler Hanım'ın yemekleri yerine hamburger istediklerini söyleyen eşi ve çocukları ertesi gün Güler Hanım'ı bir hamburgere dönüşmüş olarak bulurlar! Fatih Erdoğan, kendi gülmeden güldüren esprileri ve bunları anlatırken takındığı 'ciddi' tonuyla daha ilk sayfadan itibaren bize kahkahalar attırmakla kalmıyor, üst üste dizdiği acayiplikler silsilesiyle aslında hepimizin her gün aşina olduğu, fazlasıyla 'gerçek' ve bir o kadar da lezzetli bir hikaye ortaya çıkarıyor."

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Ne Okuyorum?: İlk Aşk - John Green

Yetenek bittikten sonra fantastik edebiyata biraz ara verip ne zamandır merak ettiğim yazarlar listesinden John Green'in İlk Aşk isimli çağdaş / modern yazın türündeki romanını okumaya karar verdim. Yazarın neden bu kitabı derseniz, popüler kitabı Aynı Yıldızın Altında bana göre fazla duygusal & hüzünlü olduğundan diğer kitapları içersinde de konusu ilginç ve eğlenceli gözüken bu olmasından ötürü kitap fuarından bu kitabını almıştım. Genç yetişkin edebiyat alanında yazarın bu kadar popüler oluşu ilgimi uzun zamandır çekiyordu ama ancak fuar zamanı karar verip alabildim.

Ancak Instagram'da kitabı okumaya başladığımı söyleyerek bu fotoğrafı paylaştığımda ise çok fazla negatif yorum geldi. Kimisi kitabı yarım bıraktığını, kimisi sevmediğini, kimisi de etrafta çok fazla negatif yorum dolaştığını belirtti. Açıkçası ben fotoğrafı paylaşır paylaşmaz -- yeni kitaba büyük bir heves ve mutlulukla başlıyorken -- bu kadar olumsuz yorum yapılması ya da sonra kitabı paylaştığım her karede bu tip yorumların devam ediyor olması pek hoşuma gitmedi. Genelde tanıdığım, severek takip ettiğim kişilerin yorumları beni etkilemiyor ama çok keskin, sert yorumlar yapanlar olunca bu benim hevesimi kaçırıyor. Ben kişilerin yorumlarına genellikle o kitabı okuduysam bakıyorum; çünkü ne hevesim kaçsın istiyorum ne de spoiler / ipucu öğrenmek istiyorum. Biraz titizim bu konularda anlayacağınız =) Neyse bütün olumsuz yorumlara rağmen ister iyi, ister kötü olsun bir kitabı okuyup, kendim karar vermeyi sevdiğimden başladım İlk Aşk'ı okumaya.

Şu an 70. sayfadayım ve şimdilik benim açımdan pek sıkıcı bir tarafı yok; hatta ilgi çekici diyebilirim çünkü Colin ilginç bir karakter =) Yalnız 70. sayfada  olmama rağmen hala hikayenin başındayım bundan sonrası nasıl gider bilemiyorum ;) Okuduktan sonra bakalım yorumum ne olacak ;)

Sevgiler,

1 Mayıs 2015 Cuma

Hayat Yayınları Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!

Hayat Yayınları, "Aşkla Dokun Hayata" serisi kitapları ile okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor.Hayat Yayınları'nın, Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata" serisinin ilk dört kitabı "Bana Aşkımızı Anlat",  "Aşk-ı Rana", "Yalnızca Rabbine Yönel" ve "Gülsima Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik iki tanesini okudum.Aşk, insanoğlunun kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var Mısınız?Aşk-ı Rana / Güney UtkunYüreğinize dokunan bir kitap okumak ister misiniz?Öyle Aşk-ı Rana' yı okuyun.Kitapta karşılıksız bir aşk, sızısı hiç azalmayan bir hasret, hastalığa yenik düşen bir genç şair, fakültede işlenen esrarengiz bir cinayet ve gizem perdesi ardındaki esrarengiz olaylar anlatılıyor.Sade anlatımı, yalın dili ve akıcı hikayesiyle bir solukta okuyacağınız bir kitap. Özellikle tatil için birebir. Eğer uzun bir seyahate çıkacaksanız, alın yanınıza Aşk-ı Rana'yı derim.Bana Aşkımızı Anlat / Zekeriya EfiloğluOkuyup bir kenara koyabileceğiniz, bitti deyip bırakabileceğiniz bir kitap değil Bana Aşkımızı Anlat. Onu hep başucunuzda muhafaza etmeli, sık sık alıp okumalı, ruhunuzu yenilemelisiniz. Öyle güzel anlatıyor ki aşkı, insan inanmak istiyor..."Her veda elveda değildir ey can; belki de bir merhabadır seni lime lime eden heyecan.Her seni terk ediyorum sözünü bir bitiş, bir tükeniş ve bir son olarak algılama. Seni terk ediyorum değil, seni dert ediyorumdur, unutma.Nihayet yangınların olacak kışa öykünür gibi ve donacaksın terlediğin akşamlarda. Kanatları kırılmış bir ikindide gideceksin, oysa yuvasına dönmemiş olacak ebabil...Aşk lafını söylemek değil safını belli etmektir, bunu böylece bil...""Aşk, sevgilinin içtimasında hep 'hazırol'da beklemektir.""Aşk acıların bedelini taksit taksit değil peşin ödemektir.""Aşk hamal olmak değil, hemhal olmaktır. Hamal olanlar aşkı bedeniyle, hemhal olanlar yüreğiyle taşır."

