22 Aralık 2014 Pazartesi

Kitap: Tom Gauld Çizimleri

Sanırım Pinterest'te bulmuştum bu resmi, sonunda çerçeveledim :D Bayılıyorum kitaplarla ilgili çizimlere ve tabii onları çerçevelemeye <3Çizim Tom Gauld'a ait, resmi çerçeveledikten sonra internette bir kez daha denk geldim ve burada da paylaşayım dedim ;)Bir de Google'da çizerin başka illüstrasyonlarını da görünce hepsine bayıldım, hepsi birbirinden harika ^o^

20 Aralık 2014 Cumartesi

Bilyeler / Behiç Ak (Günışığı Kitaplığı)

BİLYELER Yazan ve Resimleyen: Behiç AkOyunların büyüsü bizi nerelere götürür?Son kitaplarından Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (ÇOGEM) 2014 Çocuk ve Edebiyatı Roman Ödülü'ne ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı Ödülü'ne değer görülen Behiç Ak, sıcacık bir mahalle öyküsüyle okuruyla buluşuyor. Lunaparkta bir küp dolusu bilye kazanan İbo'nun ve mahalle arkadaşlarının oyun dünyasını anlatan öykü, her yaştan okurun içinde kaybolacağı eğlenceli desenlere sahip. Sokak oyunlarının her sosyal sınıftan çocuğu bir araya getiren, birleştiren ve eşitleyen yönünü vurgulayan kitap, iletişim ve paylaşma konuları üzerine düşünmek için de birebir. Anadolu'nun farklı kentlerinde ve mahallelerinde bilye, misket, meşe, cıncık, zıpzıp, dobi, babüş, cicoz, cille gibi onlarca farklı adla anılan ve her kuşaktan çocukla buluşan bu renkli küçük cam kürelerin önemli yer tuttuğu kitap, oyunların büyüsünü yeniden hatırlatıyor.İbo ve Pisi, lunaparkta koca bir küp kazanırlar. İçinde ne olduğu ancak evde çıkar ortaya: Renk renk sayısız cam bilye. Bu pırıl pırıl bilyeler kısa sürede İbo'nun en büyük tutkusu haline gelir. Ancak, oğlunun sürekli bilyelerle oynaması, babasının hoşuna gitmez. Bulduğu çözümse, İbo kadar mahallenin çocuklarını da etkileyecektir....Behiç Ak, Samsun'da doğdu; İstanbul'da mimarlık öğrenimi gördü. 1982'den beri Cumhuriyet gazetesinde bant karikatür çiziyor. Çocuk kitabı yazarlığı ve çizerliği, oyun yazarlığı ve sanat yönetmenliğinin yanı sıra belgesel film alanında da çalışmaları var. İlk yayımlandığı Japonya'da ödül kazanan Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı adlı resimli çocuk kitabı, Günışığı Kitaplığı tarafından özgün bir tasarımla yenilendi ve Çince'ye çevrildi (2014). Okumaya yeni başlayanlar için felsefeye giriş niteliğindeki "Tombiş Kitaplar" dizisi, Benim Bir Karışım, Bizim Tombiş Taştan Hiç Anlamıyor ve Bizim Tombiş Fiyonk Makarnayı Çok Seviyor'la sürüyor. Otuz yıllık karikatür birikimini Karikatür Kitabı adlı özel bir albümle çocuklara sunan sanatçının, "Gülümseten Öyküler" adı altında yazıp çizdiği Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Alaaddin'in Geveze Su Boruları, Kedilerin Kaybolma Mevsimi, Galata'nın Tembel Martısı gibi kitaplar her yaştan okurun ilgisini topluyor. Behiç Ak'ın Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, 2014 Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü'ne ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği'nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı Ödülü'ne değer görüldü. Sanatçının son romanı, Postayla Gelen Deniz Kabuğu (2014).

15 Aralık 2014 Pazartesi

Nintendo 3DS (XL)

Oyun oynamayı pek severim. Çocukluk döneminde birçok kişi gibi ben de atari oyunlarıyla büyüdüm; hatta atari salonlarına gittim, televizyon karşısında da hatırı sayılır vakit harcadım =)) Pek tabii Game Boy hayranlığım da vardı ama maalesef o zamanlar elime alamamıştım, ama tetrisim vardı ;) Sonrasında bilgisayarlar, farklı oyun konsolları, cep telefonu ve tablet oyunları hayatımıza girdi. Yine de her daim en sevdiğim o çocukluk dönemindeki atari oyunları oldu sanırım ;)En sevdiklerim arasında da Mario var pek çok kişide olduğu gibi. En beğendiğim oyunlar genellikle Nintendo'nun oyunları ve işte tam da bu nedenden ötürü bir süre önce karar verdim artık bir Nintendo 3DS istiyorum ^o^Nintendo'nun birbirinden sevimli oyunları var. Özellikle şu Animal Crossing nasıl sevimli anlatamam ^o^ Youtube'da çok sevimli videoları var =DYukarıdaki ilk resimde de gördüğünüz üzere farklı renkleri ve modelleri de mevcut ama şu pembe olan yok mu?! Ahh rüyalara girecek cinsten, öyle güzel ki ^o^Gelgelelim her güzelin bir kusuru vardır; bu güzelin kusuru da pek tabii fiyatı =/ 400-500 TL civarında bir fiyatı var. Açıkçası hemen koşup alayım diyebileceğim bir fiyat değil. O nedenle para biriktirmeye başlıyorum diyebilirim =D Yavaş yavaş da olsa para biriktirip bu ciciyi almayı planlıyorum bakalım ^-^

13 Aralık 2014 Cumartesi

Yarından Sonra / Gillian Cross (Günışığı Kitaplığı)

YARINDAN  SONRA   /    GILLIAN CROSSHayatta kalmak için ne kadar ileri gidebilirsin?Carnegie, White bread ve Smarties gibi ödülleriyle Avrupa çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen yazarlarından Gillian Cross, ilk kez Türkçe'de. Paranın değerini yitirdiği, yaşamın tek amacının yiyeceğe ulaşmak olduğu bir ülkeden kaçıp başka bir ülkeye sığınanların mücadelesini anlatan romanda, Matt ve Taco isimli iki kardeş, üvey babalarıyla birlikte Fransa'ya umut yolculuğuna çıkar. Sığındıkları kampta onları bekleyen zorlu gerçekliğin üstesinden gelebilmek için arkadaşlık, dayanışma ve sevgi yeterli olacak mıdır? Geleceğin parlak gözükmediği acımasız bir dünyada yeşeren umutları ve yol kesen umutsuzlukları bir gencin gözünden anlatan roman, her yaştan okuru etkileyecek bir "insanlık durumu" anlatısı. İngiliz yazar, bu romanıyla savaşlarla karanlığa boğulan günümüz dünyasında sığınmacı olmanın anlamı, modern yaşamda paranın konumlandırıldığı yer gibi oldukça güncel konuları tartışma olanağı sunuyor ve gençleri umut üretmeye davet ediyor.Bir zamanların en güçlü ülkelerinden İngiltere'de ekonominin tamamen çöktüğü, karanlık yıllar...Yakınlarının yaşamı için yiyecek stoklayanlarla, onlardan yiyeceklerini çalanlar karşı kaşıya. Haklıyla haksızın iç içe geçtiği böyle bir dünyada Matt ve Taco isimli iki kardeş, üvey babalarıyla birlikte Fransa'ya umut yolculuğuna çıkar. Gittikleri yerde onları bekleyen zorlu gerçekliğin üstesinden gelip ülkelerine ve sevdiklerine dönme şansı bulabilecekler midir?..2014 The Little Rebels Çocuk Kitapları ÖdülüGillian Cross, 1945'te Londra'da doğdu. Sussex Üniversitesi'ndeki eğitiminin ardından, ilkokul öğretmenliği, çocuk bakıcılığı yaptı; hükumet görevlilerine kütüphanecilik danışmanlığı verdi. The Demon Headmaster (Şeytan Müdür) serisi televizyon dizisine uyarlandı. 1990'da Wolf (Kurt) kitabıyla Kütüphaneler Birliği Carnegie Ödülü'ne, 1992'de The Great Elephant Chase (Muhteşem Fil Kovalamacası) ile Whitebread Çocuk Romanı Ödülü ve Smarties Ödülü'ne değer görüldü. 1999'da yazdığı Tightrope (Cambaz İpi) ile Carnegie Ödülü'ne tekrar aday oldu. Cross, 2000'ler boyunca The Lost Trilogy (Kayıp Üçlemesi) gibi gerilim, macera türündeki gençlik kitaplarıyla verimini sürdürdü. Sık sık seyahat eden ve Belçika, Brezilya, Meksika gibi ülkelerde çocuk ve gençlerle bir araya gelen yazar, son romanı Yarından Sonra'yı İngiliz Cord yardım kuruluşuyla Sudan'da yaptıkları çalışmalara dayandırdı. 2014'ün ilk aylarından beri bu kuruluşta aktif görev yapan Cross, İngiltere'de yaşıyor; dört çocuğu var.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Kitap: LONDRA - Bilmek İstediğiniz Her Şey

Hazır hafta sonu gelmişken, sonunda size bu harika kitaptan bahsedebileceğim. Şu sıralar kitaplığımı temizledim; okuyup da saklamak istemediklerimi eledim ve iki farklı günde bunları 2.el kitap alan kitapçılara sattım. Çok muhteşem ücretlerde satamıyorsunuz maalesef, pazarlık yapmıyorlar=) Her neyse kazandığım parayla yeni kitaplar aldım pek tabii ve bunlardan biri çok büyük bir mutlulukla aldığım LONDRA - Bilmek İstediğiniz Her Şey kitabı oldu ^o^

Bu kitabı daha önce ilk kez Tüyap Bursa Kitap fuarında NTV standında görmüştüm, her nasılsa zamanla aklımdan çıkmış ancak kitapçıda NTV Yayınlarına bakarken bu seriden tek kopya olan bu kitabı görünce hemen alıp okumak istedim =) Londra sevgim çok başka; dünyada nereleri görmek, gezmek istersin deseniz kesinlikle tek bir yer yeter benim için; o da Londra =)

Böyle renkli kısa kısa bilgilerle donatılmış kitaplara bayılıyorum; kesinlikle en sevdiğim tarzda kitaplardan. Çocukken de bu tarz bilgi veren, renkli çizimlere sahip kitapları çok severdim; o nedenle sanırım biraz çocukluğumu da hatırlatıyor bu tarz kitaplar =) İçeriği benim için oldukça ilgi çekici ve tatmin ediciydi. Bu kitaptan tam olarak ne beklediysem onu buldum diyebilirim.Bildiğim birçok şeyin yanında bilmediğim birçok bilgiyi de edindim. Yalnız bu kitaptan detaylı bilgiler edinmeyi beklemeyin; kesinlikle eğlenceli, hoş bilgiler edinmek ve keyifli bir zaman geçirmek için okunacak bir kitap ;)

Her bölümün sonunda yer alan, o bölümle ilgili daha fazla bilgi edinebileceğimiz sitelerin adresleri bence kitaptaki en hoş detaylardan biriydi.

Serinin bu kitap dışında bir de Paris ve Roma hakkında kitapları var; ilgilenenlere duyurulur ;)

İyi haftasonları =)

22 Kasım 2014 Cumartesi

bana çiçek vermişti albayım, üzerimde pembeli mavili bir gömlek

Blogun beşinci yılı doldu bu ay. Dedim "hadi artık, bırak şu mızmızlığı!" Demek ki sonbahar aylarında dürtüyor bizi bir şeyler yazmamız için. Son zamanlarda çok boşlasam da -ve kimi ayarları yapmayı hala başaramasam da- çok sevdim burayı, en çok da buradaki sohbetleri ve blog komşularımı. Nefes aldığım, paylaştığım, öğrendiğim, düşündüğüm bir yer oldu burası ses verenler sayesinde, siz çok yaşayın e mi! :)

Hızla hüzünlü konulara geçeyim, e dersimiz Kasım örtmenim! "Kasım ihtiyar, ölü bir ağaca bağladı beni / Nisana haber verin kurtarsın beni” diyor şarkı. Kasıma karşı biraz insafsız mı ne? (Tom Waits değil bu kez Liz Durrett söylüyor. Hatta bugünlerde şu seçkiyi dinliyorum, bakın beğenecek misiniz?)

Bugünlerde her şey pek dokunaklı geliyor, insanlık hallerine bakıp bakıp ağlayasım (sonra da bu halime haince gülesim) var. Niye öyle? İyi ama acıklı değil mi hallerimiz? Ne yapıyoruz küçük sincaplar gibi bir ağaç kovuğunu dünya belleyip? Avucumuzda tuttuğumuz palamudu nereye saklayacağımıza karar verememeler filan. Palamut yahu!:) Sonra bir de bu memleketin halleri var. Bazen umutsuzluğa kapılmıyor değilim. Bu topraklardaki çarpık bakışlarımız, zihnimizde kök salmış önyargılarımız filan. Hastamız yaşayacak mı, daha doğrusu hep böyle mi yaşayacak doktor? Öte yandan kendi kendini eğlendiren bir hokkabaz gibiyim, hep bir oyun oynamalar. (Mezartaşıma öyle yazsınlar, “doymadı oyuna!”)  Kuşlara isim bulmalar, kedilere meslek yakıştırmalar, şarkı tutmalar, isim tahmin etmeler, instagramcılık filan. Yoksa işte, o bildik tekrar.  

   

Kasım dedik ya, hani bir de insanlık halleri dedik, okul yıllarından her hatırlayışımda içimi yakan bir olay vardır. Minicik bir olay belki ama hiç unutamam.

Ortaokuldayım. Bazı günler ek ders yapıyoruz Fen Liselerine hazırlık için, okula erken geliyoruz. Öğlenciyim yoksa. O gün üzerimde önlük var –hayret!-. Asıl, pembeli mavili bir gömlek giymişim içine, önlük yakasının üzerine çıkarmışım, “havalı” olduğumu düşünüyorum o gün. Komik işte!

Derste birkaç şey lazım oluyor, böyle fırsatları kaçırmıyorum, ben getireyim diye atıyorum kendimi sınıftan dışarı, bana yeter ki tebdil-i mekan, hareket olsun! Odtü’deyken de hafta sonları üşenmeyip yurttan Yüzüncü Yıl’a gidip bir şeyler almaya gönüllü olurdum, sabahları o yürüyüş bana çok güzel gelirdi. Ekmek almaya giderken sevinen ender çocuklardan olabilirim. Şimdi daha üşengecim herhalde. Her neyse, eski bir okul bizimkisi, tavanlar yüksek. Mermer merdivenlerle Bugünün Saraylısı gibi –Sema Yunak versiyonu- iniyorsunuz aşağıya. Koşarak iniyorum. Okul kapısında nöbetçi öğrenci duruyor. Sabahçılardan. Karşılıklı gülümsüyoruz. Küçücük bir konuşma geçiyor aramızda. Pek hatırlamıyorum, belki de ona soruyorum silgi mi tebeşir mi, nerede diye. İnce, nazik biri, azıcık tutuk konuşurken. Sonra sınıfa giriyorum. Birkaç kez tekrarlanıyor bu, inip inip çıkıyorum. Biraz da heyecanlanıyorum karşılaşma için. Her seferinde gülümsüyoruz birbirimize. En son aşağı indiğimde elinde küçük bir çiçek demeti var, eğreti bir şekilde tuttuğu. Çiçeği bana uzatıyor. Ne dediğini de hatırlamıyorum, belki de bir şey demiyor, sadece çiçeği veriyor.

