27 Şubat 2014 Perşembe
Vakıf Taşdelen 15 Litre Cam Damacana Artık Mutfaklarda
Birbirimize Kitap Hediye Edelim mi?
26 Şubat 2014 Çarşamba
Çocuk Eğitiminde Pozitif İletişim / Adem Güneş
21 Şubat 2014 Cuma
Çıtır Çıtır Felsefe - İnanmak ve Bilmek / Brigitte Labbe
20 Şubat 2014 Perşembe
Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil / Elif Doğan (Blogcu Anne)
19 Şubat 2014 Çarşamba
18 Şubat 2014 Salı
Hafta Sonu
David Tennant'ı çok sevmeme rağmen bu diziyi izleyip izlememe konusunda kararsızdım ama cuma günü başladım ve pazar günü bitti dizi. Zaten ilk sezon 8 bölüm rahatlıkla kısa sürede bitirilebilir ama senaryosu, oyuncular, çekimler kısacası bütünüyle o kadar başarılı bir dizi ki bir oturuşta da bitirebilirsiniz. Ben normalde CSI gibi dizileri sevmem ama bu bambaşkaydı, film tadında, tadı da damağımda kalan türden bir dizi oldu. İkinci sezonu çekiliyormuş, çok sevindim, heyecanla bekliyorum.
Bu da eşimin sevgililer günü hediyesi <3 Çok istediğim bir kitaptı, okumak için sabırsızlanıyorum.
Umarım güzel bir hafta olur hepimiz için ^o^
17 Şubat 2014 Pazartesi
Çekiliş Sonucu!
14 numaralı yorumun sahibi ise;
Tebrik ederim Simge :) renklikitap@yahoo.com'a adres bilgilerini gönderirsen bu hafta içinde kitabı kargoya vereceğim. İyi günlerde okuman dileğiyle :)15 Şubat 2014 Cumartesi
Favori TV Çiftlerim :)
En eğlenceli, en komik, en tatlı çift de New Girl'den Jess ve Nick. Bu diziyi izlediğim için o kadar mutluyum ki Seinfeld'den sonra beni gülmekten yerlere yatıran, sahneleri katıla katıla gülmekten izleyemediğim ve diziyi izlemeye bu nedenden ara verdiğim tek dizi diyebilirim rahatlıkla. Saf, temiz, komik ve tatlı bir hikaye onlarınki :)
Number 6 & Gaius Baltar (Battlestar Galactica)Bilim kurgu tarihinin şüphesiz gelmiş geçmiş en başarılı yapımlarından biri olan Battlestar Galactica'da imkansızlıkları aşan ilahi (!) bir aşk onlarınki. Number 6 bir saylon; her ne kadar kendisinden yüzlerce aynı bedenler olsa da Gaius'un devamlı yanında varolan Number 6 başka. Onlarınki varoluşun ötesinde bir aşk.Aria & Ezra (Pretty Little Liars)Pretty Little Liars'a başladığımdan beri en sevdiğim çift diyebilirim. O kadar uyumlular ki, ortadaki büyük yalanlara, sırlara rağmen onların aşkı dizinin en "güvenli" hissini yaratıyor izleyicide. Ben 3. sezon'a yeni başladım, gelecek bölümleri bilmiyorum ama şimdilik her şey güzel görünüyor. Bu arada dizideki diğer çiftleri de seviyorum ama Aria ve Ezra'nınki bir başka :)Carrie & Mr. Big (Sex and The City)TV tarihinin en unutulmaz çiftlerinden biri bana göre. Mr. Big'e çok sinir olsam da, Carrie'ye ona defalarca şans verdiği için kızsam da yine de onları birbirinden ayrı düşünemiyorum. Uzun aralarla izlediğim, çok sevdiğim bu dizinin 4. sezonundayım.
Anna & Seth (The OC)Açıkçası bu diziyi çok sevdiğimi söyleyemem, hatta küçük listeme eklemesem mi diye de düşünmedim değil :) ama Anna ve Seth'in birlikte olduğu her an çok güzeldi. Seth'e kişiliğini kazandıran ama sonunda kendi mutsuz olan Anna. Sanırım kısa ama öz olan bu birlikteliği görmek dizinin en sevdiğim yanıydı sonrası zaten benim için hüsran oldu.Rose & Doctor (Doctor Who)Hayatım boyunca izlediğime mutlu olacağım en harika yapım Doctor Who olacak sanırım ama benim için en özel yanı da Rose ve Doctor'un yolculuğu. Şu sahneyi görmek bile içimi sızlatıyor, canımı yakıyor. Kısa süren bir yolculuk benim pek de istediğim gibi tamamlanmadı ama Doctor Who'nun en en güzel bölümleriydi. Bundan sonra da ne yaparlarsa yapsınlar "daha anlamlı" olmayacaktır benim gözümde. Diziyi her şekilde seviyorum o ayrı ama Rose ve Doctor'u gören, anlayan kimsenin bir daha aynı şeyleri hissetmeyeceğine eminim.Listede daha fazla isim ya da daha az isim de olabilirdi ama şu an aklıma her an gelen ve en sevdiğim isimlerden bahsetmek geldi. İşin en hoşuma giden kısmı ise bu dizilerin yalnızca "Romantik" kategorisinde yer alarak ünlenmemesi, bu da "aşk"ı güzel bir element olarak kullandıklarını gösteriyor.14 Şubat 2014 Cuma
Curcuna Evi / Christine Nöstlinger
10 Şubat 2014 Pazartesi
ÇEKİLİŞ!