29 Nisan 2015 Çarşamba

Gezgin / Sevgi Saygı (ON8 Kitap)

ON8 Kitap'tan bir güzel kitap...GezginSevgi SaygıEditör: Mehmet ErkutOnun gittiği yönü hiçbir pusula gösteremezdi...Sis kalınlaştı ve ben kör oldum. Ayaklarımın altında ezilen karın gıcırtısını duyuyordum; körük gibi soluğumu, rüzgarın ıslığını...Vücudumdaki tüm kıl,tüy adına ne varsa hepsini ayaklandıran hırıltıyı... Çok yakınımdaydı. Belki az sonra nefesini ensemde duyacağım.Durdum. Beş santim ötesini görebilsem keşke. Şalı sıyırdım, elime doladım. İşe yarayacağından değil, kendimi teselli etmek için. Dönüp durmaktan ayağımın altında bir çukur oluşmuştu. Aman ne iyi! Kendi mezarımı kazıyorum.Adsız bir "gezgin" o. Yolu kesişenler, sert mizaçlı bir kadın olarak hatırlıyor onu. Ne nereden geldiğini biliyorlar, ne de nereye gittiğini. Niçin yollarda olduğu bile meçhul. Can yoldaşı motosikletiyle kilometreleri aşarken, birilerinden kaçıyor. Kendince dağıtır göründüğü adaletin tek tanığı ise, katettiği yollar. Derken, bir akşam konaklayabileceği bir yer ararken, o garip köye varıyor. Ve yalnızca bir geceliğine misafir olacağını sandığı o garip eve...Yola ilk ne zaman çıkmıştı? Neydi beklentisi? Kaçıyor muydu sadece? Arıyor muydu yoksa? Bu gizemli ve hayati yolculuktan alıkonmamak, bu sorulardan bile önemliydi...Hayalle gerçek arasına zardan bir duvar ören gizemli kurguların yazarı Sevgi Saygı'nın ilk romanı Gezgin, aynı zamanda yazarın Peri Efsa'dan sonra ON8'de yayımlanan ikinci kitabı. Saygı, bu kitabında okuru ser verip sır vermeyen bir kadının, bir "gezgin"in motosikletiyle, derin sessizliklerde, sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

28 Nisan 2015 Salı

Çekiliş sonucu

23 Nisan tarihinde yaptığım çekilişin sonucu belli oldu.Erkeklerin Kitabı'nı kazanan kişi Lord oldu. Kendisini tebrik ediyor ve iletişim bilgilerini bekliyorum.Kızların Kitabı için talep gelmediğinden, kitabı hediye edemiyorum :)Mutlu bir hafta dilerim herkese!

