29 Kasım 2014 Cumartesi

Kitap: LONDRA - Bilmek İstediğiniz Her Şey

Hazır hafta sonu gelmişken, sonunda size bu harika kitaptan bahsedebileceğim. Şu sıralar kitaplığımı temizledim; okuyup da saklamak istemediklerimi eledim ve iki farklı günde bunları 2.el kitap alan kitapçılara sattım. Çok muhteşem ücretlerde satamıyorsunuz maalesef, pazarlık yapmıyorlar=) Her neyse kazandığım parayla yeni kitaplar aldım pek tabii ve bunlardan biri çok büyük bir mutlulukla aldığım LONDRA - Bilmek İstediğiniz Her Şey kitabı oldu ^o^

Bu kitabı daha önce ilk kez Tüyap Bursa Kitap fuarında NTV standında görmüştüm, her nasılsa zamanla aklımdan çıkmış ancak kitapçıda NTV Yayınlarına bakarken bu seriden tek kopya olan bu kitabı görünce hemen alıp okumak istedim =) Londra sevgim çok başka; dünyada nereleri görmek, gezmek istersin deseniz kesinlikle tek bir yer yeter benim için; o da Londra =)

Böyle renkli kısa kısa bilgilerle donatılmış kitaplara bayılıyorum; kesinlikle en sevdiğim tarzda kitaplardan. Çocukken de bu tarz bilgi veren, renkli çizimlere sahip kitapları çok severdim; o nedenle sanırım biraz çocukluğumu da hatırlatıyor bu tarz kitaplar =) İçeriği benim için oldukça ilgi çekici ve tatmin ediciydi. Bu kitaptan tam olarak ne beklediysem onu buldum diyebilirim.Bildiğim birçok şeyin yanında bilmediğim birçok bilgiyi de edindim. Yalnız bu kitaptan detaylı bilgiler edinmeyi beklemeyin; kesinlikle eğlenceli, hoş bilgiler edinmek ve keyifli bir zaman geçirmek için okunacak bir kitap ;)

Her bölümün sonunda yer alan, o bölümle ilgili daha fazla bilgi edinebileceğimiz sitelerin adresleri bence kitaptaki en hoş detaylardan biriydi.

Serinin bu kitap dışında bir de Paris ve Roma hakkında kitapları var; ilgilenenlere duyurulur ;)

İyi haftasonları =)

22 Kasım 2014 Cumartesi

bana çiçek vermişti albayım, üzerimde pembeli mavili bir gömlek

Blogun beşinci yılı doldu bu ay. Dedim "hadi artık, bırak şu mızmızlığı!" Demek ki sonbahar aylarında dürtüyor bizi bir şeyler yazmamız için. Son zamanlarda çok boşlasam da -ve kimi ayarları yapmayı hala başaramasam da- çok sevdim burayı, en çok da buradaki sohbetleri ve blog komşularımı. Nefes aldığım, paylaştığım, öğrendiğim, düşündüğüm bir yer oldu burası ses verenler sayesinde, siz çok yaşayın e mi! :)

Hızla hüzünlü konulara geçeyim, e dersimiz Kasım örtmenim! "Kasım ihtiyar, ölü bir ağaca bağladı beni / Nisana haber verin kurtarsın beni” diyor şarkı. Kasıma karşı biraz insafsız mı ne? (Tom Waits değil bu kez Liz Durrett söylüyor. Hatta bugünlerde şu seçkiyi dinliyorum, bakın beğenecek misiniz?)

Bugünlerde her şey pek dokunaklı geliyor, insanlık hallerine bakıp bakıp ağlayasım (sonra da bu halime haince gülesim) var. Niye öyle? İyi ama acıklı değil mi hallerimiz? Ne yapıyoruz küçük sincaplar gibi bir ağaç kovuğunu dünya belleyip? Avucumuzda tuttuğumuz palamudu nereye saklayacağımıza karar verememeler filan. Palamut yahu!:) Sonra bir de bu memleketin halleri var. Bazen umutsuzluğa kapılmıyor değilim. Bu topraklardaki çarpık bakışlarımız, zihnimizde kök salmış önyargılarımız filan. Hastamız yaşayacak mı, daha doğrusu hep böyle mi yaşayacak doktor? Öte yandan kendi kendini eğlendiren bir hokkabaz gibiyim, hep bir oyun oynamalar. (Mezartaşıma öyle yazsınlar, “doymadı oyuna!”)  Kuşlara isim bulmalar, kedilere meslek yakıştırmalar, şarkı tutmalar, isim tahmin etmeler, instagramcılık filan. Yoksa işte, o bildik tekrar.  