4 Şubat 2014 Salı
Ocak 2014
Çok eğlenceli bir kitaba başladım Şubat ayının bu ilk günlerinde; Kolay, Kısa, Keyifli Edebiyat ;) Bakalım bu ayı kaç kitapla tamamlayacağım =)
3 Şubat 2014 Pazartesi
can sıkıntısı üzerine
Çocukluktan bu yana koruduğum köklü hislerden biri de can sıkıntısı. Çocukken onu neyle ilişkilendirirdim hatırlamıyorum. Annem çekmeceli dikiş kutusunu çıkarırdı, önümde renkli düğmeler, kurdeleler kat kat açılırdı, oyalanırdım azıcık oyalandığımı bilmeden.
Can sıkıntısı aklıma Giorgio de Chirico’nun resimlerini getiriyor. Bu resimler sanki çoğunlukla öğle vaktini anlatır, insanlar güneşin en tepede olduğu zamanda evlerine çekilmişlerdir. fakat nedense gölgeler alabildiğine uzundur. Hatta aslında o hapsolduğu gövdeden kopup bağımsız bir hayata doğru kaçacak gibidir. Kocaman meydanlar, binalar…Tekdüzelik ve etraftaki her şeye sinmiş hayatsızlık.
Son zamanlarda sıkça karşılaşır oldum bu ressamla. Naipaul’un Türkçe’ye yeni çevrilen kitabı (The Enigma of Arrival / Gelişin Bilmecesi) da ismini bu ressamın tablosundan almış. Truman Capote’nin “Yerel Renkler”* isimli kitabında da zaman zaman anılıyor. Nedense zihnim Capote’yi Scott Fitzgerald’la birleştirme eğiliminde. İkisinin aynı insan olmadığını hatırlatmam gerekiyor kendime. Bu arada, Muhteşem Gatsby’yi izledim uçak yolculuğunda. (Film izleme hikâyem o derece acıklı bir noktaya geldi. Kışın soğuk günlerinden umutluyum ama.) Filmi sevmedim, fazlasıyla gösterişli, sirki andırır bir hali vardı, insanda bir baş dönmesi yaratıyor. Gatsby karakterinin savurganlığı yönetmene de bulaşmış. Bugünlerde böyle savurganlıkları içim hiç kaldırmıyor. "Büyük paralar"... (DiCaprio iyiydi ama, versinler artık bir Oscar, diğerlerinden ne eksiği var?)
Okuduğum kadarıyla Capote de can sıkıntısını iyi bilen yazarlardan. Camus'nün Yolculuk Günlükleri'ni okurken de -ki döne döne okuyabilirim o kitabı- onun hakkında böyle düşünmüştüm. Belki de yazmak için ön şarttır, bilmiyorum. New Orleans’ı şöyle anlatmış Capote:
"New Orleans sokaklarının uzun, yalnız bir perspektifi vardır; boş saatlerde bu çevre Chirico resimleri gibidir ve masum bir yüz, uzakta yürüyen rahibeler, bir pencereden yana doğru sarkmış, şişman, siyah bir kol, dar bir sokakta çömelmiş, havaya sabun köpükleri üfleyen ve yükselip patlayışlarını hüzünle seyreden, yalnız bir siyah çocuk) dehşet niteliklere bürünüyor."
Capote’den şimdiye dek bir şey okumadım, mesafeliydim ve biraz da önyargılıydım kendisine. Şehirler hakkında bir deneme kitabı bulunca kaçırmak istemedim. Hiçbir Şeyi Beğenmeyen Arkadaşım’ın ağzından bir tek onun romanı hakkında iyi bir söz duymuştum, gerçi “bilmem kaç yıl önceydi, şimdi okusam belki onu da beğenmem” diye de eklemişti. Anna Karenina’da Tolstoy’un zaman zaman Levin üzerinden verdiği vaazlar benim de içimi daraltmıştı ama Anna’nın hatrına susmuştum. Romanlarla ilgili bir o konuda uzlaştık sanırım.