27 Nisan 2015 Pazartesi

23 Nisan'da çocukları sevindirmek gerek!

Herkese merhaba!23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!Bugün çocukları mutlu edelim değil mi? Herkes elinden geldiğince, ufak da olsa çocuklar için bir şey yapsa ne güzel olur...Ben tabii ki çocuklara kitap hediye edeceğim. Mavibulut Yayınları'nın harika kitaplarından hem de! Birisi kızlar, birisi de erkekler için!Kitap isteyen herkes bu yazının altına yorum yazıp hangi kitabı istediğini belirtsin yeter!Haydi çocuklar, anneler, babalar!Çocukları sevindirmek isteyen herkesi bekliyorum!Kız çocuklar için kitabımız:Kızların KitabıMeraklı ve Becerikli Kızlar İçin Elkitabı Yazarlar: Michele Lecreux, Celia Gallais ve Clemence Roux de LuzeÇizerler: Esao ve Jocelyn MilletTürkçesi: Sumru AğıryürüyenYaş grubu: 8+Meraklı ve becerikli küçük kızlara ait küçük elkitabınızda, türlü çeşitli bilgiler ve çok sayıda etinlik sizi bekliyor!Pareo bağlama yöntemleri, ballı tarifler, salıncak yapma, düşkapanı hazırlama, bitkileri tanıma, kendi oyununu tasarlama, görünmez mürekkeple gizli mesaj yazma gibi 40 konu...Etkinlik Kitapları Dizisi sanata ilgi uyandıracak, el becerilerini geliştirecek, doğa sevgisi kazandıracak, çocukların yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmelerinde yardımcı olacak kitaplardan oluşuyor. Çocukların yaratıcılığına, araştırma-gözlem yeteneklerine katkıda bulunan, bilgiyi eğlenceli hale getirerek merak duygusunu artıran bu kitaplar çocuklar için harika birer armağan olacak.Gerek anlatımları gerek resimleriyle özenle seçilmiş bu kitaplar çocukların dünyasını zenginleştirirken büyükleri de fena halde kıskandıracak.Erkek çocuklar için kitabımız:Erkeklerin KitabıMeraklı ve Becerikli Erkekler İçin Elkitabı Yazarlar: Michele Lecreux, Celia Gallais ve Clemence Roux de LuzeÇizerler: Esao ve Jocelyn MilletTürkçesi: Acar ErdoğanYaş grubu: 8+Meraklı ve becerikli küçük erkeklere ait küçük elkitabınızda, türlü çeşitli bilgiler ve çok sayıda etinlik sizi bekliyor!Çadır yapımını, zehirli yılanları ayırt edebilmeyi, harita okumayı, böcekleri tanımayı, ilkyardımı ve oyunlar icat etmeyi öğreten 40'tan fazla bölüm ile sıkı bir maceracı olmak için bilmeniz gerekenler...Etkinlik Kitapları Dizisi sanata ilgi uyandıracak, el becerilerini geliştirecek, doğa sevgisi kazandıracak, çocukların yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmelerinde yardımcı olacak kitaplardan oluşuyor. Çocukların yaratıcılığına, araştırma-gözlem yeteneklerine katkıda bulunan, bilgiyi eğlenceli hale getirerek merak duygusunu artıran bu kitaplar çocuklar için harika birer armağan olacak.Gerek anlatımları gerek resimleriyle özenle seçilmiş bu kitaplar çocukların dünyasını zenginleştirirken büyükleri de fena halde kıskandıracak.****Çekilişe katılım 25 Nisan Cumartesi saat 23:00'e kadardır.Çekiliş sonucu 26 Nisan Pazar günü açıklanacaktır.

Yetenek - Kristin Cashore (Yedi Krallık Üçlemesi #1)

Yetenek'i alalı ve okumaya başlayı epey uzun zaman oldu ve sonunda bitirebildim! "Sonunda" diyorum çünkü gerçekten kolay okunabilir bir roman olmasına karşın epey bir zaman aldı kitap.Bu kitabı seçtiğimde konuyu çok seveceğime emindim ve öyle de oldu zaten. Hikayeyi, karakterleri çok sevdim. Katsa özellikle güçlü bir kişiliğe sahip kadın karakter olarak sunulmuş ama bence bu göze batacak kadar yoğun bir şekilde işlenmemiş; yani tam kararında. Po ise oldukça sevimli. Karakterlerin kendi kişiliklerini ve "yeteneklerini" keşfi anlatılıyor, serinin bu ilk kitabında ve gerçekten heyecanlı bir olay örgüsüyle.Şimdi gelelim benim neden bu kadar zamanda okuduğuma. Kitabı ilk elime aldığımda o gün 50sf'yı soluksuz okumuştum, bu 200 sayfa olana kadar böyle devam etti; yani tahminen bir haftada kitap çok rahat biterdi. Çünkü hikayeyi sevmiştim, kolay okunur, sürükleyici bir dili vardı ancak ne zaman kitabın ortasına, yol hikayelerinin anlatıldığı kısımlara geldim işte o zaman kitap elimde sürünmeye başladı hatta blogumun sıkı takipçileri dikkat ettiyse arada bir de başka bir kitap (The 100) bitirdim =) Daha önce yol hikayeleri çok okudum, özellikle bunun gibi fantastik türdeki kitaplardan bahsediyorum; hatta Ejderha Mızrağı'ndaki yol hikayeleri efsanevi bana göre. Ancak çok fazla kendini tekrar eden ve gereksiz detaylarla 100 sayfa uzatılan kısımlar okuyucuyu yoran cinsten. Dediğim gibi hikaye gerçekten çok güzel, ancak karakter gelişimi adına uzatılan yol hikayesi ve kesinlikle ilgi çekicilikten uzak, yorucu anlatım (sadece bu kısımlarda) bu kitabın elimde sürünmesine neden oldu. (Goodreads'te bu nedenden ötürü 4/5 yıldız aldı).Serinin ikinci kitabını bu kitabın başlarındayken kitap fuarı sırasında almıştım, pişman değilim bazı sıkıntılı kısımlara rağmen dediğim gibi sevdim hikayeyi ama yeni kitaba başlamak için biraz ara vereceğim ve başka şeyler okuyacağım.Bu arada küçük bir eleştiri Pegasus Yayınları'na; bu kitap ciltli ve ciltli kitaplar ne yazık ki çok pahalı ülkemizde. Tamam bu durumda birşey yapamıyoruz ama madem bu kadar para veriyoruz biraz daha kaliteli baskıları hakkettiğimizi düşünüyorum; şu an kitabın üzerinde yazı kalmadı, altın varak baskılar ne yazık ki kalitesiz olmuş =/Ve şimdi okunacak yeni kitabı seçme keyfini yaşamak üzere bir süre kitaplığımın önünde oyalanacağım ^o^Sevgiler,