Çiçeği saklamaya çalışarak sınıfa giriyorum. Yanımda oturan Nebahat meraklı biri, hemen soruyor. Ben de söylüyorum. İnanamıyorum, diyor, başıma korkunç bir şey gelmiş olduğu konusunda ısrarcı. Birilerine fısıldıyor. Zil çalıyor, sabahçıların dersi bitiyor. Sınıftakilerin yanında aşağı inmeye çekiniyorum. Bekliyorum ki herkes insin. Sonra bakıyorum ki nöbetçi öğrenci yok. Daha sonra yanıma sınıftan Gökhan geliyor. İri yarı bir çocuk. “Merak etme, dövdük,” diyor. “Kimi?” diyorum. “Nöbetçi çocuğu,” diyor. “Neden” diyorum, boğazım düğümleniyor. Başka da bir şey demiyorum. "Nebahat söyledi" diyor. Ben okul bahçesine iniyorum. Kimse yok. Özür dileyeceğim ama bulamıyorum, sabahçılar dağılmış. İsmini de bilmiyorum. Ağlayarak yanaklarım yana yana, bahçede dolanıyorum. “Kaşağıyı ben kırmıştım” diyemeyen Ömer Seyfettin karakteri gibiyim. O gün içi kavrulan bütün öykü karakterleri adına ağlamış olabilirim, okul çeşmesinin yanındaki beton oturaklardan birine oturup. Niye o kadar çok ağladım, ben de bilmiyorum ama çok acıdı içim. O halim aklıma geldikçe, o Alkım'ı, birine çiçek verdiği için dövülen, “çoğunluğun” hırpaladığı bütün çocukları kucaklayasım gelir. 

Nöbetçi çocuğu bir daha görmedim. Bu olay, hep yakasını çıkardığım mavili pembeli gömlekle birlikte aklıma gelir, sanki o çocuğun dövülmesinin nedenidir. Ah işte... Çağan Irmak filmi olmaya doğru gidiyor yazı:) Ne yapayım, bugünlerde böyleyim. Bilmem bu olay onun aklında yer etmiş midir böyle? Pek sanmıyorum.

Küçücük bir olaydır ama koca bir insanlık sıkıntısı gibi hala içimi sızlatır. Böyle bir ortamda büyümüş olmak biraz içimi karartır. Bu coğrafyadaki bilinçaltının köklü arızalarından kendimizi ne kadar kurtarabilmiş olabiliriz ki diye düşünürüm, bu ortamda sevmeyi, aşık olmayı ne kadar öğrenmiş olabiliriz? Bu huzursuz debelenmelerimizde böyle “minik” olayların payı nedir? Ne bileyim… Belki de üzülmemeli, insanlık hali dediğimiz böyle bir şeydir, peşpeşe hata yapma, birilerini yaralama ve debelenme hali.

Ama üzülüyoruz işte, üzülmeyenler adına da üzülmek gerekiyor örtmenim. Yine de öğreniyoruz. Neymiş, birilerine çiçek vermek kötü bir şey değilmiş, çiçek güzel bir şeymiş. Hele ki nöbetçi öğrencilerin okul bahçesinden topladığı, arasına elinizi hafifçe çizen otların karıştığı, boyları birbirini tutmayan kasımpatılar çok güzel bir şeymiş.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Anahtar / Isballe Flas - Hayır Hayır Bana Ne / Marie Isabelle Callier (Mavibulut Yayınları)

AnahtarIsabelle Flas & Annick Masson"'Sakın ha, ben yokken kimseye kapıyı açayım demeyin!' dedi anne üç oğluna, alışverişe çıkmadan önce... Ama döndüğünde bir baktı ki anahtarını unutmuş! Eh, çocuklara da açmayın dedi ya bir kere...Ne küçüğü ne ortancası ne de büyüğü, hiçbiri açmıyordu kapıyı işte!"Üç afacan oğlan, annelerine ufak bir oyun oynamaya karar verir... Ardından Isabelle Flas, akıcı dili ve esprili diyaloglarıyla bu sevimli öyküyü anlatır; Annick Masson tablo güzelliğinde resimlerle süsler; böylece ortaya, ünlü "kurt ile yedi keçi yavrusu" masalına da gönderme yapan müthiş eğlenceli bir kitap çıkar.Hayır Hayır Bana Ne!Marie-Isabelle Callier"Selin küçük, şirin, ama bir o kadar da inatçı bir kızdır.Annesi ondan ne zaman bir şey istese hep hayır der. O kadar çok hayır der ki annesi bazen düşünür, küçük kızının içinde bir 'hayır canavarı' mı saklı diye...Acaba Selin annesine 'hayır' daha ne kadar diyecektir?"Çocukların belli dönemlere her şeye "hayır" dediklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. Büyüme sürecinin doğal bir parçası olan bu dönemi son derece eğlenceli bir üslupla anlatan bu kitap, hem çocuklara hem de anne-babalara sabrın ve karşılıklı anlayışın önemini hatırlatıyor. Annick Masson'un birbirinden güzel resimleriyle sıcacık bir öykü sizleri bekliyor...

13 Kasım 2014 Perşembe

Tema Değişikliği

Hazır blogum 4. yaşına basmak üzereyken yine bir tema değişikliği yapayım dedim ve sevdiğim renklerde, sade ve güzel bir tema hazırladım bloguma =) Böyle arada değişiklik yapmak hoşuma gidiyor, siz nasıl buldunuz? ;)

11 Kasım 2014 Salı

10 Kasım

Atatürk'ün Gençliğe HitabesiEy Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!Mustafa Kemal Atatürk20 Ekim 1927

10 Kasım 2014 Pazartesi

Kırtasiye: Yeni Alışveriş

Geçen hafta biraz gezdim, dolaştım ve güzel alışverişler yaptım. Sanırım epeydir böyle güzel kırtasiye alışverişi yapmamıştım. Aslında 1-2 birşeyler alıyorum ama bu sefer kırtasiye ve kitapçı gezip, herşeyi detaylı inceleyip, seviğim birkaç şeyi almak yoğun bir haftanın ardından epey iyi geldi diyebilirim =) Bakalım neler almışım ;)

Eşimle işten erken çıktığımız bir gün D&R'a uğradık ve bir süredir aklımda yeni bir Notelook defteri almak olduğundan bu yeni "Athina" kapaklıyı görür görmez kaptım. Mitolojiyi çok severim, bu kapak da çok hoşuma gitti. Elimde sanırım epey bir Notelook defteri var, bir ara fotoğraflayıp onar hakkında yazı yazmak istiyorum; Scrikss'in bu defterlerini ilk çıktığı günden beri pek seviyorum. Renk renk, farklı konseptlerdeki kapakları, kenarındaki lastik ve kağıt kalitesi benim hoşuma giden nedenler.

Stabilo'nun bu renkleri elimde olmadığından almak istedim, genelde tek tek alıyorum ama küçükken aldığım 10 renk paketleri de pek severim. Sanki ben küçükken daha uygundu fiyatları, nedense şu an çok uçuk geliyor fiyatlar. MonAmi'nin bu kaleminden haberim yoktu açıkçası markayı görünce almak istedim, oldukça hoşuma giden bir kalem oldu, gayet rahat bir tutuşu ve yazımı var. Bir diğer markayı görünce alma durumu da silgide oldu =) Morning Glory'i çok seviyorum, silgiyi görür görmez kaptım, ayrıca daha önce bu markanın silgisi olduğunu hiç bilmiyordum. Tombow uçlardan epeydir almamıştım, çok seviyorum bu uçları, başka bir marka hiçbir zaman yerini doldurmuyor. Ve etiketler tamamen sevimliliklerinden ötürü alındı =D

Son olarak bu karede gördüğünüz haftalık ajanda ve fotoğraflamayı unuttuğum yeni ambalajlı bir Tombow uç ile Milan silgi var. Bu ajanda Barunson marka; çok sevimli ve epey kullanışlı. Yeni yıl için bir ajanda almayı istiyorum ama bunun içinde tarih olmadığından her zaman kullanılabilir, hatta kullanmaya başladım bile. Tombow'un yeni ambalajını sevmesem de uç "3B" olduğu için bir denemek istedim, yumuşak uçlara bayılıyorum ve bu uç da çok güzel yazıyor. Hatta Google'dan bir görsel koyayım şuraya:

Son olarak; Milan'ın silgilerini seviyorum, ben genelde farklı markalar tercih etsem de yavaş yavaş Milan silgileri denemeye başladım. Aldığım modelini de epeydir merak ediyordum, çok da hoşuma gitti.

Google sağolsun yine bir görsel buldum =) İşte Milan'ın bu silgilerinden beyaz/krem olanını aldım;)

İnsan epey mutlu oluyor kırtasiye alışverişi yapınca =) Defteri geçen hafta aldım ama hala yazabilmiş değilim, ilk sayfa stresi yaşıyorum sanırım =P Yeni hafta başlamadan, tatilin bu son akşamında biraz keyif yapıp, aldıklarımı denemek istiyorum. 

İyi geceler ;)

8 Kasım 2014 Cumartesi

Uzakta / Mine Soysal (ON8 Kitap)

UzaktaMine SoysalEditör: Müren Beykanİki yaşam arasındaki uçurumu kaç katla ölçebilirsin?Şantiyeye, yatakhane zindana ne kadar uzaktı burası? Uykuya dalmadan önce son düşündüğü şey, "Hep burada, hep uzakta kalsam..." oldu. Erdo ve Dünya, biriktirdikleri türlü dertlerle örselenmiş bambaşka yaşamlarında, ilk kez aynı çatının altında, birbirlerinden habersiz uydular. Uyku adildi. İkisine de aynı güçle el verdi, ikisini aynı şefkatle bağrına bastı, kolladı. Uyku onları eşit ve bir kıldı.Büyük şehir. Vahşi bir çekim merkezi. Vaatleri de büyük, keşmekeşi de. O kadar büyük ki, herkes birbirinde ölçülemeyecek kadar uzak. Farklılıklar ve karşıtlıklar bitmeyen bir kaos içinde, bir arada. Binalar yükseldikçe hayatlar daralıyor. Şehir büyüdükçe insanlar küçülüyor. Varsıllık arttıkça yoksunluk yayılıyor; yeni "yaşam" alanları, yakın durması beklenen hayatları öteliyor uzaklara.Erdo, üniversite hayaliyle geldiği metropolde boğulurken; Dünya, varlıklı ama daracık dünyasında yarınını arıyor. Erdo başkalarının hayatını inşa ederek, Dünya ise başkalarının hayatından silkinip kurtularak bir gelecek kurmaya çalışıyor kendine. Türkiye'nin genç nabzına kulak veren yazar Mine Soysal'dan, birkaç kareden fazlasını göremediğimiz iki hayatın öyküsü.

4 Kasım 2014 Salı

Kısa Pantolonlular Çetesi / Zoran Drvenkar (Günışığı Kitaplığı)

Kısa Pantolonlular ÇetesiZoran DrvenkarResimleyen: Ole KönneckeTürkçe Yayın Editörü: Müren BeykanTürkçesi: Murat ÖzbankAvrupa edebiyatının asi kalemi Zoran Drvenkar, kasımda İstanbul'da okurlarıyla buluşuyor!Dört arkadaş bu kadar gerçek ve bu kadar komik olabilir mi?Pek çok dile çevrilen ödüllü kitaplarıyla Avrupa edebiyatının dahi yazarı Zoran Drvenkar, Soğuktan Korkmayan Tek Kuş ve Yerde Ağır Gökte Hafif  adlı resimli kitaplarının ardından, çocuklar için yazdığı çok komik ve sıra dışı bir kitapla daha Türkçe'de. Dört çocuğun gözünden, nasıl kahraman bir ekip olduklarının anlatıldığı roman, arkadaşlığı ve dayanışmayı yüceltiyor. Çocukların problem çözme yetisini, cesaretini ve insanları olduğu gibi kabul etme becerilerini çok eğlenceli ve soluksuz bir kurguyla anlatan kitap, sinema tadında bir başyapıt. 2005 yılında, çocuk ve gençlik edebiyatının en saygın uluslararası ödüllerinden Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü'ne değer görülen romanın yazarı, kasım ayında 33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda ve okullarda okurlarıyla buluşacak.2005 Alman Gençlik Edebiyatı ÖdülüAda, Beton, Sırıtık ve Rudolpho dört yakın arkadaş. Onlar "Kısa Pantolonlular Çetesi." Ciddi kahramanlıklarıyla ün salan çetenin dudak uçuklatan maceralarını onların ağzından dinleme zamanı! Durmak bilmeyen bir trenden nasıl kurtuldular? Sadece şort ve tişörtleriyle kar fırtınasına yakalandıklarında ne yaptılar? Belalı bir çetenin kartopu saldırısını nasıl püskürttüler? Bu romanda, şaşırmanın ve eğlencenin sonu yok...Zoran Drvenkar, 1967'de Hırvatistan'da doğdu. Üç yaşında ailesiyle Berlin'e taşındı; ilk şiirini 13 yaşında yazdı ve 20'li yaşlarının başında edebiyat bursu kazandı. 1999'da Niemand so stark wie wir (Kimse Bizim Kadar Güçlü Değil) kitabıyla Oldenberg Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü, 2002'de Soğuktan Korkmayan Tek Kuş (Der einzige Vogel, der die Kalte nicht fürchtet) ile Kuzey Ren-Vestfalya Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü aldı. Onlardan Biri (Cengiz&Locke) ve Aleve Dokunmak (Touch The Flame) adlı gençlik romanları ON8 tarafından, küçükler için yazdığı Yerde Ağır Gökte Hafif (Paula und die Leichtigkeit des Seins) Günışığı Kitaplığı tarafından Türkçeye çevrildi. Son çocuk romanı Du schon wieder (Yine Sen) olan yazar, Berlin yakınlarında yaşıyor.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Kitap: Okunmayı Bekleyenler: Uzun Dünya, Ölümcül Merhamet, Yerkara

Blog başlıklarımda biraz değişiklikler yapacağım; bunu hem bir yayında karman çorman oradan buradan bahsetmeyeyim, biraz daha düzenli olsun diye hem de daha sık daha düzenli yayın yapmak için ;) 

İşte bunlardan biri de Kitap kategorisinde "Okunmayı Bekleyenler" başlığı. Bekliyorlar çünkü bu kitaplar benim kitaplığımda mevcut :)) 

Bunlardan ilki Uzun Dünya. İthaki Yayınları'ndan çıkan bu kitabı kitap fuarından almıştım. Terry Pratchett'ı pek severim, kitabın konusu oldukça ilginç.