   

Kasım dedik ya, hani bir de insanlık halleri dedik, okul yıllarından her hatırlayışımda içimi yakan bir olay vardır. Minicik bir olay belki ama hiç unutamam.

Ortaokuldayım. Bazı günler ek ders yapıyoruz Fen Liselerine hazırlık için, okula erken geliyoruz. Öğlenciyim yoksa. O gün üzerimde önlük var –hayret!-. Asıl, pembeli mavili bir gömlek giymişim içine, önlük yakasının üzerine çıkarmışım, “havalı” olduğumu düşünüyorum o gün. Komik işte!

Derste birkaç şey lazım oluyor, böyle fırsatları kaçırmıyorum, ben getireyim diye atıyorum kendimi sınıftan dışarı, bana yeter ki tebdil-i mekan, hareket olsun! Odtü’deyken de hafta sonları üşenmeyip yurttan Yüzüncü Yıl’a gidip bir şeyler almaya gönüllü olurdum, sabahları o yürüyüş bana çok güzel gelirdi. Ekmek almaya giderken sevinen ender çocuklardan olabilirim. Şimdi daha üşengecim herhalde. Her neyse, eski bir okul bizimkisi, tavanlar yüksek. Mermer merdivenlerle Bugünün Saraylısı gibi –Sema Yunak versiyonu- iniyorsunuz aşağıya. Koşarak iniyorum. Okul kapısında nöbetçi öğrenci duruyor. Sabahçılardan. Karşılıklı gülümsüyoruz. Küçücük bir konuşma geçiyor aramızda. Pek hatırlamıyorum, belki de ona soruyorum silgi mi tebeşir mi, nerede diye. İnce, nazik biri, azıcık tutuk konuşurken. Sonra sınıfa giriyorum. Birkaç kez tekrarlanıyor bu, inip inip çıkıyorum. Biraz da heyecanlanıyorum karşılaşma için. Her seferinde gülümsüyoruz birbirimize. En son aşağı indiğimde elinde küçük bir çiçek demeti var, eğreti bir şekilde tuttuğu. Çiçeği bana uzatıyor. Ne dediğini de hatırlamıyorum, belki de bir şey demiyor, sadece çiçeği veriyor.

Çiçeği saklamaya çalışarak sınıfa giriyorum. Yanımda oturan Nebahat meraklı biri, hemen soruyor. Ben de söylüyorum. İnanamıyorum, diyor, başıma korkunç bir şey gelmiş olduğu konusunda ısrarcı. Birilerine fısıldıyor. Zil çalıyor, sabahçıların dersi bitiyor. Sınıftakilerin yanında aşağı inmeye çekiniyorum. Bekliyorum ki herkes insin. Sonra bakıyorum ki nöbetçi öğrenci yok. Daha sonra yanıma sınıftan Gökhan geliyor. İri yarı bir çocuk. “Merak etme, dövdük,” diyor. “Kimi?” diyorum. “Nöbetçi çocuğu,” diyor. “Neden” diyorum, boğazım düğümleniyor. Başka da bir şey demiyorum. "Nebahat söyledi" diyor. Ben okul bahçesine iniyorum. Kimse yok. Özür dileyeceğim ama bulamıyorum, sabahçılar dağılmış. İsmini de bilmiyorum. Ağlayarak yanaklarım yana yana, bahçede dolanıyorum. “Kaşağıyı ben kırmıştım” diyemeyen Ömer Seyfettin karakteri gibiyim. O gün içi kavrulan bütün öykü karakterleri adına ağlamış olabilirim, okul çeşmesinin yanındaki beton oturaklardan birine oturup. Niye o kadar çok ağladım, ben de bilmiyorum ama çok acıdı içim. O halim aklıma geldikçe, o Alkım'ı, birine çiçek verdiği için dövülen, “çoğunluğun” hırpaladığı bütün çocukları kucaklayasım gelir. 

Nöbetçi çocuğu bir daha görmedim. Bu olay, hep yakasını çıkardığım mavili pembeli gömlekle birlikte aklıma gelir, sanki o çocuğun dövülmesinin nedenidir. Ah işte... Çağan Irmak filmi olmaya doğru gidiyor yazı:) Ne yapayım, bugünlerde böyleyim. Bilmem bu olay onun aklında yer etmiş midir böyle? Pek sanmıyorum.