kesişen yazgılar, teğet geçen aşklar

 

“Dünyanın farklı yerlerinde, farklı insanlar aynı anda aynı şeyi düşünüyor olabilirler," der Krzysztof Kieslowski. Hiç karşılaşmayacak olsanız da dünyanın bir köşesinde sizin gibi düşünen, hisseden birilerinin varlığı, ne güzel ve hüzünlü bir şeydir. "Bu benim takıntım: farklı yerlerde farklı nedenlerle aynı şeyi düşünen insanlar. Ben de insanları birbirine bağlayan filmler yapmaya çalışıyorum.” Aslında filmleri de insan hayatının yazgıyla özgür irade arasındaki salınımından beslenir. Şans, talih, tesadüfler, insan ilişkilerinin rasyonellikle açıklanamayan yanları... Filmleri bu kavramlarla, kimi zaman Kieslowski sinemasında yaratılan Van Den Budenmayer (aslında bu kişi, filmlerinin çoğunun müziklerini yapan Zbigniew Preisner’dir) gibi müzisyenler,  kimi zaman da önemsiz gibi görünen bir eylem ya da karakterle birbirine bağlanır, adeta Kırmızı filmindeki şarkının sözlerini anımsatır, “Her başlangıç bir devamdan başka bir şey değildir.” Kırmızı, başrol kadın oyuncusu Irène Jacob’un yanı sıra, tema olarak da benim çok sevdiğim başka bir Kieslowski filmi olan Veronica’nın İkili Yaşamı filmiyle paralellikler taşır. Her iki filmde de bir yandan kesişen yazgıları görürüz, bir yandan da birbirine teğet geçen hayatları. Kırmızı’da Cenevre’de üniversite öğrencisi olan, aynı zamanda modellik yapan Valentine’in (Irène Jacob) arabasıyla bir köpeğe çarpmasının ardından köpeğin sahibi yaşlı yargıçla (Jean-Louis Trintignant) yolları kesişir. Kazalar Kieslowski filmlerinde önemli rol oynar, insan hayatlarının kırılma noktalarıdır. Bu kaza sonrasında da Valentine’in hayatının gidişatı değişir. Öte yandan Valentine ile yargıç olmaya hazırlanan, onun ruh eşi olabilecek Auguste (Jean-Pierre Lorit) birbirlerinden habersiz yan yana yaşarlar. Aynı mahalle kahvesine gider, arabalarını aynı sokağa park eder, müzik dükkânında sırt sırta aynı şarkıyı dinlerler fakat birbirlerini bilmezler. İşte burada bir şey insanın içini ince ince sızlatır. Farkına varmadan kendi mutluluğumuzun yanından geçip gidiyor olma ihtimali. Kaçırılmış karşılaşmalar. Ve bir bekleme hali. Hayatımızın müsveddesini yaşıyoruz da asıl hayat henüz başlamamış gibi... Ya da insan ömrünün ne yapsa tamamlanamayacak olması.Gizlice komşularının konuşmalarını dinleyen, "mutlu" ev manzaralarının sakladığı sırları bilen yargıç ise filmde kötümserliğin kalesi gibidir. Bu gizli dinlemeleri fark edip dehşete kapılan Valentine “Polis misiniz?” diye sorar yargıca. O da “Daha kötüsü… Yargıcım” diye karşılık verir. “Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek kibirden başka bir şey değil.” Valentine’in hayata karşı iyimser, sıcak yanıyla yargıcın sinik bakışı birbiriyle çarpışıp durur. “Vicdanımızı rahatlatmak için iyilik yaparız, gerçekten iyilik yapmak için değil,” der yargıç. “İnsanlar kötü değildir, sadece bazen güçsüz olabiliyorlar,” der Valentine. Onu modellik yaparken bile gülümserken görürüz, üçleme karakterleri içinde geri dönüşüm kutusuna cam şişe atmaktan zorlanan yaşlı kadına yardım eden tek karakter Valentine’dir. Kieslowski, Irène Jacob’un gerçek