Diğer iki kitap ise DEX yayınlarından. Bu iki kitap da epeydir kitaplığımda ama okumayı çok istediğim iki seri bunlar. Konuları oldukça güzel, hatta Ölümcül Merhamet'e başlamıştım ve çok beğenmiştim, bi ara devam edeceğim.Siz bu kitapları okudunuz mu, beğendiniz mi? Yorumlarınızı bekliyorum ;)

31 Ekim 2014 Cuma

Bana Hiç Seni Seviyorum Demedin / Evrim Milaslı

***Not: Yazımı bu şarkı eşliğinde okumanız tavsiye edilir"Cevap veriyorum. Zamanla her şey geçer diyen akıllılara; Geçen tek şey zamandır, anlayan, anlatsın anlamayanlara..."Cemal SüreyaÖyle bir kitapla tanıştım ki...Nasıl anlatsam, ne yazsam sanki eksik kalacak...Bir gün Instagram'da gezinirken, Kitap Bağımlısı'nın tavsiyesini gördüm.Paylaştığı fotoğrafta yer alan kitabın ismi Bana Hiç Seni Seviyorum Demedin idi. Bu cümle zaten dikkatimi çekmeye yetmişti. Hemen sordum tabii. Kitap çıkalı bir yıl olmuştu ama ben ilk kez görüyordum.Onun sayesinde tanıştım Evrim Milaslı ve kitabıyla. Ertesi gün gidip kitabı aldım ve okumaya başladım.Önce kitabın konusundan bahsedeyim azıcık, sonra kitap hakkındaki düşüncelerimi yazayım...19 yaşında bir kız Merve. Ailesi, arkadaşları, iyi bir hayatı var. Ancak bir gün aldığı bir haber, tüm hayatını yeniden şekillendiriyor ve artık bir çok şeyi kenara koyup, hayatının merkezine babasını alıyor.Daha fazla detay vermek istemiyorum çünkü elimden gelse bu kitabı herkesin okumasını sağlarım.Kitap okuyan bilir. Okuduğunuz her kitap sizi alır başka diyarlara götürür. Kimi zaman kendinizi bulursunuz kitapta, kimi zaman da bir yakınınızı... Hatta çoğunlukla kitabın baş karakteri ile kendinizi kıyaslar, benzer ya da farklı yönlerinizi tartarsınız...Bu kitap bende öyle hisler uyandırdı ki, şimdiye dek okuduğum kitaplardan ancak bir iki tanesinde hissetmişimdir aynı şeyleri. Sanki kitabı açtığımda sihirli bir dünyaya giriyordum, beni çocuklar gibi mutlu eden, içimi ısıtan, kimi zaman da hüzünlendiren, ağlatan, ancak her şeye rağmen kopmak istemediğim bir dünyaya...Kitabı hem her an her dakika okumak istiyordum, hem de bitmesin diye okumak istemiyordum. Öyle bir enerji verdi ki bana bu kitap, elimden gelse her an her yere yanımda taşırım.Kitabın anlatımı çok sade. Ama sade olduğu kadar da akıcı. Sanki bir günlük okuyormuşsunuz gibi. Sanki en yakın arkadaşınızı dinliyormuşsunuz gibi.Arka kapak yazısı da şöyle:"Sanki bir film izliyor gibiydim. Kollarım ve başım vücuduma ağır geliyordu. Ayaklarım kendiliğinden, benden habersiz ilerliyordu. Kim nereye götürürse oraya gidiyordum. Saat kaçtı, hangi gündeydik hiç farkında değildim. Bu haldeyken ilaç vermeye çalışan bir yakınımızı reddetmiş olmama kendim de şaşırmıştım. Zaten bitkisel hayattaydım, her şeyden daha da kopmak istemiyordum. Acımı dibine kadar yaşamam lazımdı. Bu benim ödediğim bedeldi.""...Artık bir son vermemiz gerektiğini düşünüp yavaş yavaş durdurduğumuzda burnumu boynuna dayayıp kokusuna içime çekerek bir beş dakika da öylece kaldım. Çok tanıdık, bebek gibi, pudralı kokusuyla kendimden geçmiştim. Sanki yıllardır sevgiliymişiz, o uzak bir yerlere gitmiş de yeni gelmiş gibi bir özlem içerisindeyim. Ama bir anda beynimde bir şimşek çaktı ve hemen kalkıp yanına oturdum."Bir sabah uyandığında hayatının asla eskisi gibi olamayacağını anlayan 19 yaşındaki Merve'nin gözüyle dünyasındaki bütün renklerin kimi zaman ölüme, kimi zaman bir aşka dönüşmesinin hikayesi.Beni gerçekten çok etkileyen bir kitap okudum, okumanızı tavsiye ederim demek az gelecek, elimden gelse herkesin okumasını sağlarım.

30 Ekim 2014 Perşembe

Cumhuriyetimizin 91. Yılı Kutlu Olsun!

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!Mustafa Kemal Atatürk20 Ekim 1927

29 Ekim 2014 Çarşamba

Hayal Kız / Leyla Ruhan Okyay (Günışığı Kitaplığı)

Ödüllü öykücü Leyla Ruhan Okyay ilk kez küçükler için yazdı!Küçüklüğün sınırsız dünyasında hayal oyunları...Gençler için yazdığı Leylek Havada romanıyla Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) 2012 Yılın En İyi Gençlik Romanı ödülüne değer görülen Leyla Ruhan Okyay, bu kez küçük okurlara hayal oyunlarıyla renklenen bir öykü sunuyor. Çocukların sınırsız hayal gücünü gözler önüne seren kitap, özellikle okumayı yaratıcı yollarla öğrenme sürecini, bir çocuğun iç sesiyle anlatıyor. Öykü; hayatı hayaller ve oyunlarla keşfeden çocukların, yetişkine çılgınca gelen düşüncelerini sıra dışı, komik sahnelerle ve diyaloglarla aktarırken, Özge Ekmekçioğlu'nun öykü kadar naif çizgileriyle dş gücünü kışkırtıyor. Okumayı yeni öğrenen çocuklar ile çocuklarla öğrenme ve keşfetme süreçlerini paylaşan yetişkinler için birlikte okuma şansı sunan özel bir kitap.Mavi, hayallerinde sınır tanımayan bir çocuktur. Ona göre, sütannesinin içinde bir süt denizi vardır, doğmamış kardeşinin orada canı sıkılıyordur... Neden olmasın? Okumayı öğrenebilmesi için annesinin yarattığı oyunlar da Mavi'nin hayal gücünü harekete geçirmektedir. Okulla birlikte genişleyen yaşamına, ailenin sürprizi de eklenince Mavi'nin yaşamında heyecanlı günler başlar...Leyla Ruhan Okyay, 1952'de Kırklareli, Alpullu'da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı fakültede Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü'nde kent koruma projelerinde çalıştı; yüksek lisans eğitimini de aynı konuda tamamladı. İlk öykü kitabı Gölgesi Güz'ü (2000), Geyikli Orman (2003) ve Çilesine Aşık (2010) izledi. Yalın diliyle dikkati çeken Okyay, çok sayıda seçkiye katıldı. 2006 yılında, Almanca'ya çevrilen Türk edebiyatından öykücüler antolojisinde yer aldı. İstanbul'un semt tarihleri kapsamında, Yeşilköy: Bizim Köyden Trenler Geçer (2012) adlı kitapta çocukluk anılarını anlattı. Okyay'ın, Günışığı Kitaplığı'nın "Köprü Kitaplar" dizisi için yazdığı romanı Leylek Havada (2012), Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2012 Yılın En İyi Gençlik Romanı seçildi.Son kitabı, çocuklar için yazdığı Hayal Kız (2014).

Video: Yeni Kırtasiye Çantam

Daha önce Instagram'da paylaştığım ve Ebay'den aldığım bu çantayı nasıl organize ettiğimi anlatıyorum bu videomda. Özellikle Instagram'da #planneraddict etiketi altında farklı kişilerin kullanım şekillerini görebilirsiniz;)Çantayı almış olduğum adres: http://www.ebay.com/itm/-/261583858621?roken=cUgayN&soutkn=rOz4vF

27 Ekim 2014 Pazartesi

Son Okuduğum: A Little Something Different - Sandy Hall

A Little Something Different Ağustos ayında çıkmış yeni bir young adult - genç yetişkin türünde bir kitap. Benim bu kitabı keşfetmem tamamen tesadüf. Young adult - genç yetişkin türünde kitapları okumaya geri dönüş yaptığımı yazdığım bu yazımda aslında bahsi geçmişti ve kitabı bitireli epey zaman olmasına rağmen ancak hakkında yazabilecek vakti buldum. O yazıyı yazmadan önce Goodreads'te yine kitap avına çıkmıştım (zaman zaman yapıyorum yeni kitapları keşfetmek için, epey keyifli oluyor;) ) ve konusunu okuyup beğendiğim kitaplardan biri de bu olmuştu. Sonra seçtiğim kitapları tablete yükledim ve bu kitapla okumaya başladım. Sonuç olarak bu türde kitap okumaya dönmek için en uygun kitabı seçtiğimi anladım çünkü çok büyük bir keyifle okudum bu kitabı. 

Bu kitap için oldukça orjinal bir kapak seçimi olmuş; hikayeyle birebir özdeşleşen, çok sevimli bir kapak. Her zaman dediğim gibi illüstrasyonlu kitap kapakları hep en güzel seçim oluyor ;) 

Kitap 14 farklı bakış açısıyla anlatılan romantik bir hikaye. Gabe ve Lea'yı birbirine yakıştıran herkesin gözünden bu hikayeyi okumak oldukça keyifli ve bir o kadar da farklı. Özellikle anlatıcılar içinde 2 tanesi öyle farklı ki gülmekten kendinizi alamıyorsunuz =D Farklı bakış açıları, sevimli, sıcak ve kolay okunan oldukça rahatlatıcı bir hikaye. Okurken bir süre sonra siz de bu iki gencin bir araya gelmesini sabırsızlıkla bekler oluyorsunuz =) 

Ben böyle sıcak, romantik hikayeleri seviyorum. Oldukça hafif ve sevimli bir kurgu olması beni kendine çekti. Tabii ki sonu tahmin edilebilir bir roman ama okuma süreci oldukça keyifliydi. Bu tarz hikayeler seviyorsanız tavsiye edebilirim.

A Little Something Different'ın şu an Türkçesi yok sanırım ve çevrilir mi bilemiyorum, ben ekitap formatında İngilizce okudum.

Bu kitaptan sonra şu an ülkemizde de raflarda pek sık görebileceğiniz Geek Kız'ın İngilizcesini okumaya başladım tablette. Geek Kız (yazar: Holly Smale) A Little Something Different kadar eğlenceli olmasa da okuyorum, bakalım bitirebilecek miyim; çünkü yazar olayları epey ağırdan alıyor =)

20 Ekim 2014 Pazartesi

Cumartesi: Mim'lendim =)

Çok sevdiğim, yazılarını, fotoğraflarını takip etmekten büyük keyif aldığım sevgili Kontes beni mimlemiş. Ben pek Mim yazısı yazmam, hatta daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum ama sevgili Kontes mimleyince ve onun güzel yazısını da okuyunca dayanamadım =) Bu arada Instagram'da da sevgili Biblio beni mimlemişti, onu da mutlaka yapacağım, biraz üşengeçlikten bir türlü fotoğraf çekip yazamadım ;)Şimdi sorulara geçelim =)1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?İkiside. Tek kitapların gönlümde yeri ayrıdır ama seri kitapları okumak da benim bir diğer çok sevdiğim aktivite olan dizi izlemeye benzediğinden =D serileri okumayı, takip etmeyi çok seviyorum. Yalnız yeni serilerde uzun süre beklemek bazen serilerden soğumama neden oluyor çünk konuyu unutabiliyor, ilk zamanki heyecanı da unutup yeni kitabı almayı erteleyebiliyorum maalesef=/2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?Tabii ki ikisi de =) Yalnız bazen türe göre ayrım yapılabilir, mesela çik-lit okuyacaksam pek tabii kadın yazarları tercih ederim.3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?Kesinlikle kitapçıya gidip kitap almak, hatta yerel olanları çok daha fazla tercih ederim. Yerel alışverişe önem veren biriyi, mecbur kalmadıkça büyük kapitalist şirketlerden uzak kalmaya çalışıyorum ama tabii ne mümkün =/ Yalnız indirmli olsun diye interneti de tercih etmiyorum eğer aynısı yerel bir kitapçıda varsa onlar da güzel indirimler yapıyorlar ;)4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?Hımm güzel soru =) Film ve dizi izlemeye bayılıyorum, hatta dizi izlemeye çok bayılıyorum =D Aslında kitapların dizi ya da film olmasını çok fazla sevmesem de ikisini de izleyebilirim eğer sevdiğim bir kitapsa ;) Mesela Pretty Little Liars ya da Harry Potter gibi ;)5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?İkisi de güzel bence =) Haftada 5 kitap okuyabilmek şahane olurdu ama zor oluyor iş güç olunca =/ O nedenle günde en az 5 sayfa diyelim =)6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?Bu da tam benlikmiş =) Çünkü ikisini de isterim =) Zaten mesleki olarak da istiyorum bütün bunları yapabilmeyi ama gerçek hayat zorluyor; yoksa dil edebiyat mezunu olarak ikisi de çok istediğim şeyler ;)7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?Yeni bir kitap okumak. Ne yazık ki ben tekrar tekrar kitap okumayı pek sevmiyorum =)8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?Zor soru. Kütüphanede çalışmak çok keyifli olurdu ama sanırım ben tercihimi kitap satıcısından kullanacağım. Kendi kitabevim olsun aynı Mesajınız Var filmindeki gibi ;)9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı?Ben birçok türde kitap okumayı seviyorum ama belli başlı tek bir tane tür değil de birkaç sevdiğim türde sıklıkla okumayı seviyorum =)10 - Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?Bu tam şu sıralar bana sorulacak bir soru =) Çünkü yakın zamanda Kindle almayı düşünüyorum. Fiziksel kitapları çok çok seviyorum ama e-kitap okumak da çok keyifli, özellikle bol bol İngilizce kitap okuyabiliyorum =)Çok eğlenceli oldu bu, tekrar teşekkürler sevgili Kontes <3Şimdi gelelim mimlemeye! Çok sevdiğim bir başka harika blogger Sycorox'u mimliyorum, eğer isterse yazmak, eminim büyük bir keyifle okuruz yazısını ;)Ve son olarak buraya kadar okuyan sevgili kitap severler, eğer sizde blogunuzda ya da burada yorum olarak yazmak isterseniz, yazdıklarınızı severek okuruz;)

17 Ekim 2014 Cuma

Peri Efsa / Sevgi Saygı (On8 Kitap)

Peri Efsa Sevgi SaygıGeçmişin "gerçek" leri, bugünün yalanları ve bir eve hapsolmuş aile sırları... O evde artık hiç kimse güvende değildi!"Küçük Perim," demişti Cemile... Daha önce hiç konuşmadığı bir tarzda konuşuyordu küçük kızla. "Sen henüz kim olduğunu bilmiyorsun. Dikkatli ol bebeğim. Sen bu dünya bahçesinin büyülü çiçeğisin. Ama sana ayrıkotu gibi bakacaklar... Büyümene izin vermezler. Çok, çok dikkatli ol. Konuşma. Sakın konuşma. Anlatma!" O gün konuşmadı Peri Efsa. Ama her çocuk gibi, unuttu.II. Dünya Savaşı sırasında İstanbul'da bir köşk. Hitler'in 53. yaş gününde doğan iki bebek, Sermet ve Peri Efsa. Birbirine tutkuyla bağlı, ama birbirinen Ay ve Güneş kadar farklı. Sevilen çocuk Sermet, korkulan çok Peri Efsa. Peri Efsa'nın şaşırtan, etkileyen ve korkutan yetenekleri, gizli tutulan suçların ve acıların gölgede kalmasına izin vermiyor. Özellikle de dış işlerinde çalışan babaları Mümtaz Türkmenoğlu için, Peri Efsa büyük bir tehlike.Türkiye yeni kuruluşun sancılarını yaşar, yakın tarihimizin çalkantılı dönemleri birbirini izler, içeride ve dışarıda yapılan büyük hesaplar küçük insanların evlerine sızarken, Efdal Refik ve ailesinin başı, onları karanlık sırlarıyla yüzleştirecek bir "mucize" ile dertte! Polisiye kurguyu fantastiğin sınırlarında dolaştıran yazar Sevgi Saygı'dan bir ailenin trajedi ve sırlarla dolu öyküsü.