Küçücük bir olaydır ama koca bir insanlık sıkıntısı gibi hala içimi sızlatır. Böyle bir ortamda büyümüş olmak biraz içimi karartır. Bu coğrafyadaki bilinçaltının köklü arızalarından kendimizi ne kadar kurtarabilmiş olabiliriz ki diye düşünürüm, bu ortamda sevmeyi, aşık olmayı ne kadar öğrenmiş olabiliriz? Bu huzursuz debelenmelerimizde böyle “minik” olayların payı nedir? Ne bileyim… Belki de üzülmemeli, insanlık hali dediğimiz böyle bir şeydir, peşpeşe hata yapma, birilerini yaralama ve debelenme hali.

Ama üzülüyoruz işte, üzülmeyenler adına da üzülmek gerekiyor örtmenim. Yine de öğreniyoruz. Neymiş, birilerine çiçek vermek kötü bir şey değilmiş, çiçek güzel bir şeymiş. Hele ki nöbetçi öğrencilerin okul bahçesinden topladığı, arasına elinizi hafifçe çizen otların karıştığı, boyları birbirini tutmayan kasımpatılar çok güzel bir şeymiş.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Anahtar / Isballe Flas - Hayır Hayır Bana Ne / Marie Isabelle Callier (Mavibulut Yayınları)

AnahtarIsabelle Flas & Annick Masson"'Sakın ha, ben yokken kimseye kapıyı açayım demeyin!' dedi anne üç oğluna, alışverişe çıkmadan önce... Ama döndüğünde bir baktı ki anahtarını unutmuş! Eh, çocuklara da açmayın dedi ya bir kere...Ne küçüğü ne ortancası ne de büyüğü, hiçbiri açmıyordu kapıyı işte!"Üç afacan oğlan, annelerine ufak bir oyun oynamaya karar verir... Ardından Isabelle Flas, akıcı dili ve esprili diyaloglarıyla bu sevimli öyküyü anlatır; Annick Masson tablo güzelliğinde resimlerle süsler; böylece ortaya, ünlü "kurt ile yedi keçi yavrusu" masalına da gönderme yapan müthiş eğlenceli bir kitap çıkar.Hayır Hayır Bana Ne!Marie-Isabelle Callier"Selin küçük, şirin, ama bir o kadar da inatçı bir kızdır.Annesi ondan ne zaman bir şey istese hep hayır der. O kadar çok hayır der ki annesi bazen düşünür, küçük kızının içinde bir 'hayır canavarı' mı saklı diye...Acaba Selin annesine 'hayır' daha ne kadar diyecektir?"Çocukların belli dönemlere her şeye "hayır" dediklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. Büyüme sürecinin doğal bir parçası olan bu dönemi son derece eğlenceli bir üslupla anlatan bu kitap, hem çocuklara hem de anne-babalara sabrın ve karşılıklı anlayışın önemini hatırlatıyor. Annick Masson'un birbirinden güzel resimleriyle sıcacık bir öykü sizleri bekliyor...

13 Kasım 2014 Perşembe

Tema Değişikliği

Hazır blogum 4. yaşına basmak üzereyken yine bir tema değişikliği yapayım dedim ve sevdiğim renklerde, sade ve güzel bir tema hazırladım bloguma =) Böyle arada değişiklik yapmak hoşuma gidiyor, siz nasıl buldunuz? ;)

11 Kasım 2014 Salı

10 Kasım

Atatürk'ün Gençliğe HitabesiEy Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!Mustafa Kemal Atatürk20 Ekim 1927

10 Kasım 2014 Pazartesi

Kırtasiye: Yeni Alışveriş

Geçen hafta biraz gezdim, dolaştım ve güzel alışverişler yaptım. Sanırım epeydir böyle güzel kırtasiye alışverişi yapmamıştım. Aslında 1-2 birşeyler alıyorum ama bu sefer kırtasiye ve kitapçı gezip, herşeyi detaylı inceleyip, seviğim birkaç şeyi almak yoğun bir haftanın ardından epey iyi geldi diyebilirim =) Bakalım neler almışım ;)

Eşimle işten erken çıktığımız bir gün D&R'a uğradık ve bir süredir aklımda yeni bir Notelook defteri almak olduğundan bu yeni "Athina" kapaklıyı görür görmez kaptım. Mitolojiyi çok severim, bu kapak da çok hoşuma gitti. Elimde sanırım epey bir Notelook defteri var, bir ara fotoğraflayıp onar hakkında yazı yazmak istiyorum; Scrikss'in bu defterlerini ilk çıktığı günden beri pek seviyorum. Renk renk, farklı konseptlerdeki kapakları, kenarındaki lastik ve kağıt kalitesi benim hoşuma giden nedenler.