hayatta da iyi niyetli ve mütevazı biri olmasından dolayı bu rolde onu tercih ettiğini söyler, hatta Kırmızı onun için yazılmıştır. “O bir köpeğe çarptığında onu arabasına alabilecek biri,” der. Hatta laf aramızda, Juliette Binoche'un bir köpeğe çarpsa arabasına almayacak yapıda biri olduğunu söyler. Gerçi oyunculukla gerçek kişilik örtüşmek zorunda değil elbette ama yönetmen böyle tercih eder. Kieslowski’nin filmlerinde önem taşıyan, birilerine yardım eden, çaba gösteren karakterlerindendir Valentine. Her şeyi biliyor görünen yargıç da Valentine’in bu yanına kayıtsız kalamaz ve kendisi için ikinci bir hayatın, gerçekleştiremediği bir hayatın hayalini kurmaya başlar. “Siz benim karşılaşmadığım kadınsınız,” der ona. Yaşlı yargıcın yaşadıkları Auguste’ün yaşadıklarının aynasıdır. Biz seyirciler hiçbir zaman Auguste gerçekten var mıdır yoksa yargıcın kafasında yarattığı kişi midir bilemeyiz. Birilerinin hayatını yaşamak, Kieslowski’nin deyişiyle “birilerinin yukarıda yaptığı bir hatayı değiştirmek” mümkün müdür? Kırmızı bu soruyu tekrarlayıp durur.  Kırmızı filminin bir telefon sesi ve duvarların içinde, yerin altında uzayıp giden telefon kablolarının yolculuğuyla açılması tesadüf değildir. Telefon, filmde baştan sona önemli bir motiftir, insanlar arasındaki iletişimden çok engelleri ortaya koyar, hatta bir kaygı aracıdır. Valentine’in hiç görmediğimiz sevgilisi, telefon aracılığıyla Valentine üzerinde baskı kurar, onu denetler ve yargılar. Valentine telefona yetişemeyince telaşlanır. Auguste, elinden kaçırdığı sevgilisini arayıp durur ama karşısında hep bir sinyal sesi duyar, telefon açılmaz. Senaryonun yanı sıra Piotr Sobocinski’nin sahne içinde gözetleme hissi veren sahneler, çerçeveler, cam yüzeylerde çoklu yansımalar yaratan ve pencerelerin dışında gezinerek Auguste’le Valentine’i aynı sahnelere taşıyıp birleştiren kamerası da bu hikâyenin güçlü bir anlatım aracıdır. Kimi zaman bir trafik lambasında, kimi zaman köpeğin tasmasında, yanıp sönen ışıklarda, şans makinalarında karşımıza çıkan kırmızı renk gibi. Valentine’le Auguste’ün konuştukları bir sahnede yargıç birden “Durun bir dakika, çok güzel bir ışık var,” der. O sırada sanki herkes susar, biz seyirciler de nefesimizi tutup ışığın yavaşça odayı dolduruşunu, yaşlı yargıcın yüzüne daha uysal bir ifadenin yerleşmesini izleriz. Valentine de o yumuşak öğle üzeri ışığı gibi o katılaşmış görünen yargıçta bir şeyleri çözer. Çok güzel bir sahnedir, gündelik hayatın mucizelerinden biri. Filmin sonundaki feribot kazasında Valentine, sakız reklamında trajik bir olayı düşünüp üzgün bir poz verdiği reklam afişindeki imgesini tekrarlar. Kendini gerçekleştiren kehanettir adeta. Kazadan kurtulan altı kişi üçlemenin karakterleridir. Yedinci kişi ise filmlerden bilmediğimiz bir barmendir. Kieslowski’ye yedinci kişinin kim olduğunu sorduklarında “belki de hakkında film yapılması gereken bir kişi,” der. Her ne kadar Kırmızı filminden sonra film yapmayı bırakabileceğini söylese de belki de sıradaki onun filmidir fakat yolları o barmenle kesişmeden hayata veda eder.  **Yazı Paralel Sinema sitesinde yayınlandı.