16 Ekim 2014 Perşembe

Günlük Ritüeller Büyük Eserlerin Yaratıcıları Nasıl Çalışır / Mason Currey

Bu tarz kitapları hep severim. Yazarların, müzisyenlerin, ressamların, bilim adamlarının hayatlarından kesitler, yaptıkları ilginç şeyler, alışkanlıkları...Kolektif Kitap'ın çıkardığı Günlük Ritüeller kitabı da bunlardan biri.Yaklaşık 150 sanatçının bir gününü anlatan, ilginç alışkanlıklarından bahseden bir kitap.Kitapta Simone de Beavuoir, Voltaire, Jane Austen, Sigmund Freud, Haruki Murakami,Woody Allen, Johann Wolfgang von Goethe, Vincent van Gogh, Isaac Asimov gibi tanıdığımız isimlerin yanında, Morton Feldman, Joan Miro, Igor Stravinski, John Milton, Edmund Wilson, Twyla Tharp gibi bilmediğimiz ( ya da benim bilmediğim) kişiler de var.Bir seferde üç saatten fazla uyuyamayan yönetmen, yatakta çalışmayı seven yazar, çalışma masasının çekmecesinde çürük elmalar bulunduran yazar ve daha niceleri... Çok sıradan yaşayanlar da varmış, ilginç alışkanlıkları olanlar da. Ama kitapta yer alan ustalardan öğrendiğim en önemli şey, hemen hemen hepsinin sabah erken kalkıp çalışmaya başlamaları. Geceleri de çalışanlar var ama azınlıkta. Ve maalesef bir çoğu da bu yoğun tempoya ayak uydurabilmek için ilaç kullanmış.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Günlük alışkanlıklarınızın yaratıcı süreç üzerindeki etkisini hiç merak ettiniz mi? Bir rutin belirleyip ona sadık mı kalmalı, yoksa hayatı akışına mı bırakmalı...Karar vermeden önce bu kitaba mutlaka bir göz atmalısınız.Hayran olduğumuz büyük fikir ve eserlerin yaratıcıları gündelik hayatlarında ne yapıyorlardı? Sıradan insanlar olmaktan çıkıp tarihin sayfalarında kendilerine yer edilmelerini sağlayan o büyük eserler hangi gündelik rutinlerin sonucunda doğmuştu?Bu kitapla Mozart'tan Çaykovski'ye, Kant'tan Flannery O'Connor'a, Picasso'dan Vincent van Gogh'a, Albert Einstein'dan Nikola Tesla'ya, Agatha Christie'den Isaac Asimov'a, tarihin akışına yön veren pek çok insanın gündelik hayatına kısaca göz atabilecek, onların deneyimlediği yaratım sürecini inceleme fırsatı yakalayacaksınız."Büyük eserlerin yaratıcılarının nasıl insanlar olduğunu merak ediyor, acaba ben de onlar gibi olabilir miyim diye düşünüyorsanız, okuyun derim :)

15 Ekim 2014 Çarşamba

Devin Şarkısı / Raife Polat (Günışığı Kitaplığı)

Devin ŞarkısıRaife PolatRaife Polat'tan müzikle dopdolu bir ilk roman!Bir dev, rock yıldızı olursa...Müzik ve edebiyat yazılarıyla sevilen doğa gönüllüsü Raife Polat, bu ilk çocuk romanında, müziğin ve arkadaşlığın gücünü, doğa ile kent yaşamının farklılıklarını esprili bir dille ve birbirinden ilginç karakterlerle anlatıyor. Sürprizlerle dolu roman, yaz tatillerini bir ormanın yakınındaki ağaç evde geçiren üç arkadaşın, bir dev çiftle tanışmasıyla atıldıkları macerayı anlatıyor. Sıra dışı karakterlerle beklenmedik bir atmosfer yaratmayı başaran yazar, şöhret, özel yaşam, aile bağları, dostluk gibi kavramlarla ilgili düşündürürken, telif haklarından internet yayıncılığına kadar birçok güncel konuya değiniyor. Kitap, genç sanatçı Sadi Güran'ın özgün desenleriyle renkleniyor. Eğlenmek, hayaller kurmak, birlikte yaratmak için çocuklar kadar yetişkinlerin de seveceği kitabın müzik albümünün hazırlıkları sürüyor.Gitar çalan Enzo ve arkadaşları Neli ile Kaya, yakındaki ormanda yaşayan dev bir çiftle tanışırlar. Enzo rüyasında duyduğu büyüleyici ezginin den İgıl'a ait olduğunun öğrenince, onun yeteneğini internette paylaşmak ister. Ancak işler karışmaya başlar. Bir devi gizlemek, düşündüklerinden de zordur. Üstelik İgıl, müzik dünyasının baş döndüren ışıltısına kapılmak üzeredir...Raife Polat, 1969'da İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü'nden mezun oldu. Kültür sanat alanında gazetecilik ve radyo programcılığı yaptı. Çocukları için çeşitli konularda atölyeler gerçekleştirdi, yayınlar hazırladı. Uzun yıllardan bu yana ÇEKÜL Vakfı'ndaki çalışmalarını sürdürüyor; çevre ve koruma projelerinde aktif yer alıyor. İlk çocuk romanı Devin Şarkısı (2014) için oyuncu, müzisyen Teoman Kumbaracıbaşı ile çocuk şarkıları albümü hazırlıyor. Polat, eşi, oğlu ve kedisiyle birlikte İstanbul'da yaşıyor.

14 Ekim 2014 Salı

Esrarengiz Bahçe + Herkes İçin Boyama Kitabı (Mavi Kitap)

Esrarengiz Bahçe ve Herkes İçin Boyama Kitabı adından da belli olduğu üzere boyama kitapları =) Ben resim yapmayı, boyamayı çok severim ve Esrarengiz Bahçe ilk gördüğümden beri istediğim bir kitaptı. Ancak geçen hafta Instagram'da @bibliograf ve @murekkepfaresi'nin fotoğraflarını görünce bu kitapları aldım diyebilirim =) Kısacası onların güzel fotoğrafları vesile oldu; çok da iyi oldu aldığımdan beri elimden bırakamıyorum, gerçekten çok keyifli. 

Hatta bu hafta sonu güzel papatyalarımla beraber boyamaya devam ettim. Esrarengiz Bahçe'de bir boyamaya başladınız mı hemen bitirmek mümkün değil, ancak çok uzun zaman harcamanız lazım ki başlar başlamaz bitsin. Benim acelem olmadığından ve zamana yayarak devam etmeyi sevdiğimden belli aralıklarla boyamaya devam ediyorum. İşin en güzel yanı bolca detay olması ve böylelikle bu kitap daha uzun süre benimle birlikte olacak demek =)Geçenlerde Resim Sevinci programına denk gelmek de pek keyifli oldu, beraber resim yaptık =)Siz sever misiniz resim yapmayı, boyama yapmayı ?Herkese iyi haftalar!

11 Ekim 2014 Cumartesi

Cadılar Bayramı / Halloween Kitap Tavsiyelerim ^o^

Cadılar Bayramı / Halloween yaklaşırken ben de bu özel gecede okuyabileceğiniz birakç kitap tavsiye edeyim dedim ^o^

Kitaplığıma şöyle bir baktığımda aslında tam bu temaya uygun epey bir kitap tavsiye edebileceğimi gördüm ki sürpriz olmadı =D Benim gibi fantastik türde okumayı seven herkesin kitaplığı benzer durumdadır eminim ;)

Bu nedenle kitaplığımdan en sevdiğim yazar olan Neil Gaiman'ın okuduğum birkaç kitabını sizlere önermeyi düşündüm. Zaten Neil Gaiman'ı çok seviyorum dediğimde benden yazarın kitaplarından tavsiyelerde bulunmamı isteyenler oluyordu bu sayede onlara da bir cevap vermiş olayım;)

Herhangi bir sıralama olmaksızın;

1. Coraline: Çocuk kitabı kategorisinde yer alsa da Neil Gaiman'ın birçok kitabı için geçerli olan durum bu kitap için de geçerli; yani her yaşa uygun harika bir hikaye =) Coraline küçük bir kız çocuğunun başından geçen esrarengiz, ürpertici üstelik de ailesiyle ilgili kimi zaman korkutan kimi zaman Neil Gaiman'ın espirili diliyle gülümseten olayları anlatıyor.

2. YokYer: Bazen Neil Gaiman'ın hangi kitabını diğerlerinden daha çok seviyorum diye düşünüyorum; sonra bu sorunun cevabını bulamıyorum ama yine de YokYer sanırım en en sevdiklerim arasında =D Sahip olduğunuz hayatın birden size ait olmadığını farketmek, kimliğinizi yeniden kazanmaya çalışmak ne kadar korkutucu, ne kadar heyecan verici? ;)

3. Anansi Çocukları: Bu kitaplar arasında bitirmediğim bir tek bu kitap var; nedeni de yakın zamanlarda okumaya başlamış olmam. Yazarın Amerikan Tanrıları kitabıyla bağlantılı, oldukça keyifli ve yine Neil Gaiman'ın çok sevdiği bir anlatım yöntemi olan mitlerle bezenmiş harika bir hikaye. ( Örümcekler!;) )

4. Mezarlık Kitabı: yine çocuk kitapları kategorisinde ama kesinlikle her yaşa uygun, çok ama çok keyifli bir hikaye. Korkutuculuk yanı zayıf, kurgusu güçlü 'minik' bir "hayalet" hikayesi ;))

5. Yolun Sonundaki Okyanus: Yazarın yeni diyebileceğimiz kitaplarından biri; çok büyülü bir hikaye; rüya gibi, içinde kendinizi kaybedeceğiniz, düşündürücü bir hikaye.

6. Kıyamet Gösterisi: İşte bu sefer yazara Terry Pratchett eşlik ediyor ve kitap bitince diyorsunuz ki bu adamlar neden, NEDEN daha çok kitabı beraber yazmamış =D Muhteşem bir kurgu, olağanüstü bir kıyamet senaryosu, eğlenceli, çarpıcı, senelere varan yazı döneminin eşi benzeri olmayan kurgusu. Evet, bu kitaba bayılıyorum, ama her övgüyü hakediyor ;)

Neil Gaiman önerilerim bu Cadılar Bayramı / Halloween için bu kadar =D (Devamı elbet gelecektir!) 

Herkese bol şekerli, esrarengiz, ama eğlenceli bir Cadılar Bayramı / Halloween dilerim! =D

Not: Kitap okumayacaklara (!) tavsiyeler;

1. Buffy The Vampire Slayer + Angel dizilerinin bütün bölümleri bir gecede (imkansız!) izlenebilir =D

2. Anime severler gelmiş geçmiş en harika animelerden biri olan Death Note'u izleyebilirler;) (Muhtemelen izlemişsinizdir ama hala izlemediyseniz 1sn bile beklemeyin!)

3. Film severler için ilk önerim şüphesiz en sevdiğim vampir filmlerinden biri olan Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles (1994). Kitabını da okuyabilirsiniz ama filmi oldukça güzeldir.

4. Diğer bir film tavsiyem ise unutulmaz başyapıtlardan biri olan Tim Burton klasiği Beetlejuice!

5. Ve son olarak pek tabii günün en özel yapımı It's the Great Pumpkin, Charlie Brown (1966); tam bir klasik!

10 Ekim 2014 Cuma

Öneri: Writing Notebooks

Defterleri, yazmayı, çizmeyi ve hatta çalışmayı (ders&iş) seviyor musunuz?=D İşte o zaman bu yazım tam size göre =)Bildiğiniz gibi ben defterleri, kalemleri, yazıp çizmeyi pek seviyorum. En çok gelen sorulardan biri de "bu defterleri nasıl kullanıyorsun & ne yazıyorsun?" sorusu. Öğrencilik hayatımda, boş zamanlarımda, iş yaşamımda her zaman defterlere, özenli ve güzel yazmaya, kalemlere merakım oldu. Hatta ne zaman internette bir blogda ya da farklı sosyal paylaşım sitelerinde böyle benim gibi bir meraka sahip insanları keşfetsem hemen takip etmeye başlarım. Özellikle fotoğraflar benim için çok önemli; çünkü bütün bunlar bana "ilham" veriyor, beni mutlu ediyor =)İşte bugün de sizlerle bir süre önce keşfettiğim harika bir tumblr adresini paylaşacağım: http://writingnotebooks.tumblr.com/Writing in Notebooks'un sahibi Tumblr'ın felsefesine uygun olarak internette bulduğu resimleri paylaşıyor. Resimler pek tabii tek bir konuya odaklı "yazmak". Günlükler, ders defterleri, çalışma ortamları, farklı materyaller... ve daha bir sürü bu konuda ilham verici fotoğraf mevcut bu adreste. Ayrıca bütün bu fotoğrafların yanı sıra farklı fikirler, çeşitli yazma konuları...vb. yazılar da yer alıyor sitede.Ben bu siteyi oldukça seviyorum ve fotoğraflara bakmaktan, yazıları okumaktan epey keyif alıyorum. Eğer siz de yazmayı, çizmeyi seviyorsanız eminim hoşunuza gidecektir bu Tumblr adresi ;)

7 Ekim 2014 Salı

London + Puzzle + Çay + Sabit Fikir

Geçenlerde yine bir D&R ziyaretimde defter raflarına yine hiç ihtiyacım olmadığı halde bakarken =D bu güzel defteri gördüm ve hemen aldım pek tabii =)) Öncelikle çok alakasız bir rafta yalnızca bir adet duruyordu, aradım taradım bulamadım; ne bu defterin aynısını ne de farklı kapaklısını. Daha önce bu UMUR MY NOTE defterlerden almıştım ama ne bu defteri, ne bu boyutta olanını ne de bu defterin kağıtına benzer bir eşini daha görmemiştim. Bu arada kağıdı özellikle yazmak istedim çünkü gerçekten çok hoş bir kağıt; üzerinde bilgi yok ama yanlış olmasın ivory'e çok yakın bir renk (tam olarak öyle mi emin olamadım) ki böyle kağıtlı defterleri pek severim. Kısacası kapağın şahaneliğinin yanı sıra defter boyutuyla, kağıdıyla kısacası herşeyiyle çok güzel. Daha sonra terel bir kırtasiyeden bu defterin benzerlerine bakacağım belki London temalı başka kapaklar da vardır =DBir sonbahar akşamı gerekli malzemeler =D Kitabı çok önce okudum bitti; zaten bir Betsy kitabı ne kadar elimde sürünebilir ki, hemen okurum =D Yenilerini de Artemis bassa çok sevineceğim, bu seriye bayılıyorum. Çorap delisi bir insan olduğum için Sonbahar'la başlayan çorap sezonuna ba-yı-lı-yo-ruuumm!! Bu unicornlularla açılışı yaptım bu sene =D Bir de şu puzzle var ya puzzle yapmaya başlamak için çok yanlış bir seçimmiş =(( Çok renkli ve çook minik parçalara sahip, inanılmaz zor (işte burada ağlıyorum) cidden bu minik kutulardaki puzzlelardan bir daha asla almam =(Vee Sonbahar akşamlarının vazgeçilmezi sıcak içecekler. Sonbahar'ı ne kadar çooook seviyorum ben yahu! Sanırım benim gibi evcimen kişiler için Sonbahar ve Kış bambaşka mevsimler =) Favori sıcak içeceğim ise pek tabii siyah çay! =D Yıllarca denedim, çok özendim ama bitki&meyve çaylarını hiç sevemedim, kahve ise nadiren çok canım çektiğinde ama siyah çay; sabah kahvaltıda, öğle yemeğinden sonra ve akşam evde dinlenirken mutlaka içmeliyim! (Aradakileri saymıyorum =D)Bir de Sabit Fikir'i çok sevdiğimi size söylemiştim, değil mi? ;))

4 Ekim 2014 Cumartesi

YA Okumaya Geri Dönüş ^o^

Sizi bilmem ama ben dönem dönem farklı türlerde kitap okumayı seviyorum. Bir bakarsınız klasikler, bir bakarsınızdaha hafif çik-lit dediğimiz türde romanlar ya da daha farklı yazınlar. Aslında temelde kesinlikle okumam dediğim ve kendime göre dönüp dolaşıp çok severek okuduğum belirli türler var. Çeşitliliği seviyorum sanırım =)

Sanırım uzun süredir genç yetişkin türünde romanlar okumadım. YA - Young Adult ya da genç yetişkin türü adı üstünde belirli bir yaş kitlesine hitap eden ve kendi içinde de farklı türler barındıran okuması kolay ve keyifli bir tür. Ben blog yazmaya ilk başladığım dönemlerde daha fazla okuyordum sanırım. Ülkemizde de birçok yayınevi popüler genç yetişkin kitaplarını yayımlıyorlar ve bu gerçekten çok güzel. Gençler bu kitaplara bayılıyorlar; özellikle bu türde seri kitapların çok oluşu gençlerin kendi aralarında fan grupları oluşturmasına, kitaplar hakkında sohbet etmesine ve bu sayede sosyalleşmesinde de neden oluyor. Okuma oranını artırması da bir gerçek ki ben insanların dilediğince istediği yazını okumasından büyük bir mutluluk duyduğumdan gençlere okuma alışkanlığı kazandıran bu türü de seviyorum.