Stabilo'nun bu renkleri elimde olmadığından almak istedim, genelde tek tek alıyorum ama küçükken aldığım 10 renk paketleri de pek severim. Sanki ben küçükken daha uygundu fiyatları, nedense şu an çok uçuk geliyor fiyatlar. MonAmi'nin bu kaleminden haberim yoktu açıkçası markayı görünce almak istedim, oldukça hoşuma giden bir kalem oldu, gayet rahat bir tutuşu ve yazımı var. Bir diğer markayı görünce alma durumu da silgide oldu =) Morning Glory'i çok seviyorum, silgiyi görür görmez kaptım, ayrıca daha önce bu markanın silgisi olduğunu hiç bilmiyordum. Tombow uçlardan epeydir almamıştım, çok seviyorum bu uçları, başka bir marka hiçbir zaman yerini doldurmuyor. Ve etiketler tamamen sevimliliklerinden ötürü alındı =D

Son olarak bu karede gördüğünüz haftalık ajanda ve fotoğraflamayı unuttuğum yeni ambalajlı bir Tombow uç ile Milan silgi var. Bu ajanda Barunson marka; çok sevimli ve epey kullanışlı. Yeni yıl için bir ajanda almayı istiyorum ama bunun içinde tarih olmadığından her zaman kullanılabilir, hatta kullanmaya başladım bile. Tombow'un yeni ambalajını sevmesem de uç "3B" olduğu için bir denemek istedim, yumuşak uçlara bayılıyorum ve bu uç da çok güzel yazıyor. Hatta Google'dan bir görsel koyayım şuraya:

Son olarak; Milan'ın silgilerini seviyorum, ben genelde farklı markalar tercih etsem de yavaş yavaş Milan silgileri denemeye başladım. Aldığım modelini de epeydir merak ediyordum, çok da hoşuma gitti.

Google sağolsun yine bir görsel buldum =) İşte Milan'ın bu silgilerinden beyaz/krem olanını aldım;)

İnsan epey mutlu oluyor kırtasiye alışverişi yapınca =) Defteri geçen hafta aldım ama hala yazabilmiş değilim, ilk sayfa stresi yaşıyorum sanırım =P Yeni hafta başlamadan, tatilin bu son akşamında biraz keyif yapıp, aldıklarımı denemek istiyorum. 

İyi geceler ;)

8 Kasım 2014 Cumartesi

Uzakta / Mine Soysal (ON8 Kitap)

UzaktaMine SoysalEditör: Müren Beykanİki yaşam arasındaki uçurumu kaç katla ölçebilirsin?Şantiyeye, yatakhane zindana ne kadar uzaktı burası? Uykuya dalmadan önce son düşündüğü şey, "Hep burada, hep uzakta kalsam..." oldu. Erdo ve Dünya, biriktirdikleri türlü dertlerle örselenmiş bambaşka yaşamlarında, ilk kez aynı çatının altında, birbirlerinden habersiz uydular. Uyku adildi. İkisine de aynı güçle el verdi, ikisini aynı şefkatle bağrına bastı, kolladı. Uyku onları eşit ve bir kıldı.Büyük şehir. Vahşi bir çekim merkezi. Vaatleri de büyük, keşmekeşi de. O kadar büyük ki, herkes birbirinde ölçülemeyecek kadar uzak. Farklılıklar ve karşıtlıklar bitmeyen bir kaos içinde, bir arada. Binalar yükseldikçe hayatlar daralıyor. Şehir büyüdükçe insanlar küçülüyor. Varsıllık arttıkça yoksunluk yayılıyor; yeni "yaşam" alanları, yakın durması beklenen hayatları öteliyor uzaklara.Erdo, üniversite hayaliyle geldiği metropolde boğulurken; Dünya, varlıklı ama daracık dünyasında yarınını arıyor. Erdo başkalarının hayatını inşa ederek, Dünya ise başkalarının hayatından silkinip kurtularak bir gelecek kurmaya çalışıyor kendine. Türkiye'nin genç nabzına kulak veren yazar Mine Soysal'dan, birkaç kareden fazlasını göremediğimiz iki hayatın öyküsü.