Bahsettiği şehirlerin çoğu bana tanıdık değil ama kendine has bir üslupla anlatmış Capote, metinler son derece "lezzetli". “Bir çocuk için bu kent neşesiz bir yerdir,” diyor New York için. (Ben bu lafı İstanbul için söylemek istiyorum.) Bilmem ki şimdi ne düşünürdü. Şimdiki çocukların neşesi bizim çocukluğumuzdaki neşeden farklı gibi. Neşenin en kötü yanı çabuk solabilmesi. İnsan biraz daha kalıcı olsun istiyor. Venedik içinse "karnavalımsı tonlar içeren bir müzeye, kapısız, her şeyin birbirinin içine girdiği kocaman bir saraya benzer. Bir gün içinde hep aynı yüzler bir cümlenin edatları gibi tekrarlar," diyor.
Holywood'u ise şu sözlerle anlatıyor:
“Çünkü orası yine, gerçi gizlenmiş de olsa ay yüzeyiydi, her yerin hiçbir yeriydi, ama her şeyden önce kıtanın bu öbür ucunda sadece en Amerikan olan her şeyin yığıldığı bir yer bulduğumuz nasıl da doğruydu. Şeytanların yüreği gibi atan petrol pompaları, kullanılmış araba çöplüklerinden oluşan bulvarlar, süpermarketler…"
"Otomobiller parlak sessiz bir sel halinde kayar gider ve benim bembeyaz caddede hareket eden gövdem bir Chirico resmindeki tek canlı öğe gibidir," diyerek yine ressamı anıyor. Kitabın bir yerinde de “bir düşün ölümü gerçek ölüm kadar acıklıdır aslında. Ve düşünü kaybedenlerin isteği o derinlikte bir yastır,” diyor.
O gün Taksim Meydanı da bana Chirico resimlerindeki donuk kareler gibi geldi. İstanbul’da yaşarken, gözümüzün önünde çirkinleşen bu şehre, yavaş yavaş öldürülen bir düşmüş gibi bakıyorum. “Güzel” diye yapılanda da bir sahtelik, göstermelik bir cila. İki gün önce Tepebaşı bulvarının yanından yürürken kentsel dönüşüm levhalarını, gözleri oyuk yaratıklar gibi görünen boş apartmanları gördüm. Şehrin ciğerleri sökülüyormuşçasına bir üzüntü hissettim. “Yeni” olana duyulan tereddütsüz (ve ölçüsüz) hayranlık, şehri ele geçirmiş şantiye canavarı, tektipleşme ve şehir merkezinden uzaklaştırılan "itibarsız" insanlar. Ve tabii “büyük paralar.” Bu düzen insanı ürkütüyor. O gün Lalezar’a gidip çorba içtik, hala orada olmasına şaşırdım.
Can sıkıntısına dönersek bu kadim hissin ne kadarı bu şehre, bu memlekete ait acaba?
Birkaç gündür, Öznur’un aldığı İlk Şarkılar albümünü dinliyorum. Benim yeni çıkan albümlerden pek haberim olmaz o söylemese/almasa. Kadıköy’de ufak bir kafede buluştuk, onun büyük bir kayıp yaşamasından dört gün sonraydı. Uzunca bir süre, solgun öğle güneşi altında her zamankinden daha sakin bir ruh halinde oturduk. Çay içtik, gözlerimiz doldu, biraz ağladık, bir makarna yemeğini paylaştık. Yaz hayalleri kurduk. Onunla çarşıda dolaşıp elbise beğenmişliğimiz çoktur “tam yazın sahilde giymelik” diye diye almadığımız, buradaki hayatımıza ait göremediğimiz elbiseler… Sonra yine çay içtik. Eve gelir gelmez de bu şarkıları dinlemeye koyuldum. Ezginin Günlüğü’nün ilk zamanlarını anımsattı. Hüzünlendim, hüznün can sıkıntısından çok daha güzel olduğunu düşündüm. Öznur'la birbirimizi arayıp "ne güzel değil mi?" dedik, birbirimize en çok hangi şarkıyı sevdiğimizi söyledik. Chirico’nun gölgesinden bihaber karakterleri gibi, dişleri sökülen bu şehirde yine de oyunumuza devam ediyoruz işte. Herhalde bu da dikiş kutusundan hallice:) Varsın olsun.*Kitabı Süha Sertabiboğlu çevirmiş.
1 Şubat 2014 Cumartesi
Yeni Kitap + Hafta Sonu
Sevgili Thalassapolis'de gördüğüm bu eğlenceli kitabı bugün iş çıkışı aldım ;) Renkli ve keyifli bir hafta sonu olsun hepimiz için ;))