Peki gençler okur da biz okumaz mıyız =D Okuruz pek tabii; tür ne olursa olsun, ister çocuk, ister genç kitabı olsun farketmez, ilgimi çeken her kitabı okurum =) En güzeli de bu değil mi? ;)

Şu sıralar tabletten kitap okuyorum, pek de seviyorum. Okunacaklar listemi aşağıdaki fotoğraflarda görebilirsiniz (biraz karanlık olsa da ;) ) 

Bu listeden öyle eğlenceli bir kitap okuyorum ki şu sıralar nasıl eğlenceli olduğunu pek yakında kitabı bitirince sizlerle paylaşacağım ;)

1 Ekim 2014 Çarşamba

Pinterest'ten: Minyatür Kitap Yapımı (DIY)

Orijinal link: http://www.pinterest.com/pin/13229392631028795/Pazartesi'ye ve yeni bir haftaya böyle güzel bir DIY projesiyle başlamak istedim. Ben bu minyatür kitaba bayıldım! En kısa zamanda kendim de denemek ve böyle sevimli kitaplar yapmak niyetindeyim =)Herkese iyi haftalar!

27 Eylül 2014 Cumartesi

Hafta Sonu ^o^

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba ^o^Yaz biter bitmez öyle bir hızla başladık ki iş hayatına, nefes almadan çalışıyoruz desem hiç yalan olmaz =D Şu Cumartesi keyif fotoğraflarına hafta içi imrenerek bakıyorum desem yeridir. Gerçekten iş hayatı çok yorucu, yalnız benim için değil, hepimiz için öyle. Ama ne yapalım, herşeyin tadını çıkaralım, kendimize zaman ayırmaya, ufak aralarla bile mutlu olmaya çalışalım öyle değil mi? Biliyorum çok zor, zor olduğunu bizzat kendim de görüyorum ama mutlu olmak sağlığımız için de çok önemli;)Çok fazla kitap okuyamadım bu dönemde ama defterlerle, kalemlerle oynamaya devam =DKitap almamaya çalışıyorum daha önce de dediğim gibi ama bu Doctor Who kitabını D&R'da arkadaşım koşarak bana getirince kasaya kaç saniyede gittim hatırlamıyorum =D Yalnız kitabın tamamını okumama kararı aldım zira ismine baksanız yeni yapım hakkında zannedersiniz ama büyük bir çoğunluğu pek tabii eski yapımı da içeriyor ki beni hiç ilgilendirmiyor çünkü ben yeni yapımı seviyorum. Sonra bir de bu kitap çoğunlukla yazarın dizi eleştirisini içeriyor ve ben birçok düşüncesine katılmadığımdan, bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim diyemeyeceğim. Mutlaka iyice araştırıp, inceleyip alın derim.Ve yeni başladığım Neil Gaiman kitabı. Çok uzun zamandır kitaplığımdaydı, ben Neil Gaiman kitaplarını pek biriktirmem, alır almaz okurum çünkü kendisi her kitabını bayılarak okuduğum tek yazar belki de. Ancak bir arkadaşım bu Amerikan Tanrıları'yla bağlantılı demişti ve ben o kitabı bitiremediğimden buna başlamaya cesaret edememiştim ama şimdi elime alıp bakınca (özellikle de ithaf sayfasını okuduktan sonra=) ) hemen başlayayım dedim. Sanırım 30sf falan okudum daha ama özlemişim Neil Gaiman'ın kalemini, çok eğlenceli ;)Ve bu haftadan son bir fotoğraf. Bu güzel deftere başlama kararı aldım bu hafta; elimizdeki kullanmaya kıyamadığımız defterleri kullanalım mesajıyla bu hafta instagram'da bir fotoğrafını daha paylaşmıştım =D Günlük notlarımı, yapacaklarımı ve çeşitli listeleri not ediyorum bu güzel deftere ;)Daha sık blog yazmak için bir app bile yükledim telefonuma ama ne çare =D Yoğun olsam da yazmak iyi geliyor, hiç değilse hafta sonları yazarım diye düşünüyorum ;))

*Anansi Çocukları ithaf sayfası - Neil Gaiman

Ahlaki Olan ve Olmayan / Brigitte Labbé - Çıtır Çıtır Felsefe (Günışığı Kitaplığı)

Günışığı Kitaplığı'nın en sevdiğim kitaplarından Çıtır Çıtır Felsefe serisinin yeni kitabı çıktı!Ahlaki Olan ve Olmayan Brigitte LabbéHer yaştan milyonlarca okurun hayranlığını kazanan "Çıtır Çıtır Felsefe" dizisinden 26. kitap!Vicdan olmadan ahlak olur mu?Felsefeyi günlük yaşamdan zengin örneklerle buluşturarak çocukların yaşamlarına yerleştiren "Çıtır Çıtır Felsefe" dizisinin 26. kitabı, birlikte ve özgürce yaşayabilmemiz için ahlak ve vicdan kavramlarını tartışıyor. Dizinin yaratıcısı Brigitte Labbé, kötü olduğunu inandığımız ama yasalarla ve kurallarla yasaklanmayan şeyleri yapmıyorsak, bunun nedeninin insana özgü ahlak bilinci ve vicdan olduğunu anlatıyor; yüzyıllardır tartışma konusu olan etik meselesini bir çocuğun anlayabileceği sadelikte aktarmayı başarıyor."Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkalarına yapma" yaklaşımından yola çıkarak ahlakın evrenselliğini açıklayan kitap, hem sınıf hem de aile içi okumalar için ideal.Bir şeyin asırlardır yapılagelmesi, o şeyin iyi olduğu anlamına gelmez. Töreler, gelenekler, inanışlar, alışkanlıklar hiçbir şeyi kanıtlamaz. Hatta kimi zaman aklı uyutabilirler. Bugüne kadar hep yapılagelen şeyleri, hiç sorgulamadan tekrarlamam tehlikesiyle karşı karşıya kalırız...İşte bu yüzden, birlikte ve özgürce yaşamak için hepimizin, içselleştirilmiş ahlaki kurallara ihtiyacı var.Brigitte Labbé'nin düşünmeye davet eden özgürlükçü yaklaşımı ve güçlü anlatımı kadar, Jaques Azam'ın karikatür tadındaki renkli resimleriyle de benzersiz "Çıtır Çıtır Felsefe" dizisi, çeşitli ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de birçok okulun en çok önerdiği kitaplar arasında yer alıyor. Yaşamı ve dünyanın işleyişini anlamaya çalışan çocuklara yardımcı olacak temel sorularla kurgulanan kitaplar, farklı bir kavramı, günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız örnek olaylarla öyküleştirerek tartışıyor. Dizi, öğretmenler ve anne babalar tarafından da severek okunuyor.Bu seriyi bence tüm anne-babalar edinmeli çocukları için.

25 Eylül 2014 Perşembe

Kömür Karası Çocuk / Müge İplikçi (Günışığı Yayınları)

Çağdaş edebiyatımızın duyarlı yazarı Müge İplikçi, çocuk ve gençlik edebiyatındaki özgün verimini zenginleştiriyor.Göçmen bir çocuğun özgürlük müziği...Yetişkinler ve gençler için yazdığı kitaplar kadar, Uçan Salı ve Acayip Bir Deniz Yolculuğu adlı resimli kitaplarıyla da sevilen ödüllü yazar Müge İplikçi, bu kez çocuklara usta işi bir roman armağan ediyor. Kendini annesiyle birlikte Türkiye'de bir göçmen evinde bulan Salif'in öyküsü, müziğin iyileştirici gücünü, göçmenliği ve dayanışmayı çocuk gözünden, dilinden aktarıyor. Zor bir konuyu, çocukların duygu dünyasını zedelemeden, çocuğa göreliği gözeterek anlatmayı başaran yazarın, komik sahnelerle, ilginç karakterlerle ve klasik müziğin önemli bestecilerinden birinin metne yayılan varlığıyla kurguladığı öykü, keyifli bir okuma vaat ediyor. Sanatçı Huban Korman'ın desenleriyle canlanan kitap, her yaştan okuru, görmezden gelinen yaşamlar üzerine düşünmeye davet  ediyor.Nehirleri ve göğü ışıkla parlayan bir ülkeden Türkiye'ye gelen Salif için hayat, her gün bilinmezlerle doğar. Ayrı düştüğü müzisyen babasını özlemle beklerken, mahallenin okul orkestrasında bulur kendini. Oysa, gerçek bir adresi, okul kaydı yoktur. Üstelik mahalleli bu koyu tenli yabancılara hiç de iyi davranmamaktadır. Müziğin insanları birleştirdiği büyülü anlarla, Salif'in yaşamındaki hüzünlü anlar birbirine karışır. Salif, sevdiklerine kavuşabilecek midir?..

23 Eylül 2014 Salı

Mutlu Olma İhtimalimiz / Freud (Zeplin Kitap)

Psikoloji her zaman ilgimi çeken bir konu olmuştur.Şimdiki aklım olsa, psikoloji okurdum üniversitede.Eh artık o aşamayı geçtiğimize göre, ben de kendimce okuyarak bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum bu konuyla ilgili.En çok okumak ve anlamak istediğim kişi de Freud, onun hayatı ve çalışmaları. Ama tabii bu da öyle kolay değil. Freud'u ve eserlerini anlamak... Tamam kitaplarını alıp okuyorsunuz ama tam anlamıyla anladığınız söylenemez. Çünkü konuyla ilgili temeliniz yok, eğitimini almamışsınız.Ancak ben ısrarla Freud'la ilgili bir kitap gördüğümde alıp okuyorum. Umarım günün birinde hepsini anlayacak kıvama geleceğim :)Geçtiğimiz günlerde Zeplin Kitap'tan bir kitap çıktı, Mutlu Olma İhtimalimiz. Freud'a ait aforizmalardan oluşan kitap benden kaçar mı, tabii ki kaçmaz! Hemen alıp okudum, zaten incecik, 67 sayfa.Freud'un sözü üzerine söz söylenir mi? Asla! Çok beğendiklerimin altını çizmiştim, sizinle paylaşmak isterim:- Psikiyatri, insanlara kanepede uzanırken kendi ayakları üzerinde durabilmeyi öğretme sanatıdır.- Tıpkı ihtiyatlı bir iş adamının tüm sermayesini bir işe yatırmaktan kaçınması gibi, aklımız da mutluluğu tek bir kaynaktan beklemememiz konusunda bizleri uyarır.- Özür dilemek, senin haksız olduğun, karşı tarafın haklı olduğu anlamına gelmez. Verdiğin değerin egondan yüksek olduğunu ifade eder.- İsmini unuttuğunuz kişi hakkında muhakkak olumsuz bir düşünceniz vardır.- Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.- Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.İşte böyle tespitleri var Freud'un, ne diyebiliriz ki, insanları nasıl analiz etmiş!Tam isabet!

18 Eylül 2014 Perşembe

Son Adım Aşk / Kimberley Fisk (Martı Yayınları)

Martı Yayınları birbirinden güzel kitaplar çıkarmaya devam ediyor.İşte onlardan biri:Bir Adım Sen Bir Adım Ben Son Adım Aşk Yazarı: Kimberley Fiskİki kayıp ruh tek bir aşkta buluşursa..."Jenny, dokuz ay önce ölen nişanlısıyla birlikte kurdukları taşımacılık şirketinin sahibi genç bir kadındır. Nişanlısı Steven'ın yasını tutan Jenny bir süredir kötü giden işleriyle de ilgilenememektedir. Bu sırada ortaya çıkan Jared adında gizemli bir adamın beklenmedik talepleri kadının hayatını alt üst etmenin eşiğine getirir. Ölen nişanlısının arkadaşı olan Jared, şirketin kuruluşu sırasında verdiği yüklü miktarda borcu geri istemektedir.Jenny oldukça zorlu bir süreçle karşı karşıyadır çünkü Jared bir yandan genç kadının sahip olduğu her şeyi elinden almaya gelmiş bir düşman, diğer yandan Steven öldüğünden beri ilk kez kalbinin aşkla çarpmasını sağlayan etkileyici bir adamdır. Acaba düşmanca başlayan bu ilişkinin büyük bir aşka dönüşmesi mümkün olabilecek midir?"Okuyalım bakalım nasılmış...

17 Eylül 2014 Çarşamba

Abisler'in Çağrısı / Danielle Martinigol (100Dünya 3. Kitap)

On8 Kitap'tan yeni kitap!

Abisler'in Çağrısı / Danielle Martinigol (100Dünya 3. Kitap)

Sana benzemeyen her şey düşmanın mıdır?

"100Dünya" üçüncü kitapla sona eriyor!

Aëla, stazın gidişatında bir sorun hissetti.

"O da ne?" diye sordu endişeyle.

Kim demeliydin...

"Orada biri mi var?" diye mırıldandı şaşkına dönen Aëla.

Samanyolu'ndan yaklaşık 30 bin ışık yılı uzaktaydılar. İnsan topluluğunun alışılageldik rotalarından kim bu kadar uzaklaşmış olabilirdi ki?

"Bizi mi arıyorlar?"

Bizi buldular...

"Orada..." dedi.

Evet. Görüyorum.

"Kim o?" 

İnsan değil.

"100 Dünya"da nesil yükselirken, Maguelonne'ların tarihine gömülmüş keşifler su yüzüne çıkıyor. Efsanevi inci Melvin Meguelonne, Abis'i Jiu-kam'la nerelere yolculuk etmişti. Başkadeniz'İn efsanevi uzaygemileri Abisler, başka galaksilerle iletişim halinde mi? Başkadeniz, başka hangi sırları saklıyor?

Başkadeniz'e ilişkin gizemlerle çalkalanan 100Dünya Konfederasyonu'nda  kuşku, yerini paranoyaya bırakıyor. Konfederasyon, silahlı güçlerini devreye soktu bile. Medya ise haber peşinde, kitlelerin algılarını acımasızca yönetiyor. Bu arada, galaksinin kaygıyla izlediği, başına buyruk Kara Abis, incisi Aëla Meguelonne'la birlikte herkese ter döktürüyor. Sonu gelmez bir kaosla mücadele eden Meguelonne Ailesi'nde aşk, bu kez hiç beklenmedik bir kıskançlığın çengelinde. Bilimkurgunun sevilen kalemi Danielle Martinigol'ün ünlü üçlemesi "100Dünya", yüreklerde iz bırakan bir finalle sonlanıyor.

1949'da Fransa'nın Burgonya kentinde doğan Danielle Martinigol, büyükbabasından ona kalan bilimkurgu kitaplarıyla tanıştığı on bir yaşından bugüne, türün tutkulu bir hayranı oldu. Beaune ve Dijon'da eğitim gördükten sonra çağdaş edebiyat üzerine yüksek lisans programını tamamladı. Öğretmenlik yıllarında Hachette için pedagojik dosyalar hazırladı. Öğretmenlere bilimkurgu okuma ve yazma üzerine dersler verdi. L'Or bleu (Mavi Altın,1989), Les Soleils de Bali (Bali'nin Güneşleri,1993) ve çok sayıda ödül alıp büyük okur kitlelerine ulaşan Les Oubliés de Vulcain (Vulcain'de Unutulanlar,1995) adlı bilimkurgu romanlarını, iki çocuğunu ve öğrencilerini düşünerek kaleme aldı. Kim Aldany takma adıyla ve Alain Grousset'yle birlikte Les-Mange-Forets'yi (Orman Yiyiciler,1994) yayımladı. Bu kitabın başarısı "Kerri et Mégane" (Kerri ve Mégane) dizisini doğurdu. Martinigol, aynı zamanda fantastik dizi "Lumina"nın da (2000) yaratıcılarındandır. İnsanların koloniler halinde galaksiye dağıldığı bir geleceği kurgulayan "100Dünya" üçlemesinin ilk kitabı 100Dünya'nın Gizli Yüzü (Les Abimes d'Autremer,2001) 2002'de Grand Imaginaire Gençlik Romanı Ödülü'nü, 2003'teyse Chronos Ödülü'nü kazandı. Üçlemenin ikinci kitabı Başkadeniz'e Dönüş'ü (L'Envol de l'Abime,2004) Abisler'in Çağrısı (L'Appel des Abimes,2005) izledi. Martinigol'ün, Edgar Allan Poe'nun öykülerine yorumlu alıntılarla yer verdiği Histoires Terribles (Korkunç Öyküler) adlı öykü kitabı 2013'te yayımlandı. 