4 Kasım 2014 Salı

Kısa Pantolonlular Çetesi / Zoran Drvenkar (Günışığı Kitaplığı)

Kısa Pantolonlular ÇetesiZoran DrvenkarResimleyen: Ole KönneckeTürkçe Yayın Editörü: Müren BeykanTürkçesi: Murat ÖzbankAvrupa edebiyatının asi kalemi Zoran Drvenkar, kasımda İstanbul'da okurlarıyla buluşuyor!Dört arkadaş bu kadar gerçek ve bu kadar komik olabilir mi?Pek çok dile çevrilen ödüllü kitaplarıyla Avrupa edebiyatının dahi yazarı Zoran Drvenkar, Soğuktan Korkmayan Tek Kuş ve Yerde Ağır Gökte Hafif  adlı resimli kitaplarının ardından, çocuklar için yazdığı çok komik ve sıra dışı bir kitapla daha Türkçe'de. Dört çocuğun gözünden, nasıl kahraman bir ekip olduklarının anlatıldığı roman, arkadaşlığı ve dayanışmayı yüceltiyor. Çocukların problem çözme yetisini, cesaretini ve insanları olduğu gibi kabul etme becerilerini çok eğlenceli ve soluksuz bir kurguyla anlatan kitap, sinema tadında bir başyapıt. 2005 yılında, çocuk ve gençlik edebiyatının en saygın uluslararası ödüllerinden Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü'ne değer görülen romanın yazarı, kasım ayında 33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda ve okullarda okurlarıyla buluşacak.2005 Alman Gençlik Edebiyatı ÖdülüAda, Beton, Sırıtık ve Rudolpho dört yakın arkadaş. Onlar "Kısa Pantolonlular Çetesi." Ciddi kahramanlıklarıyla ün salan çetenin dudak uçuklatan maceralarını onların ağzından dinleme zamanı! Durmak bilmeyen bir trenden nasıl kurtuldular? Sadece şort ve tişörtleriyle kar fırtınasına yakalandıklarında ne yaptılar? Belalı bir çetenin kartopu saldırısını nasıl püskürttüler? Bu romanda, şaşırmanın ve eğlencenin sonu yok...Zoran Drvenkar, 1967'de Hırvatistan'da doğdu. Üç yaşında ailesiyle Berlin'e taşındı; ilk şiirini 13 yaşında yazdı ve 20'li yaşlarının başında edebiyat bursu kazandı. 1999'da Niemand so stark wie wir (Kimse Bizim Kadar Güçlü Değil) kitabıyla Oldenberg Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü, 2002'de Soğuktan Korkmayan Tek Kuş (Der einzige Vogel, der die Kalte nicht fürchtet) ile Kuzey Ren-Vestfalya Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü aldı. Onlardan Biri (Cengiz&Locke) ve Aleve Dokunmak (Touch The Flame) adlı gençlik romanları ON8 tarafından, küçükler için yazdığı Yerde Ağır Gökte Hafif (Paula und die Leichtigkeit des Seins) Günışığı Kitaplığı tarafından Türkçeye çevrildi. Son çocuk romanı Du schon wieder (Yine Sen) olan yazar, Berlin yakınlarında yaşıyor.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Kitap: Okunmayı Bekleyenler: Uzun Dünya, Ölümcül Merhamet, Yerkara

Blog başlıklarımda biraz değişiklikler yapacağım; bunu hem bir yayında karman çorman oradan buradan bahsetmeyeyim, biraz daha düzenli olsun diye hem de daha sık daha düzenli yayın yapmak için ;) 

İşte bunlardan biri de Kitap kategorisinde "Okunmayı Bekleyenler" başlığı. Bekliyorlar çünkü bu kitaplar benim kitaplığımda mevcut :)) 

Bunlardan ilki Uzun Dünya. İthaki Yayınları'ndan çıkan bu kitabı kitap fuarından almıştım. Terry Pratchett'ı pek severim, kitabın konusu oldukça ilginç.

Diğer iki kitap ise DEX yayınlarından. Bu iki kitap da epeydir kitaplığımda ama okumayı çok istediğim iki seri bunlar. Konuları oldukça güzel, hatta Ölümcül Merhamet'e başlamıştım ve çok beğenmiştim, bi ara devam edeceğim.Siz bu kitapları okudunuz mu, beğendiniz mi? Yorumlarınızı bekliyorum ;)