12 Eylül 2014 Cuma

Erteleme Sanatı / John Perry

Her zaman beğendiğimiz kitapları yazacak değiliz ya, beğenmediklerimizi de yazalım , belki birilerine fikir verir :)

Kitapçıda bu kitabı gördüğümde çok ilgimi çekmişti, mutlaka alıp okuyayım diye düşünmüştüm. Ama okudum ve pek de beklediğim gibi bulmadım.

Amerikalı bir felsefeci ve aynı zamanda "Sistematik Erteleme" makalesinin yazarı olan John Perry tarafından yazılan kitap ilk anda size çok şey vaat ediyor. Çünkü kitabın alt başlığı "Oyalanma, Savsaklama ve Kaytarma Rehberi". Hani sanki bu kitabı okuyunca, bunları etrafa çaktırmadan nasıl yapacağınızı öğrenecekmişsiniz gibi. Ben de bu amaçla mı aldım bu kitabı? Evet, itiraf edeyim biraz öyle... Oysa ki kitap, bence, ertelemeye farklı bir açıdan bakmayı anlatıyor. 

"Sistematik erteleme, kişinin gereken işleri bu olgudan faydalanacak şekilde yapılandırmasıdır. Aklınızda - belki de, not aldığınız bir yerde- sonuçlandırmak istediğiniz işlerin önem sırasına göre bir listesi bulunur. Bu listeye öncelikler listesi bile diyebilirsiniz. En önemli ve acil görünen işler en üstte yer alır. Fakat listenin alt sıralarında da yapılmaya değer işler bulunur. Bu işleri yapmak, listenin üst sıralarındaki işlerden kaçınmanın bir yoluna dönüşür. Buna benzer bir iş yapısı sayesinde erteleyici faydalı bir yurttaş olur. Hatta benim gibi çok iş kotaran biri olarak nam bile salabilir..."

"...Bana göre mükemmeliyetçilik ertelemeye yol açıyor. Mükemmeliyetçi olduğumu düşünmediğim için bu ikisi arasındaki bağlantıyı görmem zaman aldı. Birçok erteleyici, mükemmeliyetçi olduğunu fark etmez...."

Yani yazar, erteleyenleri bugüne dek iyi gözlemlemiş (söylediğine göre, kendisi de bir erteleyici)  ve bunu farklı yönlerden ele almış. Ama sonuç? 

Kitabı bitirdiğimde  "Eee?" dedim kendime. 

Kitabın en sevdiğim yeri, en başında yer alan Mark Twain'in sözü:

"Bugünün işini yarına bırakma, mümkünse ertesi güne bırak."Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"İyi haber: Artık her şeyi ertelediğiniz için kendiniz kötü hissetmek zorunda değilsiniz. Dünyada ertelemeyi bir yaşam biçimi haline getirmiş sizin gibi çok insan var ve bu insanlar aslında pek çok şeyin altından kalkıp gayet de başarılı olabiliyorlar.John Perry de parlak ve esprili bir üslupla yazılmış bu kitapta, ertelemenin bir kusur değil, aksine faydalı bir şey olduğunu, hatta bir 'sanata' dönüşebileceğini gösteriyor.Siz de teslim tarihleriyle arası iyi olmayan, hemen işe koyulmak yerine kaytarmayı seçen, faturaları ödemek internette gezinen veya önemli işler dururken sürekli başka şeyler icat eden biriyseniz, bu kitap hayatınızı değiştirebilir. Burada önerilenleri yapmayı ertelemek ise en doğal hakkınız..."Siz bilirsiniz, tercih sizin :)

Güne başlarken...

Sonnet 149

Canst thou, O cruel, say I love thee not,

When I against myself with thee partake?

Do I not think on thee, when I forgot

Am of myself, all tyrant for thy sake?

Who hateth thee that I do call my friend?

On whom frown'st thou that I do fawn upon?

Nay, if thou lour'st on me, do I not spend

Revenge upon myself with present moan?

What merit do I in myself respect

That is so proud thy service to despise,

When all my best doth worship thy defect,

Commanded by the motion of thine eyes?

But love, hate on, for now I know thy mind;

Those that can see, thou lov’st, and I am blind.

–William Shakespeare

10 Eylül 2014 Çarşamba

Hafta Sonu

Geçen hafta ne kadar yorucu geçtiyse hafta sonu da bir o kadar yorucu geçti, ama neden? Tabii ki benim gezip tozma hevesimden =D Çok sevdiğim bir arkadaşımla kitapçı&kırtasiye gezdik cumartesi, sonra eve kendimi atar atmaz böyle güzel bir çayla yorgunluk attım =) Bu kitap köşesi de yeni, "evde kitap olmayan oda kalmasın!!" projemin bir parçası ^o^Eylül ayının en güzel yanı okullara geri dönüş başladığı için her yerde bir kırtasiye furyası olması ^o^ Küçüklüğümden beri ya böyle manuel ya da otomatik büyük bir kalemtraş isterim ve sonunda aldım gördüğünüz üzere. Hiç aklımda yokken bu sevimliyi görünce dayanamadım hemen kaptım =DBir kırtasiye alışverişi de dün YDS sınavı sonrası yaptık ;) Sınav stresini attıktan sonra D&R'a yeni gelen ürünlere baktım ve istediğim gibi vintage kategorisinden bir kalemkutu kaptım. Bu arada ben oradayken çok şahane çizgi roman temalı kalemkutuları, defterler...vs. kolilerden çıkarılıyordu, hepsine bayıldım! Zebra Sarasa'lardan da almadan edemedim, bunlar daha önce bende olmayan renklerdi. Bu arada Instagram'da çok soran oluyor; Zebra Sarasa'ları ben Notebook Kırtasiye'den alıyorum çünkü 3+1 ile bir tanesi hediye oluyor, renkler de çeşit çeşit. Önceleri Toyzz Oyuncak mağazasında da vardı bu uygulama ama sonra gittiğimde orjinal satış kutusunun üstünde yer alan "1 hediye" yazısını kendileri karalamışlar; bu benim haliyle pek hoşuma gitmedi. Bir de D&R'larda bazı renkleri de bulabilirsiniz.Kısacası güzel bir hafta sonuydu; umarım sizin de güzel geçmiştir hafta sonunuz. yeni hafta da mutlulukla geçsin ;)

6 Eylül 2014 Cumartesi

TGIF ^o^ + Ofis + Bloglovin

Günaydın! (Sabah başladığım yazım ofisteski yoğunluktan 14:17'de yayımlandı;) )Yoğun geçen bir haftanın ardından yine sevimli bir Cuma gününe merhaba demiş bulunmaktayız ^o^ Ofiste oldukça yoğun olmama rağmen arada küçük mutluluklar yaratmaya çalıştım yine kendime =) Ne olursa olsun arada bir dinlenmek, sevdiğiniz bir aktiviteyi yapmak sonrasında kesinlikle konsantrasyonu artırıyor ve kendinize gelmenizi, enerji kazanmanızı sağlıyor.Ben arada kitap okumaya, çay ya da kahve içmeye veya çikolata gibi bir kaç abur cubur yemeye bayılıyorum gördüğünüz gibi ^o^ Bu küçük mutluluklar özellikle çok yorulduğumda ya da enerjim tükendiğinde bana çok iyi geliyor ;)Bir diğer sevdiğim aktivite de rengârenk kalemlerimle defterlerime yazmak. Meslek gereği zaten yazacak şeyim çok ama onun dışında da yazmak için her zaman bir neden, bir konu bulabilirim. Bu açıdan internette bolca "yazma/organizasyon/planlama" üzerine bloglar okumayı çok seviyorum. Özellikle yabancı bloggerlardan son zamanlarda takip ettiğim kişi sayısı çokça arttı. Bloglovin'i düzenli kullanmaya başladıkça daha da enfes bloglar keşfetmeye başladım ve pek tabii bunda Instagram'ın payı çok büyük. Bir de insan "kendi gibi" birilerini buldukça çok mutlu oluyor ^o^ Öğrencilik yıllarımda, sonrasında etrafımda kırtasiye sever, düzenli defter kullanan/not alan, planlı defterler oluşturan ya da kırtasiyeye önem veren insanlar azdı, sonrasında da iş hayatında da çok az böyle kişilere rastlıyorum; bu nedenle internet sayesinde benim gibi böyle şeylere düşkün insanları keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Instagram'da ya da bloglarında bu konularla ilgilenen ve bunu çok başarılı bir şekilde yapan kişilere bayılıyorum^-^ Bu kadar bahsettikten sonra takip etmeyi çok sevdiğim birkaç ismi de yazayım (her hangi bir sıralama olmaksızın), belki sizlerin de hoşuna gider ;)Instagram: @littleredmoose @my_planner @alight_ss @faustine2012 @orangemidori @kristinnohe @tweetflock @hanyualisa @missthundercat @roxtimeless @_mendigote_ @seaweedkisses @umbooba @coc0range @shindigpaperie @jose_naranja @zowiecc @acco_acco7 Bloglar: A Bowl Full of Lemons - Amy Tangerine - Gourmet Pens - hello sandwich - MyPurpleyLife  - Nadia van der Mescht - Paper Lovestory - The Paper Trail Diary 

Günışığı Kitaplığı / Dört Kozalak

Dört Kozalak / Karin KarakaşlıÖdüllü koleksiyon "Köprü Kitaplar" ın 17. kitabı, Karin Karakaşlı'dan.Sınav yolunda koşanlar, yaşam yolunda tökezleyenler...Editörlüğünü Semih Gümüş'ün üstlendiği, 2010 Mehmet Fuat Yayıncılık Ödülü'yle taçlanan "Köprü Kitaplar" dizisinin 17. kitabını, edebiyatımızın duyarlı kaleminden şair Karin Karakaşlı yazdı. Karakaşlı, farklı kültürel ortamlarda büyüyen dört genci bir araya getirdiği romanında, sınav kaygısının genç bireyleri nasıl etkilediğini duygu dolu, yalın bir dille anlatıyor. Başarmaları gereken bir sınavın yanı sıra, hayatta yürüyecekleri bir yol da oluşturmaya çalışan gençlerin, kültürel ve toplumsal farklılıkları anlamlandırma çabaları ve dayanışmayla her türlü ön yargıyı, zorluğu aşma azimleri romanın güçlü duygu dünyasını düşünsel unsurlarla zenginleştiriyor. Çağdaş Türk edebiyatının özgün yazarlarını çocuklarla ve gençlerle buluşturan "Köprü Kitaplar" koleksiyonunun 17. konuğu Karin Karakaşlı'nın bu romanı, gençler, öğretmenler ve aileler için, birlikte çıkabilecekleri bir edebi yolculuk şansı.Üniversite sınavları yaklaşmaktadır; bambaşka kültürel ve sosyal aile yapılarında büyüyen dört gencin yolu, iki genç öğretmenin evinde kesişir. Her yıl seçtikleri "özel" öğrencileri sınavlara hazırlayan öğretmenlerle bir yandan ders çalışırken, bir yandan da yaşama ilişkin sorularına cevap arayan gençler, gerçek bilgi üzerine kafa yorar ve dostluğun gücünü keşfederler... Karin Karakaşlı, İstanbul'da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Mütercim Tercümanlık Bölümü'nü bitirdi. Kültür sanat sayfası editörü olarak çalıştığı Agos gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Günlü yaşamdan süzdüğü çoğu hüzünlü öyküleri, incelikli bir anlatımla kaleme alan Karakaşlı'nın, öykü kitaplarının yanı sıra bir romanı, köşe yazılarını topladığı bir deneme kitabı ve şiir kitapları yayımlandı. 1994 Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması'nda üçüncülük, 1995 Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması'nda birincilik kazanan Karakaşlı, 1998 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü'ne de değer görüldü. Bütünüyle gözden geçirilerek Günışığı Kitaplığı tarafından yeniden yayımlanan gençlik romanı Ay Denizle Buluşunca, 1997 Bu Yayınevi Roman Yarışması'nda mansiyon almıştı. Çocuklar için yazdığı ilk kitap olan Gece Güneşi, yine Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan Karakaşlı, İstanbul'da yaşıyor, Agos'ta yazıyor.

5 Eylül 2014 Cuma

TYPO

TYPO öyle harika ürünler satıyor ki her birini almak istiyor insan =) Ben henüz bir şey almış değilim, o nedenle Türkiye'ye gelir mi gelmez mi bilemiyorum ama yine de kendime bir istek listesi oluşturmadan edemedim ^o^ Nasıl güzeller hepsi!...

3 Eylül 2014 Çarşamba

Can Yayınları / Yeniler

Ketum kahraman / Mario Vargas Llosa"Bu ülkede küçük de olsa bir uygarlık alanı yaratmak olanaksız," diye geçirdi aklından. "Barbarlık her şeyi önüne katıp sürüklüyor." Karamsarlığa kapıldığı zamanlarda yaptığı gibi yine,gençliğinde gidip başka ülkelerde kendine bir yaşam kurmak yerine, burada, Lima denen bu korkunç şehirde kalmaya karar vermekle ne kadar yanlış yapmış olduğunu düşündü.Peru'da iki şehir ve iki patron. Başkent Lima'da sigortacı Ismael Carrera, taşra güneşinin altında kavrulan Piura'daysa nakliyeci Felicito Yanaqué.Bir tarafta Felicito'nun, kapısına sıkıştırılan örümcek imzalı haraç mektubuna meydan okumasıyla değişen hayatı. Diğer taraftaysa ikinci baharının zirvesindeki Ismael'in ailevi antikalıkları yüzünden kabağın, sadık dostu ve şirketinin yöneticisi Don Rigoberto'nun başında patlaması. Tam da emeklilik hayalleri kurarken...Mario Vargas Llosa, Don Rigoberto'nun Not Defterleri, Üvey Annaye Övgü, And Dağlarında Terör ve Palomino Molero'yu Kim Öldürdü romanlarından karakterlerle renklendirdiği, sürükleyiciliğiyle arkası yarınlara taş çıkaran bu kitabında dalaverenin evrenselliğini bolca tebessümle gözler önüne seriyor.1913 Fırtınadan Önce / Florian Illies1913: Başlangıç ile sonun, zafer ile melankolinin iç içe geçtiği ve her şeyin sanata dönüştüğü bir tarih. Hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı bir dönüm noktası. Eşi benzeri olmayan, muazzam bir yıl. Felice'nin aşkıyla çılgına dönen ve daha bir kez öpüşmemişken darağacına onunla beraber yürümenin hayalini kuran Kafka; kayıp zamanın izinde sürüklenen Proust; asi öğrencisi Jung'la bozuşan Freud; Trieste'de aynı gün cappucino içen Kafka, Joyce ve Musil; Rodin'le tartışan ve nezle olup mızmızlanan Rilke..."Bütün merakım her zaman çöküştü, galiba ilerlemeye ilgi duymaktan beni alıkoyan da bu", diyen Thomas Mann gibi istisnasız herkesin çöküşten bahsettiği, yine de kimsenin avangard yaşamların bir gecede yok olup yerini kan ve baruta bırakacağına ihtimal vermediği hareketli bir yıl 1913. Oysa bilinen dünya, sona doğru yaklaşırken çöküş gerçekten de yakındır. Çok değil, bir yıl sonra takvimler 1914'ü gösterdiğinde, çöküşü çoktan ilan edilen dünya yine de sapasağlam yerinde dururken çalacaktır Büyük Savaş'ın boruları.1913: Fırtınadan Önce'de Florian Illies, Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde, geri dönüşü olmayan felaketlere gebe bir geçiş döneminin portresini ustalıkla çiziyor. 1913: Fırtınadan Önce, uzun 19. yüzyılın ardından, savaşların ve aşırılıkların çağı olarak tarihe damgasını vuracak kısa 20. yüzyılın ilk büyük krizinin eşliğinde sanata, edebiyata ve kültüre dair gösterişli bir kitap.

2 Eylül 2014 Salı

Mavibulut Yayınları'ndan yeni kitaplar!

Çocuklar çok şanslı! Piyasada çok güzel çocuk kitapları var ve her gün bunlara yenileri ekleniyor.Konu çocuk kitapları olunca, en sevdiğim yayınevlerinden biri olan Mavibulut, yeni kitaplar çıkarmış, mutlaka bakın!Konuşan Köpek / Michael Rosen"Evde köpek beslemeyi düşünen herkesin okuması gereken bir kitap. Yazar, köpek (herhangi bir evcil hayvan olarak da düşünülebilir) besleme konusunu tersyüz etmiş ve bizi bir de köpeğin bakış açısından bakmaya davet ediyor. Tuğçe ve annesi hayvan barınağına gidip kendilerine bir köpek seçmiyorlar; hayvan barınağına gidip, bir mülakata katılıp köpek tarafından seçiliyorlar. Aralarında yaşanan diyaloglar ise hem eğlenceli hem dikkat çekici."Garklayan Gamze / Michael Rosen"Kitap, toplumda pek de hoş karşılanmayan bir eylemi merkezine almış: geğirmek!Kahramanımız bu eylemi öyle bir dönüştürüyor ki siz onun kınama, ayıplama gibi durumlarla karşılaşacağını düşünürken o, insanların sevgisini ve hayranlığını kazanıyor. Bu durum toplumsal davranışları sorgulama yönünde fikir verebilir okura..."Pırtlayan Balık / Michael RosenBu kitapta da benzer bir durum söz konusu fakat bu kitapta eylemi gerçekleştiren kahraman, bir balık. Kitap, balığın 'yetenekleri' sayesinde ünlü oluşunu konu alıyor. Fakat günün birinde yeteneğini kaybediyor. Ancak sahibi Ezgi balığını sevmeye devam ediyor."Sandalda Bir Çocuk ve Bir Ayı / Dave Shelton"Dave Shelton ve editörü David Fickling bir ilk kitap olan Sandalda Bir Çocuk ve Bir Ayı ile Branford Boase Ödülü'nü aldılar. Bronford Boase Ödülü yazarı ve editörü aynı anda ödüllendiren, yeni yazarların ortaya çıkmasında editörün önemini vurgulayan bir ödül.Shelton ilk adımını atan bir yazar için editörün çok önemli olduğuna vurgu yaparak 'Yüzüstü düşer miyim korkusunu ciddi ciddi yaşıyordum' dedi. 'Ama David Fickling'in nazik editörlüğü neyse ki dengede kalabilmemi sağladı.'Fickling'e göre kitap insanı alıp götürüyor; insan ilişkileri ve sevgiyle yüklü. 'Karakterleri tanıyorsunuz ve onlarla çatışıyorsunuz, tıpkı ailenizle olduğu gibi' diyor. Ayı sinir bozucu, çocuk da...Ama bir süre sonra onlarla birlikte buluyorsunuz kendinizi. Onlarla birlikte olmak istiyorsunuz zaten ve bunun hiç bitmemesini de...Ama sonuçta bu bir kitap işte...Bitiyor...Seçici kurul adına konuşan Guardian'ın çocuk kitapları editörü Julia Eccleshare Sandalda Bir Çocuk ve Bir Ayı'nın epey güçlü bir aday listesi içinden öne çıkmayı başardığını söylüyor. 'Seçici kurul üyeleri bu kitabın orijinalliğini, öyküsünü benzersiz bir tarzda anlatışını sevdi.' Ve ekliyor: 'Hepimiz daha önce böyle bir şey okumadığımız konusunda hemfikirdik.'

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Swap-Bot

swap-bot.com'da swap yaptığımı daha önce birçok kez yazmıştım. Benim çok sevdiğim bir site; çok farklı, dilediğiniz gibi swap (bir tür takas/hediyeleşme) yapabiliyorsunuz, ama İngilizce bilmeniz şart;) (Daha fazla bilgi için http://www.swap-bot.com/)Ben uzun bir aradan sonra "postcard+bookmark+drink" (kartpostal + kitap ayracı + poşet içecek) ve "4 Bookmarks Swap" (4 Kitap Ayracı) swaplerine katıldım ve bu güzeller bugün elime ulaştı;) Genelde kırtasiye ya da kitaplarla ilgili swaplere katılıyorum ve çoğunlukla böyle cici şeyler geliyor;)Sitede bilmeniz gereken en önemli şey güvenilirlilik. Çok fazla swap yapmış ve belirli (5 gibi) puanları almış kişiler daha güvenilir oluyor. O nedenle yeni olma durumunuz (newbie) geçtikten sonra şart olarak "fazla swap yapmış" kişilerin katılması belirtilen swaplere dahil olmanız daha iyi olur. Tabii ki siz de yeniyken zorlanıyorsunuz ama belirli bir süre sonra size de verilen puanlarla sizin de "güvenilir" olduğunuz ortaya çıkıyor ve böylelikle her swape rahatlıkla dahil oluyorsunuz.Swap yapacağınız partnerleri seçmeniz (özel swap-birebir harici) seçmeniz mümkün değil, koordinatörler katıldığınız swapte katılım tarihinin son günü bunu belirliyor ve bu otomatik olarak site tarafından yapılıyor.Ben kısaca buraya bu bilgileri yazdım ama ne yazık ki İngilizce bilmiyorsanız bu işlemler biraz zor olabilir; o nedenle İngilizce bilen birinden yardım almanızı tavsiye ederim. Karşılıklı gönderim yapıldığı için bir aksilik çıkmaması çok önemli, gerçekten titiz davranıyorlar bu konuda;) ama bu sayede çok güzel takas/hediyeleşme yapılabiliyor;)

Beni Bulun / Michelle Knight (Martı Yayınları)

"Ne zaman bir kelebek görsem, hayatın gerçekten ne kadar değerli olduğunu tekrar hatırlıyorum. Tırtıldan güzel bir kelebeğe dönüşebilmek, özgürce ve mutlu bir şekilde nereye istiyorsan oraya uçabilek. Sana ne yapman gerektiğini söyleyen birileri olmadan yaşamak. Ben de hiçbir endişem, kaygım, acım olmadan; hiçbir şey için gözyaşı dökmeden özgürce uçacağım günü bekliyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum. Güzel kelebeklerinki gibi özel bir gün yaşamak istiyorum. İçimde hüzün olmasın istiyorum."Öyle bir kitap okudum ki, nasıl anlatacağımı bilmiyorum.Michelle Knight. Ailesinden sevgi görmeden büyümüş, evden kaçıp sokaklarda yaşamış, çocuk denecek yaşta hamile kalıp anne olmuş ve bakamadığı için çocuğu elinden alınmış. Tüm bu yaşadıkları yetmiyormuş gibi, 2002 yılında, çocuğunu görmeye gitmeye çalışırken, sapık bir adam tarafından kaçırılmış ve tam 11 yıl boyunca (dile kolay, 11 gün değil, 11 yıl) o adamın tecavüz ve işkencelerine maruz kalmış. Öyle pis bir ortamda, öyle şeyler yaşamış ki, okurken insanın yüreği dayanmıyor; acaba kadın nasıl dayanmış diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.Sonrasında adam iki kadını daha kaçırıp aynı eve kapatmış ve bu üç kadın aynı evde 11 yıl tutsak edilmiş, iğrenç şeyler yaşamış. 2013 yılında kurtulmuşlar ve bu olay dünya çapında yankı bulmuş. Ben böyle bir olay duyduğumu hatırlamıyorum ama kitabı bitirdikten sonra internetten araştırdım, bir sürü habere rastladım."Eve dönüşümü kutlamak istiyorum, cenazemi görmek değil. Söylemek ve yapmak istediğim hala çok şey var. Hayat, yanlış yaşamak için çok kısa... Bugünden sonra her iyi olanı kucaklayacak ve her kötü şeyi bozacağım. Bir hayat için yeterince kötülük gördüm. Şimdi hayatımda iyi şeylerin olmasını ve endişelenmeden yaşayabilmeyi istiyorum. Sevdiğim insanlarla yaşamak, sonsuza dek onların gülümsediklerini görmek ve 'benim' diyebileceğim bir ev istiyorum, hapishane değil. Başarısız ve yıkılmış olabilirim ama bu sadece başım dik ve gururum kırılmış bir şekilde yeniden ayağa kalkabilek için. Sadece bu kabusu kalbim atarak, ruhum çalınmamış ve yara almamış bir şekilde atlatmak için."Kadınların, erkeklerin, herkesin okuması gereken bir kitap çünkü gerçek bir hikaye var, hepimizin başına gelebilecek bir hikaye...

bir yaz gecesinden notlar

"Mavi bir renk değil bir huydur bende 

ve benim yetinmezliğimdir"

Hiçbir şey anlamadım bu yazdan, ne tuhaf geçti. Zaten yaz sıcağının insanı pelteleştiren, nemden ağırlaşmış, birbirine benzeyen günleri içime hep bir sıkıntı verir. Büyük şehirlerde sanki şehir o yaz boyunca soğurduğu sıcak nefesini solur yüzünüze yüzünüze, kaçamazsınız bir yerlere. Yaz gecelerini severim ama, uzadıkça uzasın isterim, uzatırım. (Maviye çalar ya bir de rengi hani.) Hafif bir esintide gece yürüyüşleri, sokaklar, teraslar, balkonlar, yine sokaklar... Sanki duvarlar arasında yaşadığımızı bize biraz unutturacak bir şeyler var yaz gecelerinde…Pencereler açık, dışarının sesleri doluyor içeriye. Alt komşu kaç gündür döne döne Ajda’nın insanın içini sızlatan eski şarkılarını dinliyor. Sokağın karşısındaki evlerden birinden de 60ların 70lerin Amerikan şarkıları yükseliyor kimi zaman. Daha önce hiç duymadığım şarkılar, insanın hiçbir şey yapmayıp sadece onları dinleyesi geliyor. Asi bir taşralı şarkıcının söylediğini hayal ediyorum. Cesaret bulsam seslenip soracağım. Bazen bir yaz sarhoşu bir şeyler mırıldanarak geçiyor sokaktan. Uzaktan gelen araba sesleri. Maç varsa –bu geceki gibi- arada duyulan bağırışlar. Tüm sokak, aynı gecenin içinde bu sesleri dinliyoruz hep birlikte. Geceyarısından sonra arka avluda kesik öksürükler, geceyarısı açılan bir musluğun sesi. Martı çığlıklarıyla uyuyoruz, ki çok gürültücüler, sonra uzun uzun öten vapur sesleri geliyor uzaktan sabaha karşı. Denizi hatırlatan bir şeylerle uyanmak güzel! Bütün bu sesler evreni, insana zamanı birileriyle bölüştüğünü hatırlatıyor sanki, biz hepimiz bu şehirde aynı gecenin içindeyiz.

Yaz çoğunlukla bu şehirde, geceleri müzik dinleyerek, sabah erken saatlerde yürüyüşe çıkarak, öğle vakitleri mümkün olduğunca içerilere kaçarak, kendimi günbatımlarına ve affedersiniz instagrama kaptırarak, Moby Dick’i okumayacağım diye kendimi biraz olsun bazı kitaplardan azade etmenin rahatlığına bırakacakken Melville çevirisiyle cebelleşerek geçti. Okyanus hayaletleri, aman ne fena denizin koordinatsızlığı filan diye bir yazı yazdıktan sonra Melville’in denizcileriyle, güvertede, açık denizlerdeyim şimdi. Aslında denize olan aşkım  baki. Bunu bu yaz daha iyi anladım. Bir de vapurlara. Daha önceki yazımı bilenler nasıl da tutarsız bir insan olduğumu düşünecekler haklı olarak:)

Yazın çok kitap okuyamadım, bölük pörçük okumalar sadece. Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e mektuplarını okudum. Çok dokunaklı satırlar. Has bir tutku. “İki yitik hasret, iki parça can.” Tutkunun, insanı çocuk yapan bir yanı var. Ahmed Arif öyle kendine özgü ifade etmiş ki sevgisini.. Ağzı da bozuk hani bayağı. Basıyor küfrü. Şu çağda yaşasa, (hele ki whatsapp kullansa:)) bunları hissedemezdi, yazamazdı diye düşündüm nedense. Bir yandan da Sylvia Plath'ın günlüklerine başladım fakat ikimizin melankolisini bu yaz kaldırmaz deyip yarım bıraktım. Yoksa çok severek okuyordum. Yetinmezlik üzerine düşündüm. Plath'ın her satırında soluk alan bir his bu. Hayatın eksik kaldığını hissetmek, ikinci bir hayat özlemi sürekli. Ne kadarıyla yetinmeli hayatın, ne kadar fazlasına istek duymalı? Bu sorunun cevabını veremiyorum. Ne kadarı açgözlülüğe giriyor? Hayatı genişletme isteği bir yandan insanı diri tutan, yaşadığını hatırlatan bir şey değil mi?

Dostoyevski’nin Timsah adlı bir öyküsünü okudum ve içine Kafka kaçmış bir Dostoyevski ile karşılaştım. Bir komiklikler, bir ironi, bir taşlama ki sormayın gitsin. Bayıldım! Bir timsahın içinde yaşamaya başlayan bir adamı anlatıyor. Kadınların Kafasından Geçen Öyküler’e başladım bir yandan, -maymun iştahlılık işte- hoş bir seçki. İlk olarak Tomris Uyar’ın “Yaz Şarabı” öyküsünü okudum. Bir kadının yaşadığı bir gecelik tuhaf bir ilişkiyi yine müthiş ayrıntılarla anlatıyor. Ray Bradbury’yi Fahrenheit 451 dışında bilmezdim, geçen gün doğum günü diye gittim Resimli Adam isimli kitabını aldım. Çok yazara da yapmam böyle bir kıyak ama o gün içimden geldi. Bradbury’nin farklı bir kafası var. Resimli adam, vücudu resimlerle kaplı biri. Bu resimler gece boyunca yer değiştiriyor. Her öykü o resimlerden birinin hikayesi. 

Blogu iyice boşladım, işte yazın yan etkilerinden biri. Bir türlü yoğunlaşamamak, kafanın hep biraz bulutlu olması. “Eylülüz bu gece”, diyor şarkıda. Epey hüzünlü bir şarkı. Yaz gecesi bunu kaldırıyor, Romy Schneider da, e yazı da öyle, o halde korkmayalım, dinleyelim! Uzun bir aradan sonra sevgiler.

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir Pazartesi

Dün (Salı gece yarısından sonra yazıyorum, "dün" aslında Pazartesi ;) ) hava yağmurlu olup bir de güzel serinleyince keyfim yerine geldi ve çalışma odamda geçirdim tüm günü. Bu da sabah çektiğim fotoğraf, tam güne uygun, beni mutlu eden aktiviteleri yaptığım güzel saatleri yansıtıyor =)

Bu da gün sonundan bir fotoğraf. Gün boyu okumalar, kalemlerle, defterlerle oynayarak geçti. İnsan resmen stres atıyor böyle saatlerde, mutlu oluyor ;)

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Mürekkepbalığı + Red Kit + Macbeth

Şu sıralar bloga yazmaya üşeniyorum desem =D Aslında üşengeçlik havaların bu kadar sıcak olmasıyla başladı, resmen dengem şaştı; uyku düzenim bozuldu, sıcaktan fenalık geçirir oldum =D ... vs. Neyse böyle negatif şeyler yazmayı hiç sevmem ama yazılacak çok şey birikti, hava biraz serinlesin de =DBu arada bugün yeni bir video çektim ama paylaşmadan bloga yazmak gerek dedim ve böylece birkaç fotoğrafla neler yaptığımı paylaşmaya karar verdim ;)Bugünkü mutluluğum. Sonunda bu güzel dergiyi ben de alabildim. O kadar harika ve başarılı bir dergi ki; o güzel sayfaları çevirirken defalarca düşündüm kâğıda, kaleme gönül vermiş bu güzel insanlar nasıl muhteşem bir iş yapmışlar üstelik büyük emek harcayarak bu dergiyi çıkarmışlar ve aynı şeylere gönül veren bizleri ortak bir noktada buluşturmayı başarmışlar. Büyük emek yatıyor her sayfasında, umarım uzun yıllar bu harika dergiyle buluşmaya devam ederiz bizler. Onları kutluyorum. (Bu arada her bir sayfası muhteşem ama Sibel Alaş sayfaları pek bir hoşuma gitti, çok güzel bir röportajdı).Bu da dünkü mutluluğum =D Geçenlerde eski Red Kit'lerimi paylaşmıştım, ondan sonra tekrar Red Kit okuyasım geldi, üstelik okumadığım çokça hikyesi var ve bu beni tabii ki mutlu ediyor =) Dün de aklımda yokken aldım bu kitabı ve akşam okuyup bitirdim ;)

HIHHH!! =D

Sanırım Macbeth en sevdiğim Shakespeare oyunu. Bu kitabı da çok seviyorum; kuzenimin hediye ettiği çok eski bir basım, dün sabah elimdeydi yine ;)

Şu sıralar en büyük amacım da aynı anda okuduğum kitapları bitirmek. Cidden bu huyuma bir son vermem gerek çünkü böyle olunca kitaplar bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyor ve ben de yeni kitaplara başlayamıyorum. O nedenle mümkün olduğunca aynı anda birden fazla kitap okumamaya karar verdim ;)

İşte böyle; sabırsızlıkla sıcakların geçmesini beklediğim bugünlerde ben bunları yapıyorum =)) Siz neler yapıyorsunuz, okuyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum =)

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Romantik İroni / Tuba Akyol

Tatile gidecekseniz ve orada deniz kenarında güneşlenirken okumak için bir kitap mı arıyorsunuz? Evet, tam yerine geldiniz!Nar Kitap'tan Sevgili Tuba Akyol adıma imzalı kitabını gönderdiğinde çok hoşuma gitti. Çok güzel düşünülmüş bir jest bence!Kitabı alır almaz okuyamadım ama  gözümün önünden ayırmadım, yakında okurum diye. Geçen hafta izinliydim ve evdeyken başladım, iki günde de bitirdim. Öyle eğlenceliydi ki, illa ki okumanız tavsiye olunur!Kitapta Banu adında bir kadının yaşadıkları anlatılıyor. Daha çok "günlük" havasında yazılmış.İş hayatı, sevgilisi, arkadaşları her şeyi paylaşıyor bizimle. Öyle de tatlı bir dille paylaşıyor ki, su gibi okuyorsunuz.Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Mutlu Sonlardan Sonra Ne Olur?İş yolu biraz engebeli: Dubai'den Diyarbakır'a, Moskova'dan Urfa'ya, Cape Town'dan Van'a yollar...Aynı evde hayat biraz dalgalı: Mutlu günler, o kadar da mutlu olmayan günler; kavgalar, barışmalar, kahkahadan sessizliğe, meraktan şüpheye, özlemden umursamazlığa haller...- Aidatı yatırdın mı?- Hı hı.Konuşunca barışmış sayıldık.Maydanozun, şişme botların ve kullanma kılavuzları için kullanma kılavuzu yazılmasının faydaları, rüyalar ve oyunlar, gece hayatı ve sıkıntı, tembellik ve tembel fikirler üzerine, her şey ve hiçbir şey hakkında, sonu olmayan bir kitap.Ayrılık sevginin değil, hayat karşısında artık yan yana, omuz omuza, el ele durma arzusunun bitmesi demek. Sevgiyi bitiren, nefrete dönüştüren, ayrıldıktan sonra ayrılamamak."Hala tatile gitmeyen varsa, bu kitabı almadan gitmesin! Demedi demeyin!

15 Ağustos 2014 Cuma

Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -2

Bu haftanın ikinci videosunu az önce youtube kanalımda yayımladım, yine eğlenceli bir DIY/Nasıl Yapılır? videosu sizi bekliyor. Siz de denerseniz burada ya da diğer sosyal ağlarda (instagram, twitter, facebook, youtube ) paylaşmayı unutmayın, biliyorsunuz DIY/Nasıl Yapılır projeleri yapıldıkça, çeşitlendikçe güzelleşiyor ;)Bu arada diğer DIY/ Nasıl Yapılır? projemi deneyenler instagram'da paylaştılar, çok mutlu oldum; bir kez daha teşekkür ediyorum onlara ^.^

Sana Sarılırsam Korkma / Fulvio Ervas

"Bazı yolculuklar daha yola çıkmadan başlar. hatta bazen çok daha önce.On beş yıl önce hayat,sevdiklerimle birlikte, tanıdık, rahat ve huzurlu bir şekilde akıp gidiyordu. Sonra birdenbire Andrea beni altüst etti, ceplerim boşaldı, kalbime açılan kapıların kilidi değişti. Her şey birbirine karıştı.Bütün bunlar için birkaç kelime yetti: Oğlunuz muhtemelen otistik."Oğluna 3 yaşında otizm teşhisi konulan bir baba, 18 yaşına gelen bu otistik oğlunu alıp ABD ve Latin Amerika'ya uzanan bir yolculuğa çıkar mı? Hangi anne baba böyle bir şeye cesaret edebilir?Franco Antonello etmiş. Otistik oğlunu alıp Amerika'dan başlayarak ta Brezilya'ya kadar geze geze gider. Kitapta anlatılanlar da işte bu yolculukta yaşananlar. Aslında öyle güç bir iş ki yaptığı! Oğlu otistik, ne zaman ne yapacağı bilinmiyor. Tanımadığı insanlara sarılıyor ve karınlarına dokunuyor. Ve baba oğul tamamen plansız programsız bir yolculuğa çıkıyorlar.Kitapta onların yolculuğunu okurken, diğer yandan da bir babanın oğluna olan sevgisini, onunla ilgili endişelerini, çabalarına tanık oluyorsunuz. Hani hep annedir ya çocuğunun etrafında dönen, onun için endişelenen, kendinden bile vazgeçen...İşte burada öyle olan kişi baba, anne değil. Bu yüzden, ben bu kitabı annelerden ziyade babalara tavsiye ediyorum, umarım okurlar...Kitabın arka kapak yazısı şöyle:"Andrea otistik bir genç. Ne zaman başlayacağı bilinemeyen bir fırtına gibi. Parmak uçlarında yürüyor. Nesneleri büyük bir titizlikle sıralıyor. Birini tanımak istediğinde sarılıp karnına dokunuyor. İnsanlardan uzak, paralel bir evrende yaşayan Andrea hastalığının esiri ve babası Franco da oğlu uğruna savaşan bir şövalye, yılmayan ve hayal kurmayı bırakmayan bir şövalye...Yıllarca modern, deneysel ve alternatif tıp yöntemlerinin hepsini denediler. Şimdi farklı bir yolculuğa çıkıyorlar. Ne pusulaları var ne de yol haritaları belli. Amerika'yı motosikletle bir uçtan öbür uca kat edip Guatemala ormanlarının derinliklerine dalıyorlar. Normal kabul edilenin geçerliliğini yitirdiği, aslında kimin farklı olduğunun belli olmadığı bir üç ay. Bu yolculukta Andrea timsahları sevip garsonlara sarılıyor ve şamanlarla iletişime girip arkasında kağıt parçacıklarından izler bırakıyor. Bu destansı yolculuk macera dolu, zorlu, şaşırtıcı ve gerçek. Tıpkı Andrea gibi.Oturup kendine acımak yerine harekete geçmek gerek çünkü hayat sürprizlerle dolu. Ve her şey her an değişim halinde. İnanın."

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Barış Odaları / Aslı Der

Günışığı Kitaplığı yazarlarından Aslı Der'in yeni kitabı çıkmış.Barış Odaları / Aslı Derİlk iki kitabı yüz binlerce çocuğa ulaşan Küçük Cadı Şeroks'un üçüncü macerası!Barışı bir kral mı, bir çocuk mu kurabilir?Felsefenin derinliğini fantastik edebiyata taşıdığı çocuk romanlarıyla çok sevilen Aslı Der, Küçük Cadı Şeroks'un üçüncü macerasıyla okurla buluşuyor. Dizinin ikinci kitabı Büyük Tuzak'la Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı ödülüne değer görülen ve 2010 yılında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu (IBBY) Onur Listesi'ne giren yazar, dizinin üçüncü kitabında barış ve uzlaşma üzerine düşündürüyor. Sorunlara konuşarak ve tartışarak çözüm aramanın, barışı birlikte kurmanın önemine değinen roman, fantastik unsurlarla iç içe felsefi metni, tempolu kurgusu ve siyah-beyaz desenleriyle keyifli bir okuma vaat ediyor. Birlikte yaşamanın evrensel sorunlarını ve deneyimlerini hassasiyetle öyküleştirirken, çocuklara, eğitimcilere ve ailelere keyifli bir okuma ve tartışma olanağı sunuyor.Prens Hortim'in aniden ortadan kaybolduğu Masallar Ülkesi'nde uğursuz bir sis hızla yayılmaktadır. halkın sorunlarını, anlaşmazlıkları tartışıp konuşarak çözümlemek için kurulan Barış Odaları'nın yerini uzun süredir Prens almıştır. halk her derdini ona anlatmaya, çözümü de doğrudan ondan öğrenmeye alıştığından, prens ortada olmayınca huzursuzluk tırmanır. Sarayda işleri ele alan Prenses Foreri'nin prensi bulmakla görevlendirdiği Küçük Cadı Şeroks, hain bir oyunu bozabilecek midir?Aslı Der, 1975'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'ndeki eğitimini tamamladı. İngilizce ve Fransızcadan çeviriler yaptı. Kitaplarına felsefe eğitiminin derinliğini ve zenginliğini taşıyan yazarın ilk kitabı Küçük Cadı Şeroks'un ikinci macerası Büyük Tuzak, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) tarafından 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı seçildi. Yazar, bu kitabıyla Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu'nun (IBBY) Onur Listesi'ne girdi. Son olarak Şeroks'un üçüncü macerası olan Barış Odaları'nı kaleme aldı. Fantastik çocuk romanları Tehlikeye 3 Yolculuk ve Kayıp Rüyacı'nın ardından ilk gençlik romanı Defne'yi Beklerken'i yazan Aslı Der, eşi ve iki çocuğuyla birlikte İstanbul'da yaşıyor.

12 Ağustos 2014 Salı

Yeni Video: Renkli Kitap DIY/Nasıl Yapılır? -1

Youtube kanalımda yeni videom var! =) Kanalı açma sebeplerimden biri de çeşitli DIY/Nasıl Yapılır videoları paylaşma isteğim. Bu tip projeler yapmayı, denemeyi çok seviyorum. Siz de denerseniz burada ya da diğer sosyal ağlarda (instagram, twitter, facebook, youtube ) paylaşmayı unutmayın, biliyorsunuz DIY/Nasıl Yapılır projeleri yapıldıkça, çeşitlendikçe güzelleşiyor ;)

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Cenneteki Yabancılar + Red Kit + Cinayet Sırları

“Comics are a gateway drug to literacy.” 

                            ― Art Spiegelman

Cenneteki Yabancılar-1 bitti. Böyle harika bir çizgi roman serisine başlamış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve vesile olan amcama birkez daha teşekkür ediyorum;) Çizgi roman okumayı seviyorum ama böyle derin karakterlere, eşsiz konulara, muhteşem uslûba sahip olanları ayrı seviyorum. Şimdi ikinci kitaba başladım, yine aynı mutlulukla ara vermeden okumaya devam etmek çok güzel.

Katchoo benim favori karakterim, işte böyle kızıyor arada =) Ama öyle doğru söylüyor ki...

Çizgi roman demişken dün bir kez daha bu güzellikleri elime aldım =) Bu Red Kit'leri babam 90'lı yıllarda gazete ile almıştı. Öyle severek okudum ki, hem de defalarca sonradan yepyeni büyük boy çıkan Red Kit kitapları nedense aynı keyfi vermedi. Elimdekilerin çizimi ve çeviri kalitesi gerçekten çok iyi; bir ara sahafa gidip bunlardan bulabilir miyim bakacağım ;) 

Bu fotoğrafta da fonda Neil Gaiman'ın Cinayet Sırları isimli çizgi romanı var. Mitolojik, harika bir hikaye, çizimlerini ve kitabın (kocaman) boyutunu pek seviyorum ;) Bir süre önce okumuştum, blogda diğer resimleri de vardır sanırım, tavsiye ederim.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Doctor Who Sezon 8

Vee çekimler biter! Biz heyecanla 8. Sezon'u izlemeyi beklerken, çekimler bu hafta bitmiş. Moffat yeni Doctor için "öncekinden çok daha İskoç" diyor =D Bu kısacık yorum  o kadar çok şey ifade ediyor ki ;D Jenna Coleman, "Gizemli, karmaşık, sıcak" derken Capaldi ise Doctor için,"Eğlenceli, tutkulu, korkusuz!" gibi ifadeler kullanıyor. Ağızlarından çıkan her bir kelime merakımı, heyecanımı o kadar artırıyor ki; günler geçsin bir an önce yeni sezon başlasın istiyorum ;)Jenna Coleman benim çok ama çoook sevdiğim Rose'dan sonraki en favori Companion'ım. Farklı, gizemli ve çok hoş bir karakter. The 9th'i çok severim, The 10th benim için bambaşkadır ve onların sezonları gerçek Doctor serüvenleridir benim gözümde; ama The 11th'a gelecek olursak o Doctor'u farklı bir şekilde sevdirdi ve "popülerleştirdi". İçlerinde en az sevdiğimin o olduğunu bu yorumumdan anlayabilirsiniz; o ve companionları tam bir "Popüler Kültür" ikonları oldular; fangirller, fanboylar yani bir dizinin belki de izlenebilme oranını en iyi artıracak kitle onlara bayıldı. Öncesinde popüler değildi demiyorum; buradaki popülerlik daha çok "kullan-at", "harca-bitir", "sev-geç"... kitlesinin diziyi başka yöne çekmesi. Tabii ki Doctor Who için (Moffat için;) ) bu güzel birşey ama sonunda yeni Doctor Peter Capaldi'nin belki de bu yaşta olması onu başka tarafa taşıyabilir, Doctor'un olgun karakterini (çocuk ruhlu olması ayrı tabii, onu seviyorum ;) ) öne çıkarır diye düşünüyorum. Kısacası Capaldi'den çok umutluyum ;)Sonuç olarak; Doctor'u beklerken geçmeyen şu günlerde şöyle eğlenceli bir şeyler izlemek istersiniz belki ;)Daha fazlası için;http://facebook.com/ArtworkOfStephenB...http://twitter.com/stephenbyrne86

8 Ağustos 2014 Cuma

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Renkli Kitap Youtube Kanalım!

Renkli Kitap Youtube kanalıma geri dönüş yapıyorum ve pek yakında yepyeni videolarımı hem blogumdan hem de youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.Sevgiler ;)

5 Ağustos 2014 Salı

Eat. Sleep. Read & Ye. Uyu. Oku.

"Eat. Sleep. Read" bir tatilden başka ne beklerim =D Açıkçası son bir hafta (Ramazan Bayramı Haftası) çook yoğun geçti benim için ve pek tatildeymişim gibi hissetmedim. Koşuşturmaca bitip de şu söylediğim güzel aktiviteleri yapmaya başlayınca tatilde olduğumu anlamaya başladım. Belki de en doğrusu bugünden itibaren biraz tatil yapacağım demek ve umarım güzel, mutlu bir tatil olur ;)Koşuşturmaca dedim ama aradaki küçük zamanları değerlendirmedim değil geçen hafta =) Bolca balkon keyfi yaptım sanırım; balkon keyfi de okumalı, yazmalı, çizmeli oldu tabii ki ;) Ayrıca Strangers in Paradise / Cennetteki Yabancılar'a başladım ve çook sevdim. Güzel bir çizgi roman okumaya başlayınca neden hep çizgi roman okumuyorum ki diye düşünüyorum; çok seviyorum çizgi roman, grafik roman ya da manga okumayı.

Bu da bol fotoğraflı bir yazı olsun;) Eğer beni Instagram'dan takip ediyorsanız fotoğrafları zaten görmüşsünüzdür; şu sıralar Instagram'sız yaşanmıyor =) Gerçekten ben çok seviyorum Instagram'ı, bir nevi micro blogging, anlık paylaşımlar&mutluluklar çok keyif verici oluyor ;) ve tabii ki oradaki dostluklar da bir başka ;)